Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

NEDEN KISA GELİR YAŞAM, İNSAN SEVERKEN

26 Şubat 2016, 16:53 - Okunma: 2701

Bugün efkârlanmayı seçtim.

Özlem duyduğum insanları düşündüm. Uzun zamandır görmediği kızımı ne çok özlediğimi anladım. Hüzünlendim bir an. Geçti hayali gözlerimiz önünden.

Kavuşma ihtimali günleri düşündüm. Sabretmenin gerekliliğini. Bitecek bir gün özlem, bir dahaki başlangıcına kadar. Tümüyle yok olmayacak elbet.

Yakın zamanda yanımda olan, kısa beraberlik sonunda geri dönen diğer kızımı.

Zaman yakın belki, yine de özlem aynı, çok büyümemişse de büyümekte yavaştan…

Kızlarım, canlarım, yaşamımın en güzel parçası, yaşam nedenlerim.

Gidereceğiz özlemlerimizi bir gün, sarılarak sımsıkı yüreklerimizle, belki gözyaşlarımızın eşliğinde, sevinçten. Yeniden doldurmak için özlemi, boşaltacağız beraberce yüreklerimizi, gülümsemeler eşliğinde, biriktirdiğimiz özlem sayesinde.

Annemi getirdim aklıma. 7 yıl olmuş, kendisini bu yaşamdan uğurlayalı.

Az değil, 7 yıl. Özlem, çok, karşılanmayacak kadar. Karşılanması, son bulması imkânsız olanlardan…

“Oğlum aç mısın?” sorusunu özledim, sevgisini de içine koyarak sorduğu.

Bakışlarını özledim, baktığında sımsıkı, sıcacık sarıldığı yüreğimi, yüreğiyle.

Kadersizdi. Yaşamı yaşam değildi. Zordu. Yine de bıkmadan, usanmadan sarılırdı yaşama, bizler için, bizler adına. İstediği yaşamak değildi, bizlerin yanında olmaktı.

Bizlere yemek yapmaktı, içine kendinden katarak. Ne yapsam da bir daha sıcaklığını duyamayacağım anamı, bana yaşamı sunanı, sütünü vereni, sevgisini esirgemeyeni, çok, çok fazla özledim.

Babama olan özlemim azaldı nedense. Belki imkânsızlığı kabullenecek kadar çok uzun zaman geçtiğinden. Bizi terk etmek zorunda kaldığı günün üzerinden 46 yıl geçtiğindendir belki. Belki de çok uzun kalamayışımızdandır, yan yana. Gittiğinde 13 yaşında olmamın etkisi de olabilir.

Ne çok özlerdim ilk gidiş yıllarında. Ne çok arardım, avuçlarında olduğunda elim, kendimi dünyanın hakimi sandığım sıcak ellerini. Korkardım kızacak diye, bir fiske bile vurmadığı halde.

Korkardım, yine de isterdim yanımda olmasını. Bilirdim ki ben korkuyorsam başkaları da korkar babamdan, korkar da bize bir kötülük yapamaz diye.

Bir kez bile “Seviyorum” demese de hisseder, bilirdik sevdiğini, gerektiğinde yaşamını yaşamımıza katacak kadar.

Çok sevdiğin için mi çabucak gittin. Oysa ben, senin için silmiştim beynimden, seni erkenden alanı, bizden.

Ya sen canım kardeşim.

Arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, arkamdaki dağ, önümde yol açanım, öğretmenim, ne varsa yaşamda içinde parçası olan güzel insan.

Yaşamı gerçek anlamıyla paylaştığım, paylaşmayı öğrendiğim güzellik. İnatçılığınla devirdiğin engeller sayesinde yürüdüğümü unutur muyum?

Ne çok güzellik yaptın da bir gün olsun “bunu ben yaptım” demedin. Söylediğin sözünün arkasından çekilmedin diye güvendi insanlar sana, başta ben.

Güldün mü yüreğinle, gözlerinden saçılan ışığı görünürdü yaşamın.

