Lütfen bekleyin..

MUHAMMED FURKAN

AH BENİM ÇOCUKLUĞUM!

07 Eylül 2015, 15:31 - Okunma: 2463

Büyüdükçe ufalanan sevinçlerim gibi gittikçe bir hayale dönüşüyorsun. Küçücük tepeleri dağ sandığım günlerde,  Dut ağacına kurulan salıncak ile göğe yaklaştığımı hissederdim.

İşte o anlarda, bir özgür çığlık ile yeri göğü çocukça inletirdim.  O anlardan aklımda kalan şeylerden biri de salıncak yaptığımız keçi kılından örülü kalın ipin beni çokça rahatsız ettiği ve buna rağmen ısrarla vazgeçemediğimdir.

Zaten salıncaktan nasıl vazgeçebilirdim ki; öyle ya çocuk olmanın ciddiyet istediği bir coğrafyada, çocukluğumun farkına bir bu salıncağa binerken, bir de elektriğin gelmediği günlerde annemin masallarını dinlerken varırdım.

Başka türlü uzaktı bizden çocukluk, biz gerçekten de çocuk olmanın ciddiyet istediği bir coğrafyada doğmuştuk. Bizden büyük ağabeylerimiz ve ablalarımıza özenir onlar gibi büyük olmak isterdik. Çünkü onlar gibi büyüyünce önemseneceğimizi düşünür, azarlanmaktan kurtulacağımızı hayal ederdik.

Böyle düşünmemize sebep ise galiba genel de etrafta ve evde olan bütün her şeyin sebebinin küçükler gösteriliyor olmasıydı.

Mesela bir bardak su bile istenirse bu bize emredilir, en son yemeğe biz oturur, en önemsiz olarak hep biz değerlendirilirdik. Bu yüzden de hep büyümeyi hayal ederdik.

Büyüme isteğimize bir başka sebepte elbette mavi önlük hayaliydi. Ağabeylerimizin ve ablalarımızın giydiği, yaka işlemeli, şık ve güzel duran mavi önlük. 

O günlerden iyice zihnimde kalan şeylerden biri de bu mavi önlüğe olan özenti, ben ve bütün yaşıtlarımda büyük bir hayaldi. Ağabeylerimiz ve ablalarımız bu önlüğü giydikten sonra bir başka güzel oluyorlar, televizyonlarda konuşulan dili anlıyorlardı.

Oysa biz okula gitmeyenler onların bildiği bu dili bilmiyorduk. O zamanlar bizim dilimizde televizyon da hiçbir şey yayınlanmıyor, hatta bizim bildiğimiz dilde,  konuşmanın bazı yerlerde yasak olduğu konuşuluyordu. Bir tek çift çanaklı antenler ile birkaç televizyon kanalında dilimizde Televizyon yayını olduğu söylense de, devlet buna hiçbir vakit gönül rahatlığı ile izleyebilmemiz için müsaade etmedi. 

Dil o kadar büyük bir mağduriyet var ediyordu ki; büyüklerimiz hastaneye gittiklerinde, muhakkak yanlarında mavi önlük giymiş bir ağabeyimizi götürürlerdi.

Tabi ki yanında götürdükleri mavi önlüklü hasta olmazdı, hastanın bilmediği i dil ile hastanın derdini doktorlara tercüme ederdi. Hastaneden eve dönüşlerde ise hep hastalığın anlatışı ile ilgili kavga olurdu.

Sen yanlış söyledin, sen yanlış anlattın diye hasta ile tercüman birbirini yer dururdu. Gerçekten son derece zor bir durumdu, büyüklerimizin büyük bir bölümü,  ülke de konuşulan dili anlamıyor ve konuşamıyorlardı.

İşte bu yüzden mavi önlük bir başka güzel oluyordu. Büyüklerimizin tümü yaşadıkları mağduriyeti yaşamamız için bize sürekli okula gitmemizi nasihat ederlerdi.

Bazen kış gecelerinin elektrikli günlerinde, babalar okula giden çocuklarını yanlarında oturtur ve çıranın aydınlığında en iyi kim Türkçe okur yarışması yaparlardı.

Doğru okunan cümlelerin ardından O kadar büyük mutluluklar yaşanırdı ki, en sonunda bir gurur tufanı alır başını götürürdü.

Türkçe bilmeyen insanlar çocukları Türkçe okumaya başladıkları için gururlanırdı.

Bizler Kürt ırkına tabiydik. Ben öyleydim, babam öyle, dedem öyle, dedemin dedesi de Kürt’tü. Biz Kürt olmamıştık ki Kürt doğmuştuk ama hiçbir zaman Türk’e, Türkçeye ve Türkiye’ye karşı bir zıt duygu beslemedik.

Farklı olduğumuzun farkına bile devletin yasakları ile varıyorduk. Bir şarkının bizim dilimizde yasak olmasını bazen günlerce bir çocuk aklı ile düşünür en sonunda ise her halde onlar anlamadıkları için yasaklıyorlar diye düşünüyordum. İşte bu yüzden biz hiçbir vakit sizin çocuklarınızın izlediği çizgi filmleri anlayıp gülemedik.

Bir tek çizgi film kahramanlarının hal ve hareketlerden ekrana kilitlenirdik. O kadar çocuktuk ki; Çocukluğumuzun hiçbir döneminde ne park gördük ne de kaydırak.

Beş sınıfın beşinin de aynı odada eğitim gördüğü bir köy ilkokulunda, Türkçeyi ancak okula başladıktan üç sene sonra öğrenirdik.

Önce tebeşirin ne olduğunu öğrenir, silgiyi, fişi, kapıyı, tuvaleti, binayı ve sizin diliniz ile aklınıza gelebilecek bütün her şeyi önce kavrar, sonra bunlara alışmaya çalışırdık.

Biz Kürt olmadık ki; Kürt doğduk. Ben de öyleyim, atalarımda öyle, atalarımın atası da öyle…  Hiç öyle dedikleri gibi dağ Türkü falan da değiliz, bizim dağlarımızda yağan karlardan; kart kurt sesi çıktığını ise işitmiş bile değilim. Biz de sizin gibi insanız ve her insan gibi kendi kaplarımızdan yemek yeriz.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
148 gün önce
173 gün önce
180 gün önce
189 gün önce
231 gün önce
321 gün önce
334 gün önce
358 gün önce
382 gün önce
384 gün önce
389 gün önce
396 gün önce
404 gün önce
421 gün önce
428 gün önce
440 gün önce
449 gün önce
474 gün önce
498 gün önce
533 gün önce
568 gün önce
589 gün önce
589 gün önce
665 gün önce
676 gün önce
680 gün önce
685 gün önce
687 gün önce
693 gün önce
732 gün önce
747 gün önce
749 gün önce
761 gün önce
767 gün önce
814 gün önce
846 gün önce
848 gün önce
902 gün önce
943 gün önce
970 gün önce
1021 gün önce
1131 gün önce
1141 gün önce
1141 gün önce
1159 gün önce
1161 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=