Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

ADALET VE ÖLÜMLER

10 Aralık 2015, 15:00 - Okunma: 1871

Gün geçmiyor ki sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerden ölüm haberleri gelmesin.

Gün geçmiyor ki insan yanımız kanamasın.

Gün geçmiyor ki gözyaşlarımız yanaklarımızı ıslatmasın, yüreğimize ağıtlar kazınmasın.

Yalaka havuz medyasının tüm gizleme, çarpık, yönlendirici ve yalan haberlerine rağmen gerek doğru habercilik yapan gazete ve haber merkezlerinden, gerekse de sosyal medya üzerinden gerçekler, cıplaklaşıp gözlerimize ve yüreklerimize işlemeye devam ediyor.

Her ölüm bir taraftan vicdanlarımızı ve insan yanımızı ayağa kaldırırken diğer taraftan kanıksama ve alışma tarafımızı da işliyor.

Ölüm haberlerini günlük hava raporu gibi ya da rakamsal bilgi niteliğiyle izlemeye başlıyoruz.

Her ölüm, ölenin kimlik ve yakınlık bilgisiyle yakıyor yürekleri. Aynı içerikle “oh olsun”lar, “hak etmişti”ler de yayılıyor tüm pislikleriyle, insanlık yanımızı kirleterek.

Resmi kaynaklar, öldürülenleri “terörist” olarak ilan edip, toplumun bir kısmını arkasına almaya çalışırken, ölenlerin kimlik, yaş, cinsiyet durumlarıyla “terörist” olarak lanse edilen kriterlere uygun olmadıkları ortaya çıktığında ise ya çatışma arasında kalarak ya da “teröristlerin açtığı ateş sonrası öldüklerini söyleyerek” yasal zemine oturtulup temize çıkılmaya çalışılıyor.

Ne kadar saklanırsa saklansın, öldürmelerin gerçekleştiği sokağa çıkma yasaklı bölgelerdeki vahşet kısa sürede güneşin doğmasıyla karanlıklar aydınlanınca çarpıyor görmek istemeyen gözlere.

Öldürenlerin, yöre insanlarına karşı taşıdıkları kin ve öfkeyle yaptıklarını, vahşet ve insanlık dışı yöntemlere taşıması sonucunda, özellikle ölen kadınların çırılçıplak sergilenmesi, zırhlı araçların arkasına bağlanarak sürüklenmesi gibi ortaya çıkan çirkin görüntüler çoğalmaya başladı.

Bu görüntüler ya vicdanları sarsarak insan yanımızı ayağa kaldırıp öfkemizi çoğaltmakta ya da kin ve nefret söylemlerinin artmasına neden olup toplumsal tepki olarak yerini almaktadır.

Öldürüldüğü söylenen ve “terörist” olarak ilan edilenlerin çoğu çocuk veya 18 yaş altı genç, kadın, yaşlı… Kısaca resmi makamların “terörist” kriterlerine uymayan kişilerden oluşuyor.

Ölenler içinde, evinin kapısı önünde, merdiven başında vurulan hamile kadın, kapısının önünde vurulan yaşlı amca, çoğu 10 – 12 yaşlarında çocuklar, 18 yaş altı gençler var.

Öldürenler öldürmekle yetinmeyip, ölü vücutları araç arkasında sürükleyerek, çırılçıplak teşhir ederek insan yanımıza işkence ediyor.

Sokağa çıkma yasakları ve özel güvenlik bölgesi ilanlarıyla bölgede başlatılan gayrı resmi olağan üstü hal yönetiminin başlamasından bu yana öldürülen insan sayısının binlere yaklaşması, öldürme konusunda ne kadar sorumsuz ve pişkinlikle davrandıklarını gösteriyor.

Adalet mekanizması askıya alınmış durumda.  Yargılama yok. Sadece suçlu, “terörist” var ve öldürme dışında bir uygulama, yakalama, yargılama yok.

Çok açık biçimde, yasa dışı, genel geçer adalet anlayışına bile ters düşen ve açığa çıkan öldürme durumlarında bile öldürenlere karşı yargılama ve adalet işlemiyor, işletilmiyor.

Ortada sadece öldürmeler de yok. Sokağa çıkma yasağı uygulamalarının yapıldığı bölgelerde su, elektrik, telefon kesintileri ve halkın gıda ihtiyaçlarını karşılaması yönündeki engellerle halk ayrı bir şekilde baskı ve şiddete maruz bırakılıyor.

Ölenlerin öldürüldüğü yerlerde bekletilmesi ve alınmalarına müsaade edilmemesi, gömme yasağı, ölü vücutların buzdolaplarında bekletilmesi, ayrı bir işkence olarak uygulanıyor.

Haksız biçimde öldürülen henüz 10 – 12 yaşlarındaki çocuklarını defnedene kadar buzdolabında bekleten anne ve babalara yaşatılan psikolojik travmalar ise ayrı bir işkence.

Tüm bu uygulamaların hazırlığı, tehdit ve baskılarla meclisten geçirilen İç Güvenlik Yasasıyla çok önceleri yapılmıştı. Bu yasa çıkarılırken gören gözler, düşünen kafalarca bu günler öngörülmüş bu nedenle de karşı çıkılmıştı. Olmadı.

İşte tam da gözler ve yürekler bunları gördüğü zaman sorular başladı karışık zihinlerde.

Adalet ne zaman ve nasıl işleyecek?

Pervasızca öldürmeler ne zaman son bulacak?

Sorumlular nasıl ve hangi adil koşullarda gerçek anlamda yargılanacak?

Yakılıp yıkılan ev ve işyerleri nasıl ve ne zaman tazmin edilecek?

Düşmanlık ne zaman bitecek?

Neredeyse yasaların hiç işletilmediği koşullarda, iktidarın emriyle hareket eden adaletle bunlar nasıl yapılacak?

Toplumsal bölünme ve düşmanlık ne zaman ve nasıl bitirilecek?

Adalet gerçek anlamda nasıl tesis edilecek?

Zor bir dönemden geçiyoruz.

Bu soruların cevaplarının olumlu anlamda kısa sürede verilemeyeceğini de biliyoruz.

Yine de bu sorulara cevap olacak çalışmaların bu günden başlatılması gerektiğine inanıyoruz.

Yürekler daha fazla ezilmeden, gözyaşları tükenmeden, vicdanlar kurumadan, birlik ve beraberliğin tesisi ve toplumsal muhalefetin yükselmesi için gereken yapılmalıdır.

Aksi durum sadece Cumartesi annelerinin sayısının çoğalmasına yardım eder

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
129 gün önce
142 gün önce
150 gün önce
261 gün önce
293 gün önce
341 gün önce
401 gün önce
425 gün önce
443 gün önce
448 gün önce
485 gün önce
489 gün önce
509 gün önce
510 gün önce
523 gün önce
530 gün önce
533 gün önce
538 gün önce
541 gün önce
544 gün önce
546 gün önce
551 gün önce
558 gün önce
559 gün önce
560 gün önce
562 gün önce
565 gün önce
569 gün önce
583 gün önce
584 gün önce
590 gün önce
608 gün önce
615 gün önce
616 gün önce
618 gün önce
619 gün önce
621 gün önce
622 gün önce
623 gün önce
624 gün önce
625 gün önce
628 gün önce
635 gün önce
636 gün önce
637 gün önce
639 gün önce
646 gün önce
649 gün önce
653 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=