Lütfen bekleyin..

SEDAT ERİŞ

ŞEYH MUHAMMED KAZIM HAZRETLERİ-2

11 Aralık 2017, 14:42 - Okunma: 921

Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinin sohbet toplantısı yaptığı adresi tam bilmiyordum. Tarif üstüne yolda gidiyor, karanlıkta etrafıma bakarak kalabalığın nerede olduğunu görmeye çalışıyordum.

Batman’daki geniş bir sokaklarının birinin başında çok yoğun bir kalabalığı fark ettim.

Kalabalığa yaklaştıkça daha yoğun bir insan kitlesinin de söz konusu evin bahçesinde kümeleştiğini gözlemledim.

Dışarısı buysa içerisi kim bilir ne kalabalıktır düşüncesi ve insan kalabalığından içeriye girebilmenin imkânsız olduğunu fark ederek dönmeye karar vermiştim ki Batmandaki bir okulda öğretmen olan bir arkadaşla yüz yüze geldim.

İzmir’den ve bohem bir hayatın içinden geldiğimi bilen bu arkadaş biraz alaysı, biraz şaşkın bana dönerek --Senin burada ne işin var-- sorusunu yöneltti.

Bu tavıra karşı utangaç bir edayla sanki bir suçluymuşum gibi hisle --Milli Eğitimdeki yöneticiler gel demişti onun için geldim-- sözcüklerini mırıldandım.

Batman’daki Eğitim Bürokrasinin bana yaptığı haksızlığı, hukuksuzluğu bilen öğretmen arkadaş --iyiki geldin Milli Eğitim Müdürü, Vali Yardımcısı, bütün Batman bürokrasisi içeride. Seni burda görürlerse üstüne gelmezler diyerek bilmiş bir edayla koluma girdi ve gel içeri seni götüreyim dedi--

Bu kalabalık içerisinden nasıl içeri gireceğiz demeye kalmadan önüme düştü, kalabalığı yara yara salondan içeriye beni soktu.

Misafir odası Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinin oturduğu bölümdü.

Kapının önüne geldiğimizde içerideki insan kalabalığından şeyhi görmek mümkün değildi.

Öğretmen arkadaşa --hadi çıkalım-- demeye kalmadan arkadaşım bir hamleyle beni misafir kapısının önündeki insan grubunun önüne attı adeta.

***

O anda yüksek bir şezlongta nur yüzlü, bembeyaz sakallı başında siyah bir başlık olan birini gördüm.

İtiraf edeyim İzmir’deki hayatım boyunca dini giysili bir zat görmemiştim.

Bir saniyeden kısa bir sürede başı önüne eğik o zata bakıyordum ki aniden başını yukarıya kaldırdı ve sağ elini kaldırarak gel işaretini yaptı.

Şeyh Hazretlerinin elinin kalktığı yöne odadaki tüm bakışlar çevrildi.

Bende gayri ihtiyari etrafıma bakınmaya başlamıştım ki öğretmen arkadaşım kulağıma eğilerek seni çağırıyor dedi.

Misafir odasında tıkış tıkış, ikili üçlü sıralanmış insanlar arasından geçerek şeyhin karşısına geldim ama o anda bütün nazarların ağırlığından ne yapacağımı nasıl davranacağımı bilemiyordum.

Sağında oturan Milli Eğitim Müdürüne dönerek nazik bir ifadeyle --sen şöyle geç-- deyip benim yanına oturmamı işaret etti. Odanın içinde çok değişik sosyal sınıflardan zengininden bürokratına, memurundan sıradan vatandaşa kadar ve çevre il ve ilçelerden gelmiş insanlar vardı, herkes hayret ve şaşkınlıkla bana bakıyor kim bu adam sorusunu gözleriyle soruyordu. Yerine oturduğum Milli Eğitim Müdürü kıpkırmızı kesilmişti.

Belli ki sadece şeyhin yanından kaldırılmaya değil yakından tanıdığı benim bu kadar itibar görmeme bozulmuştu.

Sol tarafta oturan Vali Yardımcısıyla göz göze geldik. Adeta benim kim olduğumu sorgulayan bir bakışı vardı.

Şeyh Hazretleri bana düzgün, güzel bir Türkçeyle nazik bir ses tonuyla ve kulağıma eğilerek kimsin kimlerdensin diye sorarken yüzüme dikkatlice bakıyordu.

O anki haletiruhiyemi şu satırları yazarken bile capcanlı hissediyorum.

Şaşkındım.

Karmakarışık duygular içindeydim.

Yıllar önce ben kendisiyle tanışmayı, onun ziyaretine gitmeyi asla düşünmemişken şu anda onun yanı başında oturuyordum.

Kısa sözcüklerle kendimi tanıtmaya çalıştım.

O sırada çay ikramı başlamıştı. Usulen tek bir bardakta şeyhe ikram yapılır, daha sonra misafirlere çay servisi yapılırmış.

Şeyh kendi önüne bırakılan çayı aldı ve benim önüme koydu. O anda orada bulunanların çoğunun kıskandığını hisseden bakışlarıyla karşılaştım. İkramı teşekkür ederek kendisine yöneltmek istediysem de ısrar etti, kendisine başka bir çay getirilmesini istedi.

Tam manasıyla hem ben hem oradakiler bu olağandışı ilgiye karşı şaşkındık.

Zaman ne kadar geçti bilmiyordum. Benim için Zaman durmuştu. Donmuş kalmıştım.

Veda vakti geldiğinde kulağıma eğilerek --Ben yarın Muş’a gideceğim; bir ay sonra döneceğim. Yolun düşerde Siirt’e gelirsen misafirim ol-- dedi.

Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinden ayrılıp eve dönüşe geçtiğimde zihin ve ruh dünyam tam bir sarhoşluk haleti içindeydi. Batman sanki bir başka Batman’dı. Ben başka bir Ben’dim.

(Devamı Yarın)

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
18 gün önce
80 gün önce
108 gün önce
110 gün önce
111 gün önce
111 gün önce
115 gün önce
116 gün önce
117 gün önce
142 gün önce
214 gün önce
216 gün önce
221 gün önce
226 gün önce
365 gün önce
378 gün önce
379 gün önce
380 gün önce
395 gün önce
395 gün önce
402 gün önce
404 gün önce
489 gün önce
546 gün önce
564 gün önce
604 gün önce
609 gün önce
616 gün önce
628 gün önce
631 gün önce
648 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=