Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

ADALETİN BU MU DÜNYA?

22 Nisan 2016, 19:23 - Okunma: 1352

Mersin Çağ Üniversitesinin Tarsus’ta bulunan Kampüsünde Psikoloji okuyordu Özgecan Aslan.

Dersim kökenli bir ailenin çocuğuydu. Aile Özgecan’ı okutmak için seferber olmuş, anne yeniden işe başlamıştı. Henüz 20 yaşındaydı ve yaşama umutla sarılmıştı.

11 Şubat 2015 tarihinde okul çıkışı sonrası bir arkadaşıyla birlikte önce alışveriş merkezine gittiler.

Oradaki işleri bittikten sonra Özgecan, Tarsus Mersin arasında çalışan bir minibüse evine gitmek üzere bindi ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Ertesi gün Özgecan’ı arayan jandarma şüphe üzerine bir minibüste yaptıkları aramada kan izine rastlayınca olay çözülmeye başladı.

Özgecan’ın eve gitmek üzere bindiği minibüstü.

İlk soruşturmada Ahmet Suphi Altındöken’in babası ve arkadaşı yakalandı.

Yapılan sorgudan bir şey çıkmayınca serbest bırakıldılar.

Arabada bulunan şapkanın Özgecan’ın babası tarafından teşhis edilmesi sonrasında sanıklar tekrar sorguya alındı ve yapılan sorguda suçlarını itiraf ettiler.

Ardından Ahmet Suphi Altındöken aranmaya başlandı. Ahmet Suphi yakalandıktan sonra suçunu soğukkanlı bir şekilde itiraf etti.

Baba ve oğlun suç geçmişi kabarıktı.

Özgecan minibüse bindikten sonra şoför Ahmet Suphi yolu değiştirmiş, kuşkulanan Özgecan buna tepki göstermiş ve kendisini yanında bulunan biber gazı ile savunmaya çalışmış, buna sinirlenen Ahmet Suphi önce birkaç kez bıçaklamış sonra da levye ile başına vurarak Özgacen’ın ölümüne neden olmuştu.

Olay sonrası babasından ve bir arkadaşından yardım istemiş, yanına gelen babası ve arkadaşıyla birlikte delilleri yok etmek için Özgecan’ı yol kenarında yakıp bırakmışlardı.

Olay ülke çapında tepkiyle karşılanmış, Mersin barosu sanıkları savunmayı reddetmişti. Yapılan yargılama sonucu üç sanıkta "Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme, nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs, cinsel sahiple kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlarından ağırlaştırılmış ömür boyu hapse çarptırılmışlardı.

Özgecan olayının yeniden gündeme taşınmasının nedeni ise 11 Nisan 2016 tarihinde sanıkların cezalarını çekmekte olduğu Adana Kürkçüler Cezaevinde saldırıya uğramaları, Ahmet Suphi Altındöken’in ölmesi babasının yaralı kurtulmasıydı.

İçeriye nasıl sokulduğu bilinmeyen silahla vurulmuşlardı. Ahmet Suphi’yi öldüren babasını da yaralayan Gültekin Alan, 50 yıl cezası bulunan cinayet zanlısı olan mafya üyesi suç makinesi. Silahı tuvalette bulduğunu! Söyleyen zanlı, Özgecan için çok üzüldüğünü ve “adaleti sağlamak” için öldürdüğünü söylemiş!

Öldürülen Ahmet Suphi’nin cenazesi 3 gündür belediyelerin mezarlıklarına gömülmesini istememesi üzerine gömülemedi.  Daha sonra cenazeye Suriyeli kadın görüntüsü verilerek gizlice defnedildi.

Olay o kadar büyüdü ki hükümet de karışmak zorunda kaldı. Olayın bu kadar büyümesinin asıl nedeni ise “adaletin infaz” biçimiydi.

Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş da Bakanlar Kurulu sonrasında yaptığı açıklamada Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken’in cezaevinde öldürülmesine ilişkin şunları söyledi:

“Özgecan’ın katili olan kişi cezaevinde silahla vurularak öldüğü bilgisi bize ulaştı. Suphi Altındöken’in ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı ve burada hayatını kaybettiği, babasının da hayati tehlikesinin olmadığı bilgisi var.

“Kim olursa olsun cezaevinde birisinin öldürülmesi asla kabul edilemez. Burada kimin hatası kusuru varsa bu ortaya çıkarılacaktır. Bu konuda Adana Başsavcılığı olaya el koymuştur. Adalet Bakanlığı da çalışma başlatmıştır. Kimin ihmali kusuru vardır bu ortaya çıkarılacaktır"

Olayın bizim gündemimize girmesinin asıl nedeni ise Özgecan’ın katilini öldüren katilin söylediği “adaleti sağlamak” ifadesidir. Kendisi de cinayet suçuyla cezaevinde bulunan ve mafya tetikçisi olduğu söylenen Gültekin Alan’ın “adaleti sağlamak” amacıyla öldürmesi olayın en ilginç tarafı.

Katilin söylediği ifade aslında adalet mekanizmasının ne kadar acınası bir duruma düştüğünün göstergesidir.

Devletin sağlayamadığı adaletin cezaevlerinde mafya üyelerince sağlanmaya çalışılması içerisinde bulunduğumuz adaletsizliği tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir.

Taciz ve tecavüz vakalarının mantar gibi çoğalması, kadına şiddetin ve öldürmelerin artması, mahkemelerin tacizci, tecavüzcü ve katillerden yana tavır takınması, bakanlıkların bile taciz ve tecavüz olaylarını örtmeye çalışması adaletin bittiği noktadır.

Devlet adil olmayınca, adaleti sağlamayınca, adaletten yana tavır takınmak yerine suçları örtmeye çalışınca adaleti sağlamak mafyaya düşüyor.

Bir katilin cezası başka bir katil tarafından veriliyor. Bir suçlu diğer suçluyu infaz ediyor.

Öğrenci yurdu kurması yasalarca mümkün olmayan vakfın yasadışı yurtlarında tecavüze uğrayan çocukların korunması gerekirken vakfı koruyan anlayışın adaletli olması mümkün değildir. "Ataistler ahlaksızdır, ahlâk ancak İslam ile mümkündür" diyen İslamcı Gençlik İlim ve Hikmet Derneği Başkanı Rafet Ermiş, 4 erkek çocuğuna tecavüzden 24 yıl ceza aldığı, “ahlaktan” bahsedenlerin ahlaksızlıklarının ortaya döküldüğü bir ülkede yaşıyoruz.

Adaletimizin sağlanmasını mafya üstlenmesin de kim üstlensin?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
11 gün önce
32 gün önce
143 gün önce
175 gün önce
223 gün önce
283 gün önce
307 gün önce
325 gün önce
330 gün önce
367 gün önce
371 gün önce
391 gün önce
392 gün önce
405 gün önce
412 gün önce
415 gün önce
420 gün önce
423 gün önce
426 gün önce
428 gün önce
433 gün önce
440 gün önce
441 gün önce
442 gün önce
444 gün önce
447 gün önce
451 gün önce
465 gün önce
466 gün önce
472 gün önce
490 gün önce
497 gün önce
498 gün önce
500 gün önce
501 gün önce
503 gün önce
504 gün önce
505 gün önce
506 gün önce
507 gün önce
510 gün önce
517 gün önce
518 gün önce
519 gün önce
521 gün önce
528 gün önce
531 gün önce
532 gün önce
535 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=