Lütfen bekleyin..

MUHAMMED FURKAN

GERÇEĞİ SÖYLEMEK

07 Temmuz 2016, 16:55 - Okunma: 540

Cumhuriyet sistemlerinde yöneten unsur her ne kadar millet denilse de, bu durum bizim ülkemiz için pek geçerli gibi gözükmemektedir. Bunun böyle olmasının sebebi ise yanlış anlaşılmasın, politikacıların halkı yetki olarak sömürmesi olduğunu asla kast etmiyorum.  Cumhuriyet sisteminin içinde ki tanımından ve arz ettiği manadan habersiz milletin gösterdiği şartsız biat tan kaynaklanan bir durum olsa gerek diye düşünüyorum.

Bir çeşit koyunluk gibi yani, çobanın çaldığı kavala kulak veriyoruz.

Su gösteriyorlar içiyoruz. Yürü derlerse yürüyoruz.

İşlerine gelmediğinde, bir ağacın gölgesine götürdüklerinde ise karnımız aç bile olsa, itaat edip uyuyor numarası yapıyoruz. Koyunsuz çoban ne işe yarar diye bile, hiç zahmet edip düşünmüyoruz. Bir de bütün yaşanmışlıkları inanılmaz bir hızla unutuyor.

Doğuştan sahipmiş gibi, daha dün bağıra bağıra itiraz ettiklerimize alışkanlık gösteriyor, dün iyi dediğimiz kötülere ise bugün ısrarla iyi deme konusunda en can alıcı tartışmaların içine girebiliyoruz.

Doğrusu akılların idrak etmesinin de ötesinde tuhaf bir millet olduğumuz gerçeğini inkâr etmek, değil sadece benim hiç kimsenin haddine değil diye düşünüyorum

Milletçe yaşadığımız demokratik, sosyal, siyasal sorunların çözümü ile alakalı tepkilerimizin ise düzeyi sorunun bize ne kadar dokunduğu gibi, menfaatçi bir bakış açısı ile belirlendiğinden dolayı, siyaha ısrarla beyaz diyebilecek derece de dahi tuhaflaşabiliyoruz. Sanki eskiden beri bu hali yaşayan bir milletmişiz ki şimdiki atalarımızın dediğine göre; eski atalarımız “Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın demiş”

Yılan kimseyi ısırmasın, hep yaşasın manasına diyeceğim yok, ama benden hariç kimi ısırırsa ısırsın manasına takıldım.

Sonra da şimdi ki atalarımız bugünün çocuklarına, bu denli paylaşımcılıktan uzak, insanlık değerlerine aykırı böyle değerli sözleri miras olarak ulaştırma başarısını göstermiş.

Her neyse, dedik ya canımız yanınca bağıranlardanız diye, durum böyle olunca milletçe çalınan sazın bir türlü akortu düzeltilememiş.

Halk düzelsin veya her neyse değişsin diye önüne açılan demokrasi sandıklarında, öyle sonuçlar çıkartmış ki bu sonuçların hiçbirinin mantıki bir izahı bulunmadığı gibi, siyasilerin de yaptıkları seçim kampanyaları ve karşılığında aldıkları oy oranı ile ilgili kafası karışmıştır. O olacağına bu olsun, kardeşim bilmem neyimizden mi vazgeçelim, umurumda değil onlar devam etsin diyen millet zihniyeti, belki kırk yıldır bu ülkenin siyasal tarihini, aynı siyasi yüzlerin ve aynı siyasi seslerin vicdanına hapsetmiştir.

Bu yetmediği gibi, kendi tercihlerini menfaatleri ile örtüşmediği zamanlarda ise acımasızca eleştirme gibi bir çabanın içine girmişlerdi ki; yapılan akla zarardır.

Bir de önünü balçıkla sıvadığımız güneşin, aydınlığından şikayet ediyoruz ki; bu da tıpkı sistem değiştirmeyi ve modern bir toplum olmayı şalvardan, pantolona geçmek ile başarabileceğini zannedenlerin, yaşamış olduğu hayal kırıklığına benzer olacak ki, assolist aynı olunca arkadaki saz grubunun da ne çaldığı hiç te önemli değildir.

Anlayacağınız gelişmek, söz ile olsaydı,  kargalar devlet kurardı.

Yani özetle genetiğimizde bir problem var sanki. Kalıplaşmış, klişeleşmiş her neyse kahrolası yapımızda, ruhumuzu zahmete sokan bir kasıt, bir tuhaflık var sanki.

Hayatın kolay yönünü yaşamaktan daha fazla, zor ile sürünüp, dert anlatmaya meraklı bir yapımız var.

Ezilerek, üzülerek ve hep eksik yaşayarak daha fazla olgunlaşacağımıza olan inancımız, en son bizi hiçbir şey yaşayamayacak dereceye getirinceye kadar uğraşıp dururuz.

O hale gelince de ah eski aklım olsa böyle mi olurdu deriz.

Akıl hep aynı akıldır, hep vardır, kullanıp kullanmaktır, aklı daha az veya daha çok verimli kılan.

Toplum kendini irdelemelidir. Alışkanlık haline getirdiği, her olumsuz durumun sonrasında suçlu arama psikolojisinden kurtulmalı, kendi hatalarını kendisine yüksek ses ile söyleyebilme olgunluğuna mutlaka erişmelidir.

***

Son olarak bilinmelidir ki; hakkaniyetin varlığını hak kılan gerçek mutlaka bir gün insanoğlu tarafından söylenecektir veya gerçeği söyleme başarısını gösteremeyen insan söyleyemediği o gerçeği duyacaktır.

O gün geldiği vakit hak için hakkı söyleyenler, onura erişmişken, o güne kadar susanlar ise haksızlığa karşı suskun olmanın mağlubiyeti ve mahcubiyetini yaşayacaklardır.

Sevgilerimle...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
96 gün önce
120 gün önce
144 gün önce
145 gün önce
151 gün önce
158 gün önce
165 gün önce
183 gün önce
190 gün önce
211 gün önce
235 gün önce
260 gün önce
295 gün önce
330 gün önce
350 gün önce
350 gün önce
427 gün önce
438 gün önce
441 gün önce
446 gün önce
448 gün önce
454 gün önce
494 gün önce
509 gün önce
511 gün önce
522 gün önce
529 gün önce
575 gün önce
608 gün önce
609 gün önce
664 gün önce
704 gün önce
732 gün önce
782 gün önce
893 gün önce
902 gün önce
903 gün önce
921 gün önce
923 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=