Lütfen bekleyin..

SEDAT ERİŞ

SON NOTLAR-6

02 Ocak 2018, 19:26 - Okunma: 1360

Şeyh Muhammed Kazım Hazretleriyle yaşadığım Anılar

Şeyh Hazretleriyle yaşadığım ve her biri bir romana konu olacak bazı olaylardan söz edeyim.

Şimdi anlatacağım hadiseyi okuyan bazı tasavvuf bilgisi noktasında eksiği olanlar ‘yok artık’ tarzında olumsuz duyguya ve düşünceye saplanabilirler.

Ben kimseyi inandırmak zorunda değilim. Manaya inanlar için bu olayı anlatıyorum. Batmandaki hayatımda benden yaşça hayli büyük Konyalı olan bir bürokrat arkadaşım vardı. Ailece de görüştüğüm bu kişi 12 Eylül askeri darbeden sonra çok zulümle karşılaşmıştı. Bu bağlamda sağ düşünceye karşı kin doluydu, inanç sistemi noktasında ateizme yakın bir noktadaydı. İnsan olarak son derce dürüst, mert biri olmasına rağmen dindarlığa karşı nefret duygusuna sahipti.1992 yılının mayıs ayına girmiştik. Bir gece eşiyle birlikte misafir olarak aniden bize geldiler. Onların geldiği saatte ben akşam namazını kılıyordum. Evin içine girdiklerinde oturma odasının önünden geçerken arkadaşım beni namaz üzerinde görmüştü. Namazı bitirip kendilerine hoş geldin demek üzere misafir salonuna girer girmez ilk sözü -Sedat Bey beni çok şaşırttın- cümlesi ağzından döküldü. Bu sözden bir şey anlamadım ama çokta önemsemedim. Birdenbire bu arkadaşım eşinin yanında açtı ağzını yumdu gözünü. Sarf ettiği sözleri bugün bile net bir biçimde hatırlıyorum. Şöyle başlamıştı söze. -Seni çağdaş biri olarak biliyordum. Ortaçağın geri kalmış bir düşüncesine nasıl sahip olursun.- Kendisiyle dini manada bir tartışmayı gereksiz gördüğüm için hiçbir şey söylemek istemedim. Arkadaşım durmuyordu. Geri kalmışlığın sebebini din olarak anlatmaya çalışıyor, düşüncesini onaylatmak için ikidebir –öyle değil mi? Sorusunu yöneltiyordu. Benim suskunluğumu gören eşi aklınca oluşan ağır havayı dağıtmak amacıyla aniden eşine dönerek -Sedat Beydeki bu değişimin sebebi -Siirt’te bir şıha gitmesi- galiba deyince arkadaşımın misafir olmanın haddini de aşan bir üslupla adeta ağzından köpükler saçarcasına Şeyh Hazretleriyle ve Allah dostlarıyla alakalı saçma sapan konuşmaya başladı. Geriliyor, kendimi zor tutuyor nezaket sınırlarımı aşacak kaba bir söz ve davranıştan kaçınmaya çalışıyordum. Sözünün arasına girerek, -bak arkadaşım bazı Müslümanların yanlış duruş, düşünce ve tavırlarını örnek alarak İslami suçlamak doğru değil. Öyle Allah dostları var ki senin bütün bu olumsuz algılarını ve yanlış bildiğin doğruları senin önüne koyar dedim. O anda hiç beklemediğim bir tepkiyle şoke oldum. Arkadaşım -senin Şeyhinmi bu dediğini bana ispat edecek- dedi. Gayri ihtiyari Evet sözü ağzımdan çıktı. Arkadaşım, Hadi beni götür de bakalım kim kimin değer yargılarını değiştirecek demez mi. Olay zıvanadan çıkmış misafirlik oturması bir inatlaşma ve restleşmeye yöneliyordu. Sustum konunun kapanmasını istiyordum ama arkadaşım duracak gibi değildi. -Onun maskesini düşürmemden mi korkuyorsun sorusunu alaysı bir biçimde söyleyince kan tepeme attı. Tamam, bu hafta sonu seni şeyh hazretlerine götüreceğim dedim.

