Lütfen bekleyin..

İZZETTİN İÇİN

TEK KİŞİLİK AİLE

10 Ocak 2017, 14:51 - Okunma: 709

Yapılan son istatistiklere göre; dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde aileler tek kişiye inmiş durumdadır. Amerika’da tek kişilik aile oranı yüzde 26, Avrupa ülkelerinde ortalama yüzde 10 ile yüzde 20 arasında görünmektedir.

Tek kişilik aile olur mu? Ya da, tek kişinin yaşadığı ortama aile ocağı demek doğru mu?

Belki de, istatistik sonuçlarını açıklayanların söylemeye dili varmıyor olabilir ama, biz söylemiş olalım; batı, aile yapısını kaybetmekle yüz yüze gelmiş durumdadır.

Maddenin temel taşı sayılan atomun çekirdeğinin bozulması halinde, evrende neler olabileceğini bir düşünün. Sosyolojik manada da toplumun çekirdeği kabul edilen aile ocağının dağılması halinde, toplumun ne hale gelebileceğini daha iyi anlamak mümkün olabilecektir.

Gazetelerin manşetlerine yansıyan aşağıdaki başlıklar neyin sinyallerini veriyor?

Batıda, genç nüfus oranı ve evlilikler gittikçe azalırken, boşanmalar sürekli artıyor. Çocuk doğumları gittikçe düşüyor. Kısacası batı, ihtiyarlıyor.

Gelişmiş ülkelerden öğreneceğimiz çok şeylerin olduğu muhakkaktır. Bilgi, teknoloji, demokrasi, insan hakları vs. Bu arada, onların başına gelmiş ve halen uğraştıkları problemleri de öğrenip, bizlerin başına gelmeden tedbir almak zorunda olmalıyız. Çünkü yüzümüzü batıya çevirmişiz ve iyi de etmişiz. Ancak, onların kaybettikten sonra farkına vardıkları bazı değerleri, bizler dahi kaybetmeden bunları koruma yollarını şimdiden aramalıyız. İşte, aile ocağı bunlardan en önemlisidir.

Ailenin, toplumun birliği ve gelişmesi ile çocuklar için ne kadar hayati bir önem arz ettiğini yazmaya gerek yok sanırım. Her yetişkin insanın geriye dönüp çocukluk yıllarını biraz hatırlaması bu konuda yeterli olacaktır.

Son yıllarda Batıda çekilen Cosby Ailesi ve Küçük Ev gibi dizilerle, sıcak ve büyük aile ortamlarının anlatıldığını ve bilhassa teşvik edildiğini biliyoruz. Batı, büyük aile modellerini (dede, nine, anne, baba ve çocuklar) ihya etmeye çalışmaktadır. Fakat bu, öyle kolay görünmemektedir. Bu arada, evlenenlere ve çocuk sahibi olanlara verilen maddi destekleri unutmamak gerekir.

Batı, şimdilik bu açığını psikologlarla gidermeye çalışmaktadır. Fakat bu profesyonellerin bile, dede, nine, anne ve babaların sıcak kucağının verdiği içten ruhi desteği ne kadar sağlayabildikleri tartışma konusudur. Sıcak aile ortamı dışında, sevgi ve kalbi yaklaşımı sağlamak ne kadar mümkündür? Buraların dışında ruhi manada sığınma yeri bulunabilir mi?

Ailenin büyükleri, ocağın çimentosu gibidir. Onlar denge unsuru ve sıcak ortamların teminatı olmuşlardır.

Bu ihmalin sonuçlarını Batıda görmekteyiz. Maalesef bizde işaretleri başlamıştır.

Yapılmış ve kötü sonuç vermiş şeylerin tekrar edilmesi aklın ve ilmin yolu değildir.

Anne… Baba… Dede… Nineciğim… Oğlum… Kızım…

Ne sıcak sözler değil mi?

Ben, bu yaşımda bile söylemeyi çok özledim; Babacığım…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=