Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

YA BAŞKANLIK OLSAYDI

29 Şubat 2016, 18:42 - Okunma: 2385

Dönemin sağlık bakanı Mehmet Müezzinoğlu 17 Ağustos 2015 tarihinde Bursa’da düzenlenen Osmangazi ilçe danışma meclisi toplantısında yaptığı konuşma içerisinde “başkan seçmiş olsaydık bu günkü kaos yaşanmazdı” demişti.

Dönemin başbakan yardımcısı Tuğrul Türkeş, 7 Kasım 2015 tarihinde, 1 Kasım seçimlerini değerlendirdiği konuşmasında “eğer Türkiye’de başkanlık sistemi olsaydı 7 Hazirandaki kriz yaşanmayacaktı” saptamasında bulunarak benzer sonuca ulaşıyordu.

7 Haziran krizi olarak bahsedilen ise, sonuçları beğenilmeyen seçimlerdi.

7 Eylül 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan A haberde katıldığı programda kendisine sorulan “400 milletvekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün” sözleri üzerine, cevaben “Eğer 400 milletvekilini alacak ve Anayasa'yı değiştirecek bir sayıyı bir parti almış olsaydı, durum bugün çok daha farklı olurdu." demişti. Bu konuşma, bir gün önce Dağlıca karakolu saldırısında 16 askerin ölmesinin ardından yapılıyordu.

Bu cevap içerisinde söylenmemiş olsa da bahsedilen anayasa değişikliği içerisinde, her zaman konuşulan/istenen başkanlık sistemi vardı. Aslında söylenmek istenen, “eğer AKP 400 milletvekili alıp anayasa değişikliğini yapabilseydi ve başkanlık sistemine geçilseydi bugün çok daha farklı olurdu” söylemiydi.

Cemil Çiçek “Başkanlık olsaydı şimdiki sorunların hepsi raftan kaldırılmış olacaktı”, Mehmet Metiner “Başkanlık olsaydı hükümet krizi yaşanmazdı”, Mustafa Şentop “Başkanlık sistemi olsaydı 7 Haziranda istikrar sorunu yaşanmazdı” gibi benzer birçok söylem mevcut. Hepsinde vurgu, verilen mesajlar aynı. Eğer başkanlık olsaydı, bugün yaşananlar olmazdı.

Türkiye’de henüz kaydıyla başkanlık sistemi yok.

Buna rağmen yönetime baktığımızda başkanlığın yasal olarak olmasa da fiiliyatta mevcut olduğunu görebiliyoruz.

14 Ağustos 2015 tarihinde Rize’de konuşan Cumhurbaşkanı, anayasa ve başkanlık tartışmalarını değerlendirirken, “Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir.

Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun anayasal olarak kesinleştirilmesidir” demişti. Kısaca, “yasalar müsaade etmese de şu anda başkanlık var, ülkenin yönetiminde de sistem varmış gibi uygulama yapılıyor. Şimdilik yasal değil. Kalan iş uygulamanın yasalaşması için anayasa değişikliğidir” denmekte.

Söylenen doğruydu. Türkiye, Beştepe’den yönetiliyordu.

Cumhurbaşkanı konuşmaları arasında talimatlar veriyor, adaleti göreve çağırıyor, görevlilere talimat veriyor, söylenenler eksiksiz yapılıyordu. Bunlar açıktan, hepimizin önünde yapılıyordu. Halka karşı yaptığı konuşmalarındaki talimatlar bile eksiksiz yapılıyorsa, görmediklerimizin içinde, arka planda neler yapıldığını tahmin etmek zor değil.

Aydınlar, barış istedikleri için suçlandı ve hakarete uğradılar.

Dilekçeyi imzalayanlar için “yetkilileri göreve” çağırdı. Görev başarıyla, eksiksiz uygulandı/uygulanıyor.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Can Dündar’ın MİT tırları ile ilgili haber sonrası, Dündar için “bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” demiş, ardından bu sözler emir telakki edilerek harekete geçen adalet çalışanları Can Dündar ve Ekrem Gül tutuklanmıştı.

Benzer durumlar oldukça fazla. Ya devlet görevlileri işgüzarlık yapıyor, söylenenler emirmiş gibi algılayarak, yaranmak için “kraldan fazla kralcı” davranarak yürütüyor işlerini ya da gerçekten ülke böyle yönetiliyor.

Perde arkasını, mevcut emir ve komuta zincirini, ülkenin gerçekte nasıl yönetildiğini bilemediğimizden kesin yargılarla konuşmak mümkün değil.

Buna rağmen gördüklerimiz, yaşadıklarımız hiç de iç açıcı değil.

