Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

SURİYE BİLMECE OLMAKTAN ÇIKTI

17 Şubat 2016, 16:45 - Okunma: 2343

Bu güne kadar bilmece olan Suriye’de bugün Almanya Başbakanı Merkel ile yapılan telefon görüşmesi eksik olan bütün taşları yerine oturtunca, bilmece olmaktan çıktı.

Almanya Başbakanı Merkel, bir hafta önce Türkiye’ye gelmiş, resmi açıklamalara göre “mülteci krizi” odaklı görüşmelerde bulunmuştu.

İlginç bir tesadüfle! 1 Kasımda Almanya’da seçimler var. Son zamanlarda kan kaybeden başbakan ve partisi destek arayışlarını sürdürüyor.

Gerek Almanya’daki Türkiye kökenlilerin gerekse aşırı sağın oylarını alabilmek için Türkiye’den destek alma peşindeydi. Bu destek karşılığında, AB’nin mülteciler için harcanmak üzere vereceği para masaya konmuştu.

Bu dışarıdan görünen fotoğrafın arka yüzünde ise görünmeyen/gösterilmek istenmeyen pazarlığın maddeleri de bugün ortaya çıkıyor.

Dün saat 18.00 itibarıyla başlayan top atışları sonrası, Türkiye’nin ABD, Fransa ve Rusya’dan aldığı tepkiler sonrası iki başbakanın yaptığı telefon görüşmesi boşuna değildi.

Resmi açıklamaya göre, Suriye’ye yapılan top atışları konusunda iki başbakan bilgi alışverişinde bulunmuştu!

“Ne alaka” dedirtebilecek bu açıklama, Merkel’in bir hafta önce yaptığı ziyarette yapılan pazarlık maddelerinin ne olduğu konusunda fikir sahibi olmamızı sağladı.

Bu telefon görüşmesi, aynı zamanda 1 Kasım seçimlerinde Merkel ve partisinin ne denli zorda olduğunun da göstergesi durumundaydı.

ABD ve Fransa, Suriye’ye yapılan top atışlarının durdurulmasını istemesine rağmen savaş isteyen tavrını sürdüren ve top atışlarına devam eden Türkiye’nin, başbakanlık düzeyinde Almanya ile görüşmede bulunması, ABD ve Fransa’ya gösterişten başka bir şey değil.

Aynı zamanda Almanya gibi güçlü bir devletin, Türkiye’nin Suriye’ye karşı saldırgan tutumu karşısında herhangi bir tepki vermemesi, sadece telefonla bilgi alışverişinde bulunması, uluslar arası devlet hukukunda ve siyasi arenada “destek” olarak yorumlanır.

Türkiye, başbakanlık düzeyinde yapılan bu telefon konuşmasını medyaya servis etmesinin arkasında da, kendisine tepki sunan güçlere karşı bu “desteği” duyurma gayretinden başka bir şey değildir.

Suriye’yi bu kadar değerli yapan neydi?

2011 de başlayan Suriye krizinde ilk etapta petrol çıkarları ön plana çıktıysa da Türkiye’nin/Yönetimin asıl istediği, Suriye basamağı ile bölgede söz sahibi olmak, bölgede (özellikle de İslami ülkeler için) önder olmak, bölgenin emperyalisti olmaktı.

Bu çok büyük bir iddia gibi gözükse de, Türkiye’de 13 yıldır iktidar olan güçlerin yaptıklarına ve izlediği politikalara baktığınızda bu iddianın ulaşılmaz/afakî olmadığını görürsünüz.

Hiçbir planın mükemmel olmaması gibi iktidarın bu konuda yaptığı planlar da mükemmel/eksiksiz değildi.

Çevresel faktörler, global emperyalist güçlerin çıkarları/vazgeçmeyecekleri, İslam dünyasının içerisindeki karışıklıklar, Rusya ve Kürtler iyi hesap edilmemiş, planlama içerisine “B”, “C” seçenekleri koyulmamıştı.

Suriye’de krizin çıkmasıyla birlikte İŞİD ile anlaşma yapılmış, destek sağlanmış, karşılığında ucuz petrol alımı sağlanmıştı.

IŞİD’e destek sağlayanlar içerisinde elbette ABD’de vardı.

ABD kendisi dışındakilerin amaçlarını biliyor, nerede ve ne zaman durduracağının hazırlık ve hesabını yapıyordu.

Başlangıçta İŞİD çok hızlı gelişme kaydetti ve kısa zamanda Suriye’nin 1/3’ü ele geçirdi. İŞİD ilk etapta Suriye ile Türkiye sınırının tamamını kontrol etmek istiyordu.

Böylece Kuzeyi güvenlik altına almış olacak, Türkiye sınırını her türlü işi için kullanacaktı.

Yapılan planlamanın hiç düşünmediği konulardan birisi, Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerdi. Kürtler beklenenden çok daha büyük direniş göstererek IŞİD’in karşısında duruyordu. 2012 de kantonların ilanını yapmış, Halkın Savunma Birlikleri, YPG’yi kurmuş ve ordu olarak ilan etmişti.

