Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

KOMOR ADALARI İLE ANLAŞMA İMZALADIK: MUTLUYUZ

20 Nisan 2016, 19:06 - Okunma: 1050

Komor Adaları ile Kalkınma İşbirliği anlaşması imzalamışız. Gururlandık elbette. Devletlerarası ikili anlaşmalar önemlidir.

Gururlandık da Komor nerededir? Nasıl bir yerdir? Ney yer ne içerler? Diye araştırmaya da başladık. Kalkınma İşbirliği anlaşması yapan devletimiz sayesinde coğrafya bilgilerimiz de artacaktı. Sorduk Google amcaya aldık cevabımızı.

Üç adadan oluşan, toplasan hepsini bizim bir ilimiz kadar etmeyen, 800 bin nüfuslu, kişi başına 800 dolar milli geliri olan adalar ülkesi!

Ülkeyi küçümsemek gibi olmasın ama küçük bir ülke. En önemli gelirini hayvancılıkla sağlayan, tahıl ve patates üreticisi bu ülke ile ne gibi kalkınma işbirliği yapılır? Bilemedim ama devletimizin bir bildiği vardır mutlaka.

Uygulanan dış politikalarda yapılan hataların sonuçları açısından önemli bir gösterge olması dışında bu anlaşmanın fazlaca bir değerinin olmayacağı açık.

Yıllık ekonomik hacmi 100 milyar dolardan fazla olan Rusya, Irak, Suriye gibi büyük pazarları basit çıkarlar nedeniyle kaybedince elimizde Komor Adaları kaldı.

Suriye’deki 50 bin nüfusa sahip Bayrı bucak Türkmenleri için dünyayı ayağa kaldırırken kendi içimizdeki Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin kısacası Türk olmayan diğer etnik ve dini kimliklerin hakkını vermemek için her yolu deniyoruz.

“Her il ve ilçe, yaşayanları tarafından yönetilip yönlendirilsin, kendi öz yönetimlerini kursun” dediler diye illerini, ilçelerini başlarına yıktık.

Dediklerine, diyeceklerine pişman ettik ve ediyoruz. Aleviler kendi inançlarını daha iyi uygulayabilmek için cem evlerini kurmak istediler, bırakmadık, bırakmıyoruz.

Yıllarca Ermenilerin, Rumların, Hıristiyan ve Süryanilerin evlerine, arazilerine, okullarına el koyduk, mahkemelerde süründürdük, vermedik.

Kendi dilleriyle okuyup yazmak istediler, izin vermedik ama kendi dilleriyle ağıt yakmalarına, ağlamalarına izin verdik hatta olanakları oluşturduk.

Türk olmayanlarla alay ettik, aşağıladık, küçük gördük. Bunu yapanlar olarak ne kadar Türk olduğumuzu da bilemedik. Nüfus cüzdanlarında “Türk” yazdığı için Türk, “İslam” yazdığı için Müslüman olmuştuk.

Doğru dürüst Kuran okumamışken, ezberletilen İslam’ın ve imanın şartlarını bile tam sayamazken, Müslüman olmayanları “kâfir” ilan edip katlettik, katledilmesine seyirci olduk, göz yumduk, ortak olduk.

“Oku” emri ile başlamıştı Kuran’ın indirilmesi. İlk emir “oku” idi.

İlk emrine bile uymadık, okumadık. Okumak, öğrenmek zordu, inanmak daha kolaydı. İnanmayı seçtik. İslam’ın ilk emrine uymadan Müslüman (teslim olmuş) olduk.

Her evde mutlaka bir Kuran bulundurduk. Astık duvarımıza. Arada bir elimize alıp, öpüp, başımıza koyduğumuz da oldu. İçini açıp okuduğumuz olmadı.

Arapça yazılı olduğundan mı yoksa okusak da anlayamayacağımızdan mı? Bilemedik ama okumadık.

