Lütfen bekleyin..

SEDAT ERİŞ

ŞEYH MUHAMMED KAZIM HAZRETLERİ-2

11 Aralık 2017, 15:42 - Okunma: 1131

Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinin sohbet toplantısı yaptığı adresi tam bilmiyordum. Tarif üstüne yolda gidiyor, karanlıkta etrafıma bakarak kalabalığın nerede olduğunu görmeye çalışıyordum.

Batman’daki geniş bir sokaklarının birinin başında çok yoğun bir kalabalığı fark ettim.

Kalabalığa yaklaştıkça daha yoğun bir insan kitlesinin de söz konusu evin bahçesinde kümeleştiğini gözlemledim.

Dışarısı buysa içerisi kim bilir ne kalabalıktır düşüncesi ve insan kalabalığından içeriye girebilmenin imkânsız olduğunu fark ederek dönmeye karar vermiştim ki Batmandaki bir okulda öğretmen olan bir arkadaşla yüz yüze geldim.

İzmir’den ve bohem bir hayatın içinden geldiğimi bilen bu arkadaş biraz alaysı, biraz şaşkın bana dönerek --Senin burada ne işin var-- sorusunu yöneltti.

Bu tavıra karşı utangaç bir edayla sanki bir suçluymuşum gibi hisle --Milli Eğitimdeki yöneticiler gel demişti onun için geldim-- sözcüklerini mırıldandım.

Batman’daki Eğitim Bürokrasinin bana yaptığı haksızlığı, hukuksuzluğu bilen öğretmen arkadaş --iyiki geldin Milli Eğitim Müdürü, Vali Yardımcısı, bütün Batman bürokrasisi içeride. Seni burda görürlerse üstüne gelmezler diyerek bilmiş bir edayla koluma girdi ve gel içeri seni götüreyim dedi--

Bu kalabalık içerisinden nasıl içeri gireceğiz demeye kalmadan önüme düştü, kalabalığı yara yara salondan içeriye beni soktu.

Misafir odası Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinin oturduğu bölümdü.

Kapının önüne geldiğimizde içerideki insan kalabalığından şeyhi görmek mümkün değildi.

Öğretmen arkadaşa --hadi çıkalım-- demeye kalmadan arkadaşım bir hamleyle beni misafir kapısının önündeki insan grubunun önüne attı adeta.

***

O anda yüksek bir şezlongta nur yüzlü, bembeyaz sakallı başında siyah bir başlık olan birini gördüm.

İtiraf edeyim İzmir’deki hayatım boyunca dini giysili bir zat görmemiştim.

Bir saniyeden kısa bir sürede başı önüne eğik o zata bakıyordum ki aniden başını yukarıya kaldırdı ve sağ elini kaldırarak gel işaretini yaptı.

Şeyh Hazretlerinin elinin kalktığı yöne odadaki tüm bakışlar çevrildi.

Bende gayri ihtiyari etrafıma bakınmaya başlamıştım ki öğretmen arkadaşım kulağıma eğilerek seni çağırıyor dedi.

Misafir odasında tıkış tıkış, ikili üçlü sıralanmış insanlar arasından geçerek şeyhin karşısına geldim ama o anda bütün nazarların ağırlığından ne yapacağımı nasıl davranacağımı bilemiyordum.

Sağında oturan Milli Eğitim Müdürüne dönerek nazik bir ifadeyle --sen şöyle geç-- deyip benim yanına oturmamı işaret etti. Odanın içinde çok değişik sosyal sınıflardan zengininden bürokratına, memurundan sıradan vatandaşa kadar ve çevre il ve ilçelerden gelmiş insanlar vardı, herkes hayret ve şaşkınlıkla bana bakıyor kim bu adam sorusunu gözleriyle soruyordu. Yerine oturduğum Milli Eğitim Müdürü kıpkırmızı kesilmişti.

Belli ki sadece şeyhin yanından kaldırılmaya değil yakından tanıdığı benim bu kadar itibar görmeme bozulmuştu.

Sol tarafta oturan Vali Yardımcısıyla göz göze geldik. Adeta benim kim olduğumu sorgulayan bir bakışı vardı.

Şeyh Hazretleri bana düzgün, güzel bir Türkçeyle nazik bir ses tonuyla ve kulağıma eğilerek kimsin kimlerdensin diye sorarken yüzüme dikkatlice bakıyordu.

O anki haletiruhiyemi şu satırları yazarken bile capcanlı hissediyorum.

Şaşkındım.

Karmakarışık duygular içindeydim.

Yıllar önce ben kendisiyle tanışmayı, onun ziyaretine gitmeyi asla düşünmemişken şu anda onun yanı başında oturuyordum.

Kısa sözcüklerle kendimi tanıtmaya çalıştım.

O sırada çay ikramı başlamıştı. Usulen tek bir bardakta şeyhe ikram yapılır, daha sonra misafirlere çay servisi yapılırmış.

Şeyh kendi önüne bırakılan çayı aldı ve benim önüme koydu. O anda orada bulunanların çoğunun kıskandığını hisseden bakışlarıyla karşılaştım. İkramı teşekkür ederek kendisine yöneltmek istediysem de ısrar etti, kendisine başka bir çay getirilmesini istedi.

Tam manasıyla hem ben hem oradakiler bu olağandışı ilgiye karşı şaşkındık.

Zaman ne kadar geçti bilmiyordum. Benim için Zaman durmuştu. Donmuş kalmıştım.

Veda vakti geldiğinde kulağıma eğilerek --Ben yarın Muş’a gideceğim; bir ay sonra döneceğim. Yolun düşerde Siirt’e gelirsen misafirim ol-- dedi.

Şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinden ayrılıp eve dönüşe geçtiğimde zihin ve ruh dünyam tam bir sarhoşluk haleti içindeydi. Batman sanki bir başka Batman’dı. Ben başka bir Ben’dim.

(Devamı Yarın)

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
18 saat önce
65 gün önce
105 gün önce
167 gün önce
195 gün önce
197 gün önce
198 gün önce
198 gün önce
201 gün önce
203 gün önce
204 gün önce
229 gün önce
301 gün önce
303 gün önce
308 gün önce
313 gün önce
451 gün önce
464 gün önce
465 gün önce
467 gün önce
482 gün önce
482 gün önce
488 gün önce
490 gün önce
576 gün önce
632 gün önce
650 gün önce
691 gün önce
695 gün önce
703 gün önce
715 gün önce
717 gün önce
735 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=