Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

AYIP OLDU

05 Nisan 2016, 17:11 - Okunma: 2054

İdil’de sokağa çıkma yasakları ve operasyonlar sona erdi. Ölen/öldürülenlerin bitirilmesi sonrası insanlara evlerine dönüş izni verildi.

Evlerine dönüş izni!

Hangi evlerine?

Geri dönülecek ev kalmış mı?

Gazeteciler İdil’deki son durumu, operasyon sonrası yaşanmış ve yaşananları görüntülemek, yazmak ve haberleştirmek adına ilçede gezerken, yıkılmış bir evin önünde, ne yapacağını bilmez halde oturan kadının yanına gidiyorlar.

Amaç, kadından yaşadıkları ve son durum hakkında bilgi almak ve durumu öğrenmek.

Kadının yanına geldiklerinde, kadın mahcup ve üzgün biçimde karşılıyor kendilerini. Olanlardan, yaşananlardan konuşuyorlar.

Çekilen acılar konuşmanın rengini oluşturuyor. Çekilen acılar çok fazla, çok derin, çok acıtıyor.

Kadının yüzü yere bakıyor. Sesi titriyor. Biraz utangaç, biraz da üzgün, dökülüyor kelimeler dudaklarından, kırılarak.

“Oğlum, ev yıkılmış, size çay da veremedim. Ayıp oldu”

Gazeteciler suskun.

Söylenecek kelimeler kırılıyor içlerinde, paramparça…

Kısa süre içerisinde o kadar çok yaşandı ki acılar, hangisine üzüleceğini bilmeden bir evini, bir eşyalarını, bir ölen/öldürülen yakınlarını düşünüyor. Sonra da geleceği, olmayan, görünmeyen, karartılmış geleceğini düşünüyor.

Yine de mahcup, yine de üzgün, yanına gelen misafirdir, yanına gelen ağırlanmalıdır. Böyle görmüş büyüklerinden, böyle yaşamış, böyle yapmış.

Tanrı misafiri gelmiş kapısına, artık olmayan evinin kapısına. Kadının üzüldüğü evini bırakıp, ikram edemediği çay’ın üzüntüsünü yaşıyor.

“Size çay da veremedim”

Ne kadar ağır bir cümle.

Ne kadar acı dolu.

Ne kadar hüzün yüklü, hüzünlerini döktü dökecek…

Bu kadının suçu neydi?

O topraklarda doğmuş, o topraklarda yeşermiş, o toprakların diliyle konuşmuş olmaktan, çocuklarını da o topraklarda doğurup büyütmekten başka!

“Teröristleri” temizleyeceğim diye önce evlerinden zorla çıkarıp süresi belli olmayan sürgüne gönderen, sonra da geride bıraktıkları evlerini eşyalarını yakıp yıkan, ardından da alay eder gibi “evlerinize geri dönebilir siniz” diyenler, hiç mi vicdanınız yok?

Evlerini yıkıp, yatak odalarına, mahremlerine girip fotoğraf çektirmek zevk mi veriyor?

Sadece Kürt oldukları için, sadece Kürtçe konuştukları için, sadece o topraklarda yaşadıkları için insanların geleceklerini yok etmek, yaşamlarını yok etmek, acı üstüne acı çekmelerine neden olmak nasıl bir duygudur?

Onlar ki,  bırakmadığınız kapılarına gelen “tanrı misafirine” yıkılan evlerinden önce, ikram edemedikleri çay için üzülecek kadar insandırlar.

Onlar ki en az seni doğuran anan kadar temizdirler.

Onlar ki en az senin kurban olduğun evladın kadar temiz nice evlatlar doğurdular.

Sen gittin, girilemez olan, mahrem olan yatak odalarına girip, terlikle basmaya kıyamadıkları halılara postallarınla basıp, utanmazca resim çektirdikten sonra da o güzelim, o emek dolu, o yılların birikimi evi yıkıp gittin…

Operasyonlar bitip evine döndüğünde seni “baba” olarak seven, sana güvenen, seni “tertemiz” sanan, seni “insan” sana evladının gözlerinin içine nasıl bakacaksın?

Evladın sana, “baba oralarda neler yaptınız?” diye sorduğunda onlara, “evlerini yıktık, eşyalarını yağmaladık, çocuk, büyük, kadın, erkek demeden öldürdük, soylarını kuruttuk, çok acı verdik onlara, oh olsun” diyebilecek misin? Evlatlarının gözlerinin içine bakarak, vicdanın acımadan ve gururla!

Sen de gitseydin sana da ikram edemeyeceği çay için üzülürdü o kadın. O sözleri duyduğunda hiç mi içinden acıma, pişmanlık, hüzün geçmedi?

Kalmadı mı insanlığınız?

Ne yaptı bu Kürtler size de sizler bu kadar öfke, bu kadar kin, bu kadar gözü dönmüşlük birikti içinize de insanlıktan çıkıp kan gölüne çevirdiniz, çiçek kokan toprakları.

“Öldürme yetkisi” verenlerin sizlerden istedikleri bu muydu?

Öldürme yetkisi” bu kadar çıkarır mı insanı insanlıktan?

Sokağa çıkma yasakları, operasyonlar, öldürmeler ve yıkımlarla dolu bu savaş bir gün bitecek. Bir gün yeniden açacak çiçekler.

Bir gün yeniden güllük gülistanlık olacak memleket. O gün geldiğinde, o gün, siz, bunca acıya neden olan siz, hiç düşünmeyecek misiniz?

Yaptıklarınızı, çektirdiğiniz acıları, yıktığınız evleri, öldürdüğünüz gençleri, çocukları, anaları, yaşlıları, şiddet uyguladığınız kişileri, yok ettiğiniz gelecekleri…

Evlerini yıktıklarınızın neler yaptığını, nerelerde sefalet içerisinde yaşamaya çalıştıklarını, öldürdüğünüz çocukları, anaları, babaları için yaktıkları acı dolu ağıtları hiç mi düşünmeyeceksiniz?

Hiç mi sızlamayacak vicdanınız?

Evini yıkmanıza rağmen “Oğlum, ev yıkılmış, size çay da veremedim. Ayıp oldu” Diyebilecek kadar insan olan o kadını hiç mi aklınıza gelmeyecek?

Düşmana bile yapılmayacakları yaptınız kendi halkınıza, kendi insanınıza.

Yazıklar olsun sizlere, sizlere bu emri verenlere, göz yumanlara, destekleyenlere…

Yazıklar olsun hepinize...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
94 gün önce
102 gün önce
125 gün önce
179 gün önce
347 gün önce
360 gün önce
368 gün önce
479 gün önce
511 gün önce
560 gün önce
619 gün önce
643 gün önce
661 gün önce
666 gün önce
703 gün önce
707 gün önce
727 gün önce
728 gün önce
741 gün önce
748 gün önce
756 gün önce
759 gün önce
762 gün önce
764 gün önce
769 gün önce
776 gün önce
777 gün önce
778 gün önce
780 gün önce
783 gün önce
787 gün önce
801 gün önce
802 gün önce
808 gün önce
826 gün önce
833 gün önce
834 gün önce
836 gün önce
837 gün önce
839 gün önce
840 gün önce
841 gün önce
842 gün önce
843 gün önce
846 gün önce
853 gün önce
854 gün önce
855 gün önce
857 gün önce
864 gün önce
867 gün önce
868 gün önce
871 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=