Allah kullarına emirlerini yollarken “okuyup anlaşılsın” diye yollamış. Kulları okusun, anlasın, öğrensin ve uysun/uygulasın diye. O nedenle de ilk emri “oku” olmuş.

Yine de okumamışız. Kolayını seçip, okuyan azınlıktaki insanların anlattıklarıyla yetinmiş, onlara inanmış, ne anlattılarsa “doğru” olarak kabul etmişiz.

Okuyup anlayanlardan birisinin söylediği diğerine uymayınca, hangisi bizim için daha iyi gelmişse ona inanmış, onun peşinden gitmişiz. Önce ikiye sonra dörde sonra yüzlerce sayıya bölünerek amipler gibi çoğalmışız. İnancımızdan en ufak parçayı kaybetmeden!

İslam’ı inanarak, inandırarak, ikna ederek değil şiddet ve baskı yoluyla, savaşlarla, öldürerek, ölüm korkusuyla yaymaya çalışmışız. “Baş kesmek” adetten olmuş, gelenekselleşmiş. İslam’ı yaymaya çalışırken en çok da İslam olanları öldürmüşüz! “Yaratandan ötürü İnsan sevmeyi” öğreneceğimize insan öldürmeyi seçmişiz.

“Her şey Allah için” diyerek “malı” da götürmüşüz.

İnandığımız dinin doğru bir şekilde anlaşılıp/anlatılıp uygulanması için kurduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği fetvalarla sapıtmışız. “Bir baba, kızını öperken şehvet duyarsa! Nikâh düşer mi?” sorusunu sorabilecek kadar sapık, buna cevap verebilecek kadar cahil ve sapkın duruma gelmişiz. Dini hoca ve âlimlerimiz televizyonlarda ve gazetelerde din yerine masallar anlatıp “Ramazanda tecavüze uğrayan kadının orucunu” tartışıp karara bağlıyorlar, bozulmuyor!

Biz bozuluyoruz.

Ne kadının değeri var, ne çalışan işçinin, ne yetiştirdiği ürünü değerine satamayan köylünün, ne de çocuğun, insanın değeri kalmamış.

Tedbiri alınmadığından işçi ölür, sağlam yapılmadığından bina yıkılır, erkek kızar kadın öldürür, iki dakikalık zevki için tecavüz eder, çocuklar taciz edilir, Müslüman’ız ya Fıtrat var, kurtarırız. Ne de olsa “her şey Allah’tan” olduğu için bize ölüm yok. Bahanemiz inancımızın içerisinde saklı.

Bunlara rağmen Bayır Bucak Türkmenleri için yasalar çiğnenir, dünya ayağa kaldırılır, milyarlarca dolar kaybedilir, yine de alnı açık, başı dik dolaşırız. Mülteci olarak aldığımız Suriyeliler bizden kıymetli. Çocuklarımız kendini yırtarken onlar sınavsız üniversiteye girebiliyorlar. “Keşke Suriyeli olsaydık” diyesimiz var.

Komor adaları ile kalkınma işbirliği anlaşması imzaladık.

Mutluyuz.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
20 gün önce
52 gün önce
100 gün önce
160 gün önce
183 gün önce
202 gün önce
207 gün önce
244 gün önce
248 gün önce
268 gün önce
268 gün önce
282 gün önce
288 gün önce
292 gün önce
297 gün önce
300 gün önce
303 gün önce
304 gün önce
309 gün önce
317 gün önce
318 gün önce
318 gün önce
320 gün önce
324 gün önce
327 gün önce
342 gün önce
343 gün önce
349 gün önce
367 gün önce
374 gün önce
375 gün önce
377 gün önce
378 gün önce
379 gün önce
380 gün önce
381 gün önce
383 gün önce
384 gün önce
386 gün önce
393 gün önce
395 gün önce
396 gün önce
398 gün önce
405 gün önce
408 gün önce
409 gün önce
412 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=