Arkadaşım ve eşi gittikten sonra beni derin bir kaygı kapladı. Şeyh adına girdiğim bu saçma sapan iddia, olası olumsuz bir durum beni korkutmaya başlamıştı. Ama söz ağızdan bir kere çıkmıştı. Bu sözümü yerine getirmediğim anda hem kendime, hemde İslam’a karşı bu saldırıları yapan zihniyete karşı yenileceğim için kendime olan saygımı yitirecektim. Hafta sonu arkadaşımı da alarak Siirt’te doğru yola çıktım. Arkadaşım yol boyunca Şeyh Hazretleriyle alakalı alaysı konuşarak gerilimimi ve stresimi arttırıyordu. Şeyh hazretlerinin evinin önüne geldiğimde psikolojik dayanma gücümün sonuna gelmiştim. Söze, nasıl başlayacağımı, bu densiz arkadaşımı nasıl tanıtacağımı bilemiyordum.

Divanın kapısına girdiğimde arkadaşım kulağıma eğilerek -ben senin bu adamınla baş başa konuşmak isterim demez mi? İçeri adım attığımda şeyh hazretleri köşede oturuyordu. Divanda on beş yirmi kişi vardı. Rengim benzim o kadar atmış, stresim o kadar yüzüme, hareketlerime yansımıştı ki şeyh hazretleri elini öptüğümde gülümseyerek ve kulağıma eğilerek, iyimisin, hayırdır, hastamısın sorusunu yöneltti. Belli ki şeyh hazretleri kalp gözüyle birçok konudan haberdardı. O anda en çok dikkatimi çeken şey ise şeyh hazretleri asla arkadaşıma bakmamış, kim olduğunu bana sormamış, onu yok saymıştı. Bütün psikolojik gücümü toplayarak üç beş dakika sonra şeyh hazretlerinin kulağına eğildim ve -şeyhim bu arkadaşım seninle konuşmak istiyor- dedim. Şeyh derin bir bakışla yüzüme baktı başını olur anlamında eğince –ama yalnız konuşmak istiyor cümleleri zorla ağzımdan aktı. Yine onaylar bir baş hareketi yaparken -odadakiler bizi bu arkadaşla yalnız bırakırmısınız sözlerini söyledi.  Ben dahil odadakiler dışarı çıktık. Kapı ardımızdan kapandı. O gün divanda olan insanlar ayrılıp gidince ben ve şeyh hazretlerinin hizmetine bakan kişi tak başımıza kaldık. Ben şeyhin evinin önündeki sokakta bir aşağı bir yukarı gidiyor sabırsızlıkla ve beynimde uçuşan onlarca soruyla, şüpheyle boğuşuyordum. İçerideki arkadaşım acaba bir saygısızlık yapıyor mu endişesi içimi kemiriyordu. Zaman adeta durmuş vakit geçmek bilmiyordu. Yarım saat geçmiş divanın kapısı hala kapalıydı. Huzursuz bir biçimde ikide bir divanın kapısına bakıyordum. İçerideki arkadaşımın şeyhi incitecek bir sözünün beni ne kadar yıkacağını derinden hissediyor ama çaresiz bir şekilde beklemeye devam ediyordum. İçeriye ara ara çay götüren şeyhin hizmetindeki kişinin yüzüne bakarak olağandışı bir durumun olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. İçeride olağandışı bir durumun olduğundan emindim. Nihayet bir saatten fazla süren bir vakitten sonra şeyhin hizmetine bakan kişi bana –şeyh seni çağırıyor- diye seslendi. İçeriye girdiğimde heyecanım ve merakım tavan yapmıştı. İçeriye adımım attığımda hemen şeyh hazretlerine baktım. Son derece vakur ve emin bir biçimde başı önde oturuyordu. Bakışlarımı arkadaşıma yönelttiğimde şaşırdım. O kendine aşırı güven duyan insan gitmiş, başı önde omuzları düşmüş avurtları kilitlenmiş, yüzü simsiyah bir renge bürünmüştü. Sinek uçsa kanat vızıltısı duyulacak sessizliğe benzer bir durum söz konusuydu.

