Lütfen bekleyin..

SEDAT ERİŞ

SİYASİ SERTLEŞME VE RESTLEŞME

05 Kasım 2016, 19:27 - Okunma: 1233

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerdeki gerilim kokan sert üslubuyla, insanları sokağa davetiyle siyasi manada iktidar partisi Ak Partiye adeta rest diyor.

Kılıçdaroğlu gittikçe artan bir dozda sert demeçlerinin en önemlisini Cumhuriyet Gazetesine yönelik hukuk operasyonu sonucunda verdi.

Toplumu gererek, kutuplaştırarak, ayrıştırarak Kılıçdaroğlu ne yapmak istiyor?

İnsanlar, toplumlar, devletler, liderler bazen kendi aralarında üslup yönünden sertleşir, bu sertleşmenin dozu arttıkça artar ve sonunda restleşme dediğimiz kopuş arkadan gelir. Restleşme sertleşmenin son sürecidir.

Sertleşme gerilimdir, kutuplaşmadır, ayrışmadır. Restleşme ise diplomasinin bittiği ve mücadelenin başladığı andır.

Restleşme savaştır, kaostur, iç karışıklıktır.

15 Temmuz hain FETÖ işgal hareketinden sonra toplum hayatımızda önemli bir uzlaşma ve birliktelik duygusu gelişmeye başlamıştı.

İstanbul Yenikapı’daki o görkemli mitingle milyonlarca insan İktidarla muhalefeti yan yana görmüş, Başta Sayın Cumhurreis olmak üzere devletimizin tüm yönetim kadroları toplumsal uzlaşı adına çok güzel mesajları yayınlarken, ülkede birlik ve bütünlük adına çok güzel duygusal kardeşlik esintileri insanlarımızın gönül dünyalarında esmeye başlamıştı.

Son bir aydır Yenikapı ruhu dediğimiz birlik ve bütünlüğün simgesi olan toplumsal bütünleşmede ciddi sarsıntılar oluşmaya başladı.

İktidar ve başını CHP’nin çektiği muhalefet arasında anlayışla gelişen diyalog ve konsensüs yerini yeni gerilimlere terk etmiş durumda.

CHP’nin önderlik ettiği gerilimlerin kaynağının ilk bahanesi bazı OHAL yasalarıydı.

Gerek iktidar gerek muhalefet bu gerilim yerine karşılıklı konuşarak asgari müştereklerde buluşamaz mıydı?

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan halkımızın bunalımlı zihin ve ruh dünyasına yeni gerilimler yüklemek yazık değil mi?

Son olarak Cumhuriyet gazetesine yönelik hukukun yaptığı operasyonun boyutları siyasi noktaya evrildi.

Kendi iç sorunlarımızla boğuşmamız yetmezmiş gibi Avrupa’nın bazı emperyal ülkelerinden iç işlerimize müdahaleler, sözlü tehditler akmaya başladı.

Son günlerde ülkemizdeki yaşanan tüm kutuplaşmalarda gerilimlerde dikkatimi çeken en önemli nokta; bu gerilimlerde FETÖ ihanet şebekesi özne durumunda.

Araştırdığım kadar Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonun gerekçesi de FETÖ ihanet şebekesiyle ekonomik ilişki. 

Sorgulanıyor.

Özellikle FETÖ ihanet şebekesinin Cumhuriyet Gazetesine ekonomik destek verip vermediği soruşturuluyor.

FETÖ çetesinin ülke içinden topladığı milletin paralarını ABD seçimlerinde bazı Amerikalı siyasetçilere verdiği resen biliniyor.

Peki; FETÖ 15 Temmuz darbe girişimi öncesi dönemde Cumhuriyet Gazetesine ekonomik destek verdimi?

Bu konuda kamuoyuna yansımış bir belge yok.

İşte hakimler bu yöndeki bir ihbardan yola çıkarak bu maddi bağlantıyı sorgulamak adına hukuki operasyona izin verdi.

Aslında bu dosya Ağustos ayından itibaren açılmıştı.

CHP ve Kılıçdaroğlu acele ve düşüncesizce yaptığı çağrıyla geçen gün Başkenti tekrar karıştırdı. Trafik tıkandı. Çevik kuvvet polisleri sokakları doldurdu.

Elbette bir ülkede basın özgürlüğü önemlidir. Milletin olayları öğrenme özgürlüğü vardır. Ama bir özgürlüğü savunayım derken diğer kesimlerinde özgürlük alanlarının kısıtlanması ne kadar doğru?

Kitleleri sokağa çağırmak bu ulusa yapılacak en büyük kötülüktür.

Suriye’de askerimiz büyük bir mücadele verirken, her gün şehit haberleri canımızı yakarken, ağırlaşmış ekonomik sıkıntılar insanımızın belini bükmüşken sert söylemler, restleşmeler ülkenin geleceğine yapılan bir büyük haksızlıktır.

Elbette hatasız insan yoktur.

İnsanlar gibi İktidarlar da bazen yanlış kararlarlar alabilir.

Bu kararların doğruluk ve yanlışlıklarının tartışıldığı yer Milletin Meclisidir, sokaklar değil.

Öncelikle şunu belirteyim Hukuk herkes için geçerli bir kurallar bütünüdür.

Yani demokratik bir ülkede hiçbir kimsenin suç işleme özgürlüğü olamaz.

Cumhuriyet Gazetesinin hukuki bir hatası yoksa elbette bu ortaya çıkacaktır.

Ulusal medyanın şöhretli isimleri, gazetelerin devasa güçlü kalemlerin istedikleri gibi suç unsuru taşıyacak davranışları, konuşmalar yapmaları toplumsal eşitlik adına doğru değildir. Anadolu’nun ücra bir köşesindeki gariban bir yerel medyanın başına bir şey gelse Kılıçdaroğlu böyle afillenip sokağa davetiye çıkarmaz. İyide yerel medyaya neden bu üvey evlat muamelesi?

Mesele üzüm mü yemek bağcı mı dövmek?

Bu ülke gerilimden sertleşmeden, restleşmeden çok çekti. Bıktık artık yeter diyoruz.

Ülke kan ve ateş denizinin ortasındayken siyasi geleceği kurtarmak adına milleti bölecek, ayrıştıracak, düşmanlaştıracak davranışlardan herkes vazgeçsin.

Gün FETÖ uluslar arası ihanet şebekesinin ekmeğine yağ sürecek davranış, eylem ve söylemlerine izin verecek gün değil.

Gün 15 Temmuz sabahı Ankara’nın üstünden uçaklarla bombalar yağdırılıp yüzlerce masum insanı katleden eşkıya çetesinin yaptıklarını unutturmaya yönelik söylemler yapma günü değil.

Gün hain FETÖ ve onu kullanan emperyal gücün hedef aldığı Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek, toplumun bir kesiminde Erdoğan düşmanlığını tetiklemek günü değil.

Kim ki bunu yaparsa millette ne yapacağını çok iyi bilir…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
36 gün önce
49 gün önce
50 gün önce
67 gün önce
67 gün önce
73 gün önce
75 gün önce
161 gün önce
217 gün önce
235 gün önce
276 gün önce
280 gün önce
288 gün önce
300 gün önce
302 gün önce
320 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=