Ne yaptınsa içten yapardın. Ne yapmaya başladıysan, asla yarım kalmaz, yolda kalmaz, eksik kalmaz, biterdi. Öğrendiklerimin çoğu sendendi. Çok istedim “sen” gibi olmayı, olmadı, olamazdı da.

Ne vardı şu an yanımda olsaydın/yanında olsaydım. Konuşmasak da olurdu, bir kez baksaydın gözlerimin içine, bakışlarındaki sıcaklık işleseydi içime.

Ne çok özlemişim be…

Hepinizi ayrı ayrı.

Hepinizi çok.

Harflerin tuşlarına basarken teker teker, sıkıyorum gözlerimi, hatalarıma, eksiklerime yolladığım küfürler eşliğinde, düşmesin diye yaşları, içinden.

Özlem sadece gidenlere duyulmuyor elbette.

Yılları acısı, tatlısı ve zorluklarıyla yaşamı,  gerek dışarıda gerekse ceza evlerinde paylaştığımız, kararlılığından asla şüphe duymadığımız yoldaşlarımız. İnandıklarımız ve hedefimize oturttuklarımız için kişisel çıkarlarımızı kenara koyup yıllarımızı birlikte ve gözümüzü kırpmadan verdiğimiz, kardeşten yakın dostlarımız.

Eylemlerde koruyup kolladıklarımız.

Birlikte dayak yediklerimiz, işkenceye direndiklerimiz.

Teker teker yitirdiğimiz yoldaşlarımızın cenazelerinde bir araya gelebildiğimiz, özlemlerini biriktirdiğimiz yoldaşlarımız.

Gidenlerin bir daha görülemeyeceğinin acılarını yüreklerimize doldurduklarımız. Gözyaşlarımızı içimize akıttıklarımız.

Sadece insanı mı özler insan?

Yıllarımızı geçirdiğimiz cezaevlerinde göremediğimiz doğayı, yeşili, çiçekleri, yağmuru aldığında toprağın verdiği kokuyu özlemedik mi?

Cezaevlerinde kısa mesafelerde volta atmaktan, düz yolda yürümeyi özledik.

Hasret kaldığımız yeşil doğayı özledik.

Hem de nasıl özledik.

Her özlediğimizi, aslında çok sevdiğimizi anladık. Özlediklerimizle yeterince yaşamı paylaşamadığımızı anladık. Sevgimizi yeterince veremediğimizi, hissettiremediğimizi anladık. Sevmenin güzelliğini öğrendik, bir kez daha.

Tek başına ihtiyaç olmayan, ihtiyaç duyduklarına karşı hissedilen ve tamamen çıkarsız sevgiyle beslenen “özlemin”, özlenen nedeniyle güzelleştiğini öğrendik. Büyüdükçe zorlaştığını ve imkânsızlaştıkça acılaştığını öğrendik.

Özlediklerimize yeteri kadar sarılamadık.

Ya yaşam kısa geldi ya da biz geciktik.

Neden kısa gelir yaşam, insan çok severken?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
44 gün önce
58 gün önce
176 gün önce
184 gün önce
207 gün önce
261 gün önce
429 gün önce
442 gün önce
450 gün önce
561 gün önce
593 gün önce
642 gün önce
701 gün önce
725 gün önce
744 gün önce
748 gün önce
785 gün önce
789 gün önce
809 gün önce
810 gün önce
823 gün önce
830 gün önce
833 gün önce
838 gün önce
841 gün önce
844 gün önce
846 gün önce
851 gün önce
858 gün önce
859 gün önce
860 gün önce
862 gün önce
865 gün önce
869 gün önce
883 gün önce
884 gün önce
890 gün önce
908 gün önce
915 gün önce
916 gün önce
918 gün önce
919 gün önce
921 gün önce
922 gün önce
923 gün önce
924 gün önce
925 gün önce
928 gün önce
935 gün önce
936 gün önce
937 gün önce
939 gün önce
946 gün önce
949 gün önce
950 gün önce
953 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=