Sessizce oturduğum köşedeki minderen bir şeyhe bir arkadaşıma bakıp duruyordum. Belli ki şeyh suskunluğunu bozmayacaktı. Arkadaşımın ise değil konuşmaya hareket edecek mecali bile kalmamıştı. Şeyh hazretlerinden izin isteyip elini öptüğümde gözlerindeki bana yönelik sevgiyi görünce bu densiz arkadaşımı ona götürdüğüm için bana kızmadığını anladım. Batman’a doğru yola çıktık. Arkadaşım adeta kilitlenmişti. Darmadağın bir haleti ruhiye içindeydi. Ben onun bu durumuna karşı ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemiyor en iyisi susmak diyordum içimden kendime. Yol boyunca ne o ne ben tek bir kelime konuşmadık. Batman’a girişe yakın göz ucuyla baktığım arkadaşımın yanağındaki iki damla gözyaşını gördüğümde çok etkilendim. Arkadaşımı evinin önüne bıraktığımda zorla arabadan indi. Başıyla alasmaladık işareti yapabildi ve arkasını dönerek evine gitti. Aradan bir hafta geçmişti. Bir gün dersteyken dershanemdeki hizmetli gelerek arkadaşımın geldiğini ve acilen görüşmek istediğini iletti. Dersi kısa keserek odama gittiğimde arkadaşım odada bir o yana bir diğer yana dolaşır gördüm. Selamlaşma faslından sonra -senden bir şey isteyeceğim yaparmısın- dedi. Elimden gelen bir şey varsa tabi ki cevabını verdim. -Beni şimdi kırmadan dinle diyerek söze devam etti. -Bu hafta sonu arabana benzini ben koyacağım beni o zata götür. Onunla dost arkadaş olmak istiyorum. Şaşırdım. Onun şeyhle görüşmesi esnasında çektiğim sıkıntı aklıma geldi. Bir şartla dedim. Sendeki bu inanılmaz değişim neden, O gün sen şeyhle ne konuştun da bu inanılamaz dönüşüme girdin. Başını öne eğdi.-Lütfen üstüme gelme, bu konuda sadece bir cümle söyleyeceğim diğer detayları ölene kadar bir sır olarak saklayacağım. Dikkatle yüzüne bakıyordum. Bakışlarını yana kaçırarak o müthiş cümleyi söyledi. -Bilmesi asla mümkün olmayan bazı şeyleri bana söyledi.  Siirt’te gittiğimizde şeyh bu kez çok farklı bir şekilde arkadaşımı karşıladı. Sohbet ederken arkadaşımın onun yanındaki hali onlarca yıl geçtiği halde hala gözlerimin önünde.

***

Bu arada ironi bir olaydan da söz edeyim 1994 yılında arkadaşım kendine bir araba almıştı. Israrla arabayı aldığı ilk günlerde şeyhi bu arabaya bindirmek istediğini biraz dolaştırmak istediğini söyledi. Ben bunun imkânsız olduğunu şeyhin çok önemli bir olay olmadıkça sokağa çıkmadığını anlatmaya çalıştımsa da dinletemedim. Çocuk gibi yalvarıyordu. Sen git söyle dediğim halde -hayır seni kırmaz baskısına dayanamadım ve bir gün şeyhe gittik. Şeyhe durumu anlatım şeyh hazretleri bu çocuksu talebe öyle bir gülümsedi ki hala hatırladığımda yüzüme bir gülümseme oturur. Allah rahmet etsin bizi kırmadı ve o gün divanda olanların şaşkın bakışları altında arabaya bindi. Siirt’te bir tur attık. Arkadaşımın o araba gezintisindeki hayali hayatımın en güzel anılarından biri olarak hala belleğimde.

1995 yılında o dostum yaş haddinden emekli oldu ve memleketine gitti. Bir süre telefonla görüştüğüm bu arkadaşımın sonra izini kaybettim. Hala hayatta ise uzun ömür diliyorum. Vefat etmiş ise eminim ki ruhu şeyh Muhammed Kazım Hazretlerinin ruhaniyetiyle mutlaka irtibatlıdır.

Onlarca yaşadığım anılardan sadece bir tanesini anlattım.

Bu anı bir şehir efsanesi değil.

Propaganda söylemi hiç değil.

Bu olay sadece Kıssadan hisse yaşanmış hikayedir. 

Kim, ne, ne kadar anladıysa…

Devam Edecek…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
5 gün önce
12 gün önce
18 gün önce
28 gün önce
29 gün önce
63 gün önce
157 gün önce
198 gün önce
259 gün önce
288 gün önce
290 gün önce
291 gün önce
294 gün önce
296 gün önce
297 gün önce
322 gün önce
394 gün önce
396 gün önce
401 gün önce
406 gün önce
544 gün önce
557 gün önce
558 gün önce
560 gün önce
575 gün önce
575 gün önce
581 gün önce
583 gün önce
668 gün önce
725 gün önce
743 gün önce
784 gün önce
788 gün önce
796 gün önce
807 gün önce
810 gün önce
828 gün önce

BELEDİYE ÇALIŞMALARINDAN MEMNUN MUSUNUZ?

sanalbasin.com üyesidir

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=