Lütfen bekleyin..

MURAT BOZKURT

GELSEN DE BİR GELMESEN DE...

09 Ağustos 2019, 12:56 - Okunma: 1264

Yüreğim sana dünden kanık

Gözlerinde hapsolmuş bu sanık

Bir bilsen

Bu terk ettiğin şehir nasıl yanık...

Bedeller ödeye ödeye geldik, bu şehrin diz çökmüş aşklarına.

Avuç açtık bir çeşmenin başına bir damla suya.Kalbimiz yine viran, yine harabe; döndük Kerbela'ya.

Berdeller verdik sonra Mutsuzluk denizlerine.

Kadınları ergen de öldürdük erken de.

Soyadımız ihanet oldu, dolandı sevgilinin saçlarına.

Şehir bizi tüketti, biz şehri tükettik.

Bu şehrin künyesine kazdık adamsızlığı.

Aynı gömleği de giydik aynı sigaraya da takıldık, yine de adam olamadık bu şehrin gecelerine.

Mutsuzluk oyunları oynadık, sevgiliyi gömmek üzere açtığımız mutsuzluk çukurlarında.. Sevgililer üstüne sevgililer  gömdük en derin kazdığımız mezarlara..

 Ve o çukurların üstünü toprak niyetine sevgililerle kapattık.

Her terkettiğimiz şehirde nice derin mezarlıklar bıraktıl gülüşlerle doldurduğumuz..İşte bu yüzdendir bu şehrin meni/ölü kokan sokakları. İşte bu yüzden çoktur bu şehrin salakları. Tam da bu yüzden  aklar düşmüş, kirlenmiş bu şehrin şakakları.Boynumuza bir muz bir de bir muska  asılmış, hayatımız darağacı şakaları...

Hüzün adımız oldu bu şehrin ego savaşlarında.

Acı boynumuzun borcu oldu bardağa, doldu taştı bardaktan. Yüreğimde bir kız kulesiydin bu şehirde

Okyanusun ortasına bağdaş kuran.

İstanbula inat, herkese gülüşünle evler yakan.

Adımızda mutsuzluk, soyadımız acı oldu mutsuzluğa hep 9.15  gebe  sevgililerin şehrinde... 

Kimi sevsem bir sen olmuyor bu şehirde. Her yer sensizlik oluyor.

Kimi sevsem kaçak tütüncülük oynuyoruz bu şehirde...

Kimi sevsem kaçak çaylar  demleniyor sevdiklerimizin gözlerinde...

Bu şehirde,

Sözcüklerim var satamadığım

Gözyaşlarım var biriktirdiğim

Sen yoksan bu şehirde

Yıldızlar var sayamadığım.. Ve Söylenecek o kadar çok şey var ki tutunduğum, yutkunduğum bir de söyleyemediğim...

Oysa biz şehirde  gelebilseydik göz göze gökyüzüyle, yağmur kar sen yağacaktı hüzün yerine bu şehrin kronikşeşmiş kireçli dizlerine, tozuna. Artık bu şehrin tüm yetim  trendleri kaçırılmış tren vagonları ve hiçbir zaman sığınamayacağımız bir limanın  öksüz gemileri. Çünkü Nurullah Genç'in söylediği gibi:

olsan da bir, olmasan da

artık görünmüyor mevsimde hüzün

bulutlar bir garip rüyaya dalmış

ufukta güneşi ağlatan yüzün

bir mültecî gibi tenhâda kalmış

toprak yandı gülüm; çeşmeler zehir

şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir

 

 kaç kere çağırdım seni öteden

turnalar uçurdum gittiğin yere

bin parça eyledin kalbimi neden

ruhum bir başına düştü göklere

bana tebessümle bakıyor kabir

şimdi gülsen de bir, gülmesen de bir

 

 

derdimin yangını sardı gölgeni

bir mahkûm kanıyla aktı izlerin

deniz ölesiye severken seni

neden gemileri yaktı gözlerin

yıkıldı yolunu  bekleyen şehir

şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir

 

 

yağmurun inceden yağdığı yerde

açan gül acıyı damıtır solar

ağustos böceği düşünce derde

içine kuşların sevdası dolar

ölü bir mahzene gömüldü kibir

artık sevsen de bir, sevmesen de bir

 

 çatladı en kavî yerinden tohum

kıvılcım düşürdü sulara gonca

her akşam ölümü koklayan ruhum

seni de kuşanır hâkan olunca

bu yerde bilinir destân-ı kebir

şimdi kalsan da bir, kalmasan da bir

 zaman ki, ardımda pervane şimdi

mekân defineler döktü yoluma

fırtınadan umut bekleyen kimdi

söyle, deniz neden gömüldü kuma

zindan çöktü gülüm; kırıldı zincir

benim olsan da bir, olmasan da bir

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
27 gün önce
137 gün önce
144 gün önce
200 gün önce
333 gün önce
347 gün önce
354 gün önce
445 gün önce
494 gün önce
705 gün önce
704 gün önce
659 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=