Bu direniş karşısında 2014 tarihinde Kürtleri yenilgiye uğratmak için, IŞİD büyük bir güçle Kobanê’ye saldırı başlattı.

Kobanê çevresindeki 350 civarındaki köyü almaya başaran İŞİD son saldırısını Kobanê’ye yaptı.

26 Ocak 2015 tarihinde ABD ve ittifak güçlerinin desteği ile YPG güçleri Kobanê’yi IŞİD’den kurtarmayı başardı.

Kobanê’nin kurtuluşunun ardından IŞİD’e karşı başlatılan temizlik hareketiyle Kürtlerin kontrol ettiği saha ve sınır bölgesi büyümeye başladı. IŞİD’in, özellikle sınır bölgesindeki alanı daraldı.

Kobanê direnişi ve kurtuluşu birçok şey için dönüm noktası haline geldi.

Kobanê direnişi bütün dünyada, dost düşman herkes tarafından saygıyla karşılandı.

Bu sayede Kürtlere destek hızlandı ve çoğaldı.

Bu gelişmelerin ardından Rusya’nın IŞİD’e ve muhalif güçlere karşı başlattığı saldırılarla eli güçlenen Esat, Suriye’deki etki alanlarını genişletmeye, kaybettiği alanları geri almaya başladı. Suriye’de tüm hesaplar ters dönmüştü.

Yani planlara, yeni yöntemlere ihtiyaç vardı.

ABD, bu gelişmeleri çok önceden hissetmiş, İran ile ilişkilerini düzeltmiş, İran’ın Suriye’ye yardım etmesine göz yummuş, PYD ile IŞİD’e karşı mücadele için askeri anlaşma yapmıştı. Rusya’da askeri anlamda yaptıklarıyla yerini garantilemişti.

Suriye’de Esatsız yönetim isteğinden vazgeçen ABD Orta doğudaki çıkarlarını kaybetmemek için yeni planlarını devreye sokmuştu.

Rusya ve ABD öncülüğünde Münih’te bir araya gelen Suriye’nin savaşan tarafları, bir hafta içerisinde ilan etmek koşuluyla ateşkes kararı aldıklarını açıkladığı bir zamanda, taraf olan hiçbir güç, savaşın yeniden körüklenmesine, Suriye’den tek başına çıkar elde etmeye çalışanlara müsaade etmeyeceği açıktır.

Hakan Fidan’a ait olduğu söylenen kayıtlarda olduğu gibi “ Suriye’ye 4 adam gönderir, Türkiye’ye 8 füze yollatır, savaş gerekçesi üretirim” gibi girişimlerin tutmayacağı açıktır.  “PYD, Azaz tarafından bize ateş ediyor” iddialarıyla top atışına başlamak yetmeyecek, halk bu iddiayı yutsa da ABD, Rusya ve Fransa gibi emperyalist güçler yutmayacak, Türkiye’nin Suriye’ye girme hevesini kıracaktır.

Şu anda durum tam da budur.

Türkiye nabız yoklamak için “karşı taraftan taciz ateşi geldi, bende angajman kurallarını uygulayarak cevap veriyorum” diyerek başlattığı top atışlarına, Rusya, ABD, Fransa ve PYD tepkisini koydu.

14.02.2016 tarihinde, Münih’te düzenlenen 52. Münih Güvenlik Konferansına katılan Kürdistan Bölgesel Başkanı Mesut Barzani’nin, konuşmacı olarak katılacağı “terör ve Ortadoğu” paneline katılmaması, gelişen olaylara ve Almanya’nın Türkiye’ye verdiği desteğe tepki mi? Bilemiyorum.

Bugün itibarıyla Suriye politikasında yerini tam olarak belirlemeyen bölgesel tek güç olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi kaldı.

Onu da ilerleyen günlerde öğreneceğiz.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
94 gün önce
102 gün önce
125 gün önce
179 gün önce
347 gün önce
360 gün önce
368 gün önce
479 gün önce
511 gün önce
560 gün önce
619 gün önce
643 gün önce
661 gün önce
666 gün önce
703 gün önce
707 gün önce
727 gün önce
728 gün önce
741 gün önce
748 gün önce
751 gün önce
756 gün önce
759 gün önce
762 gün önce
764 gün önce
769 gün önce
776 gün önce
777 gün önce
778 gün önce
780 gün önce
783 gün önce
787 gün önce
801 gün önce
802 gün önce
808 gün önce
826 gün önce
833 gün önce
834 gün önce
836 gün önce
837 gün önce
839 gün önce
840 gün önce
841 gün önce
842 gün önce
843 gün önce
846 gün önce
853 gün önce
854 gün önce
855 gün önce
857 gün önce
864 gün önce
867 gün önce
868 gün önce
871 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=