Dolmabahçe mutabakatı denilen, Abdullah Öcalan’ın yazdığı on maddelik çözüm bildirisinin hükümet yetkilileri ve HDP milletvekilleri tarafından okunması olayı sonrası yaşananlar daha da vahimdir.

Cumhurbaşkanının “haberim yok” dediği, Bülent Arınç’ın ise “haberi vardı, olmaması mümkün değildir” dediği bu toplantı ve sonuçlarının yine Cumhurbaşkanı tarafından “doğru bulmuyorum, yok hükmündedir” gibi açıklaması, bir anlamda çözüm sürecinin sonuna gelindiğinin/gelinmek istendiğinin işareti oldu.

Cumhurbaşkanının “haberim yoktu ve olumlu bulmuyorum” dediği Dolmabahçe mutabakatını, toplantıdan bir gün önce 27 Şubat 2014 saat 20.59 da Yalçın Akdoğan tarafından twitterdan “28 Şubat Cumartesi günü saat 11′de HDP heyetiyle Dolmabahçe Başbakanlık Ofisi’nde bir araya geleceğiz” denilerek duyurulmuştu.

Gerçekten de böylesi önemli ve kendi alanında ilk olan, barışa giden en önemli adım gibi görünen mutabakattan haberinin olmaması mümkün olamazdı.

Can Dündar da bu konuda yazmış, emin kaynaklardan aldığını söyleyerek, toplantı sırasında oturma biçiminde sorun çıktığını, bu sorunun cumhurbaşkanı ile yapılan telefon görüşmesi sonucu aşıldığını söylemişti.

Haberinin olmadığını, doğru bulmadığını söyleyerek “yok hükmünde” kabul ettiği ve sonrasında hiç dile getirilmeyen, hakkında konuşulmayan ve sonuçlandırılamayan Dolmabahçe mutabakatı nedeniyle barış/çözüm sürecinde giderek bozulmaların ağır bastığı süreç yaşanmaya başlamıştı.

Bunun da tek nedeni cumhurbaşkanının,  mutabakata sıcak bakmamasını söylemesiydi.

Cumhurbaşkanının “sıcak bakmıyorum” dediği ve bu nedenle, çok özel ve önemli mutabakatın rafa kaldırılması, cumhurbaşkanının yönetimde ne kadar etkili olduğuna en önemli işaretidir.

Eğer bu mutabakat ile açıklanan 10 maddelik “Kürt sorunun çözümü için atılması gereken adımlar” atılabilseydi, mutabakata sadık kalınsaydı, samimi bir şekilde çözüm süreci yaşatılabilseydi, bugün ölen yüzlerce sivil, asker, polis, yüzlerce insan, yaşıyor olacaktı.

Eğer, “doğru buluyorum” deseydi, bugün yaşananlar yaşanmayacak, belki de gelinen günlerde barışın kutlamalarını yapıyor olacaktık.

Eğer, başkan gibi değil de yasalarla belirlenen “tarafsızlık” ilkesine uygun olarak davransaydı.

Eğer, en yetkili kişi olarak “gerektiğinde mevzuatı bir tarafa bırakacaksınız”, “mevzuatı gerektiğinde bir tarafa bırakmayanların belki başı ağrımaz ama ileride anılacak eserleri de olamaz” demeseydi, belki de bu günkü kan gölünü, yıkılmış şehirleri görmeyecektik.

Başkanlık yokken, yasal, anayasal olarak başkanlık yokken bile fiili olarak başkan gibi davranarak, ülke tarihinde önemli değişikliklere neden olabiliyorsa, başkanlık olsaydı neler olurdu diye düşünüyorum, korku, endişe ve kaygılarımla.

Korku, endişe ve kaygılarım kişisel değil…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
94 gün önce
103 gün önce
125 gün önce
179 gün önce
347 gün önce
360 gün önce
368 gün önce
479 gün önce
511 gün önce
560 gün önce
619 gün önce
643 gün önce
661 gün önce
666 gün önce
703 gün önce
707 gün önce
727 gün önce
728 gün önce
741 gün önce
748 gün önce
751 gün önce
756 gün önce
759 gün önce
762 gün önce
764 gün önce
769 gün önce
776 gün önce
777 gün önce
778 gün önce
780 gün önce
783 gün önce
801 gün önce
802 gün önce
808 gün önce
826 gün önce
833 gün önce
834 gün önce
836 gün önce
837 gün önce
839 gün önce
840 gün önce
841 gün önce
842 gün önce
843 gün önce
846 gün önce
853 gün önce
854 gün önce
855 gün önce
857 gün önce
864 gün önce
867 gün önce
868 gün önce
871 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=