Lütfen bekleyin..

NAMİ TEMELTAŞ

KİM NE KAZANDI YA DA NE KAYBETTİK?

22 Haziran 2016, 17:56 - Okunma: 1155

16 Ağustos 2015 tarihinde başladı sokağa çıkma yasakları, 1984 15 Ağustosuna nazire yaparcasına. Belki de planlanmıştı 16 Ağustos.

Muş Varto’da başlayıp Lice ve Silvan’da devam eden sokağa çıkma yasakları önceleri basit operasyonlarla kendini ortaya koydu.

Şiddet her geçen gün arttırıldı. İki günle başlayan yasaklar yüz günü aşar oldu. Basit operasyonlar savaşa evrildi.

Birkaç zırhlı araçla başlayıp tank ve savaş uçaklarının kullanılmasına kadar genişleyen iç savaş misali yapılan operasyonlarda, bir ilçede beş bini aşkın güvenlik gücünün kullanıldığı günler de oldu.

Başladığı günden itibaren baskı, şiddet ve ölümler her geçen gün artarak devam etti.

Yakıp yıkmalar da. İlk önceleri evlerin duvarlarında görünen üç beş kurşun deliği yerini top mermilerinin deliklerine bıraktı. Son evrede savaş uçaklarının da kullanıldığı operasyonlarda yerleşim bölgeleri yerle bir edildi.

Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmasın” sözü, içerisinde taşıdığı en küçük ayrıntısına kadar uygulandı. Yasalar, anayasa, uluslar arası sözleşmeler, toplumsal değerler, “kardeşlik” duyguları, hatta etik değerler ayaklar altına alındı.

İnsan yaşamı ve değeri görmezden gelindi.

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı il ve ilçelerde yaşayanlara zorunlu göç ve sürgün dayatıldı.

Evler, iş yerleri, tarihi değerdeki yapılar, camiler, kiliseler cadde ve sokaklar, su ve elektrik tesisatları, yaşamla ilgili ne varsa tüm yapılar tahrip edildi.

Binlerce yıllık tarih ve kültürel değer yok edildi.

İnsanların en mahrem yerlerine, yatak odalarına girildi. Çekilen fotoğraflar, özellikle sosyal medyaya servis edilerek “girdik” denildi!

Öldürülenler zırhlı araçlarla sürüklendi, sürükleyenlere “kıdem durdurma” cezası (!) verildi.

Öldürülen kadınlar çırılçıplak sergilenerek fotoğraflandı.

Öldürmekle yetinilmedi, aşağılayarak insani değerleri toptan imhaya gidildi.

Operasyon bölgelerindeki duvar yazıları, operasyona katılanların siyasi kimliğini, içlerinde biriken kin ve nefreti, bölge insanına bakış açısını, “kardeşlik” söyleminin yalan olduğunu gösteriyordu.

Amaç “teröristleri” temizlemek, “terörizmi” bitirmek dendi.

5 yüzden fazla sivil ve silahsız insan öldürüldü. Bine yakın güvenlik görevlisi de öldü. Öldürülen sivil insanların yüze yakını çocuktu.

Öldürülenler günlerce öldürüldükleri yerde bekletildi. Bir kısmı yaralıydı, kan kaybından ve can çekişerek ölmesi izlendi/izletildi.

7 gün vurulduğu yerde bekletilen, vurulduğunda ölmediği bilinen, müdahale edilemediği için vurulduğu yerde kan kaybından ölen Taybet Anayı ve bu durumu 7 gün çaresizce izleyen evlatlarını unutmadık.

Üç aylık Miray bebeği unutmadık/unutamadık.

Birleşmiş Milletler tarafından bile sivil insanların öldürüldüğü kabul görülen, her gün canlı yayında izler gibi, kurtulmaları umuduyla beklerken, Cizre’deki üç bodrumu ve içerisinde öldürülen sivilleri unutamadık.

İnsan olanın yaşadığı sürece unutmayacağı, unutamayacağı, hatırladıkça acı çekeceği günler, aylar yaşadık, yaşıyoruz.

Sadece il ve ilçe merkezleri yaşamadı bunları. Köy ve mezralarda ilan edilen “özel güvenlik bölgeleri” nedeniyle köy ve mezralarda yaşayanlar da evlerinden, topraklarından oldular. Hayvanlar bile öldürüldü.

Bizim dışımızdaki tüm dünya kamuoyu, yapılanların hukuksuz olduğunu kabul etti.

Yapılan haksızlıklar, unutulmaz boksör Muhammed Ali’nin cenaze törenine bile damgasını vurdu. Cenaze töreninde konuşan Haham, “Türkiye’nin liderine söyleyin, Kürtleri öldürmesin” dedi.

On yıllardır aynı coğrafyanın topraklarını paylaşanlar birbirini öldürdü.

Adeta birikmiş kin ve öfkenin patlamasıydı.

Yakılıp yıkılan on binlerce ev ve işyeri, öldürülen beş yüz civarındaki sivil insan, bine yakın güvenlik görevlisi kaybı, yok olan tarihi ve etik değerler, kardeşlik duyguları, maddi ve manevi kayıplar, ne oldu ve kim kazandı?

Hukuksuzluk ve cezasızlık yapana ve yaptırana ne kazandırır?

Yok edilen maddi değerler bir şekliyle, zor da olsa yerine yeniden koyulabilir. Ya ölenler! Onları kim ve nasıl telafi edecek?

Uygulamaları yaşayanlar yapılanları unutacak mı?

Belki henüz farkında değiliz ama çok fazla değer kaybettik. Evlerimizi, işyerlerimizi, tarihi değerlerimizi, etik değerlerimizi, insanlarımızı, geleceğimizi kaybettik. Birbirimize olan güveni kaybettik. Kardeşliğimizi kaybettik. En çok da insanlığımızı!

Kaybedilen birçok değeri yeniden yerine koymak çok uzun yıllar alacak.

Yapılanlardan sonra kim, kime ve nasıl güvenecek? Kim kimi affedecek? Nasıl yaşanacak? İçimize kazınan acılar nasıl yok olacak? Gözyaşlarımız tükenecek mi?

Bu kadar mı zordu birlikte yaşamak?

Bu kadar mı zordu insana, insan olduğu için saygı duymak?

Para bu kadar mı değerliydi, insandan?

Yanan bir yüreği hiçbir deniz soğutamaz…

Belki, bunca yaşanan acılara neden olanları bir gün tarih bile affeder ama ben asla affetmeyeceğim.

Bilin istedim.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
40 gün önce
61 gün önce
172 gün önce
204 gün önce
253 gün önce
312 gün önce
336 gün önce
354 gün önce
359 gün önce
396 gün önce
400 gün önce
420 gün önce
421 gün önce
434 gün önce
441 gün önce
444 gün önce
449 gün önce
452 gün önce
455 gün önce
457 gün önce
462 gün önce
469 gün önce
470 gün önce
471 gün önce
473 gün önce
476 gün önce
480 gün önce
494 gün önce
495 gün önce
501 gün önce
519 gün önce
526 gün önce
527 gün önce
529 gün önce
530 gün önce
532 gün önce
533 gün önce
534 gün önce
535 gün önce
536 gün önce
539 gün önce
546 gün önce
547 gün önce
548 gün önce
550 gün önce
557 gün önce
560 gün önce
561 gün önce
564 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=