Lütfen bekleyin..

SAADET DEMİR

URANÜSÜN ASTROLOJİK SEMBOLÜ

14 Ağustos 2019, 12:33 - Okunma: 1676

 

 ‘Değişim ancak içeriden açılabilen bir kapıdır’  Terry  Neil

Mars’a kadar olan gezegenler kişisel gezegenler olarak adlandırılırken, Jüpiter ve Satürn insanın sosyal katılımına ilişkin bilgiler verirler. Uranüs, Neptün ve Pluto ise çok daha ötede, hem kollektif hem de kuşakları birbirinden ayıran özellikler gösterirler.
Uranüs gibi kuşak gezegenleri burçların yönetici gezegeni olmaktan  ziyade transit ettikleri alanların etkilerini yansıtırlar örn; kova burcu transiti sırasında kova burcunun ifade ettiği konuları vurgulayarak  o alanlarda toplumu ve kişileri değişime uğratır. Bu gezegen her burçta yedi sene kalır ve Zodyak turunu  84 yılda tamamlar.
Uranüs'ün temel fonksiyonu bireyleşmek, bilinenden özgürleşmek, normalden sapmaktır. Yani dışsal kişiliğin normal tavırlarından ve düşünce biçimlerinden sapmak; bunu içsel kişilikte, yani ruhta bulunan kaynak veya dürtü ile yapmak, ve belki de aniden sanki bir yıldırım gibi yapmaktır. Çevreye verilmesi beklenen normal tepkilerden ve normal büyüme modellerinden saparak, buluşlara götüren dürtüler, orijinal ve bağımsız ifade biçimleri geliştirmektir. Kişi kendisini diğer insanlardan farklı kılan eşsizliğe ulaşma ihtiyacındadır. Bu nedenle gelenekdışı davranış biçimleri, özgürlük arayışı, yaratıcı ilhamlar, deneyim arzusu ve kısıtlanmamış ifadeler görülür.
Uranüs bireyleşme, serbest kalma, özgürleşme ve ıslah edişin tamamlanmasıyla karşılıklı ilişki içindedir. Peki neyi ıslah etme? Satürn’ü ıslah etme. Satürn hayatımızda ıslahı gerektiren bütün modellerle: toplum, aile, sizden birşeyler bekleyen insanlar ve bu hayata ıslah edilmek üzere getirdiğiniz tüm konularla ilişkisi olan... kısaca yaşamın her anında kimlik duygunuzu önünüze getiren herşeyle ilgilidir. Bu da Uranüs’ün tüm bu modellerden sonsuza dek özgürleşmeye ve onların hapsedici zincirini kırmaya çalıştığını gösterir. Peki ne için? Bunu yapmaktaki niyeti nedir? Hangi sebepten dolayı? Eğer kişilik ve kimlik duygumuzu tanımlayan bu modellerin hepsini de tuzla buz edersek, bu durumda henüz ıslah edilmemiş olan gerçek kimliğimizi ve gerçek  olan doğamızı buluruz. Açıkca belirtmek gerekirse bu oldukca uzun bir serüven olabilir.
Dolayısıyla, eğer bir kültürde saygı kazanmak ve bir meslek veya bir konuma gelmemiz   gerekiyorsa bu kurallara (Saturn) uymak için kendimize  izin vermemiz  gerekir. Onlarla aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Ancak, belli bir noktaya kadar sosyal ve bireysel niyetlerimizi  gerçekleştirebilmek için  toplum kurallarını kabul etmemiz  gerekebilir. İşte bu Uranüs ve Satürn’ü anlamaya çalışan kişinin dikkate alması gereken en birincil farklılıktır. Gözlerimizi  kapatıp kör bir şekilde bunu tatbik etsek te etmesek te toplumun bizi  yönlendirdiği olayları dikkate alıp, onlara  mümkün olduğunca bağlı kalmadan bireysel bakış açılarımızı da katarak (Uranüs) ilerlemek isteriz.
 "büyük ruhlar her zaman orta seviyeli insanların muhalefetiyle karşı karşıya kalmıştır". Buradaki durum kısaca şudur: eğer natal Uranüs'ünüzün içinde bulunduğu evi, diğer planetlerden aldığı açıları ve transitleri  ıslah etmeyip kullanmayı öğrenirseniz  özünüzle ve dehanızla temas etmiş olursunuz. Ancak ıslah etmeye çalışırsanız, orta seviyeli beyinlerin (Saturn) yargısına hazır olun. Uranüs’ü gerçekleştirmek büyük bir cesaret ister çünkü ortada olan farklılığınızı, dolayısıyla da yalnızlığınızı yaşamak zorunda kalırsınız. Bu durumda sosyal ve bireysel benliğinizi oluştururken sosyal sorunlardan (bir gruba bağlı olmak koşuluyla o grup tarafından destek görmek gibi) arınmış olursunuz.
 Uranüs’ün gönderdiği sinyaller, bilinç alanının A B C’yi tanımlaması, ya da adım adım izlenebilen bir plan gibi değildir. Daha çok A’dan sonra Z’yi görmek veya aniden karşımıza çıkan arabayı son anda fark edip ani fren yapmamız gibi bir şeydir. Bu sinyaller ve düşünceler bilincimize tamamıyla organize olmuş bir şekilde gelmediğinden, Satürn tarafından hemen bastırılıp bilinçaltına gömülemezler. Eğer bastırılırlarsa "depresyon " dediğimiz durum ortaya çıkar ve eğer Uranüs’ün yarattığı bu gerilimler bastırılmaya devam edilirse (yani kişi bireysel derin  bakış açısını geliştirmeyi  reddederse) sonuç ciddi bir depresyon olabilir. Eğer durum manik olacak kadar derinleşirse bu "Ciddi bir sorunumuz var!" anlamına gelir.  Ancak kişi bu enerjilerle yüzleşip dönüştürmek yerine onları bastırmayı tercih ederse bu durumda ortaya çıkacak olan derin tatminsizlik döngüsünü, depresyonu, yaşam iyi gitmiyor duygusunu içimizde çoğaltabilir.
 Kişisel bilinçdışı , bilinçaltı ya da "Yüksek Zihin"den bahsederken (tabi ki tüm bunlar Uranüs’ün ortaya koyduğu durumlardır) Geleceğimize yönelmeden önce geçmişimize gömdüğümüz ve geleceği görmekten alıkoyan bütün duvarlardan ve yaşantıdan kurtulma -yani hepsini de bilince çikarıp dönüştürerek özgürleşme. Tüm bu ıslah edici şablonları ve içinde bulunduğumuz gerçekliği tanımlayan kuralların bizi gelecekten nasıl alıkoyduğunu anlayıp (bilince çıkarıp) bastırılmış olandan kendimizi özgürleştirme sürecini en iyi şekilde yönetebilmeliyiz.
Her hangi bir Uranüs transitiyle karşılaştığımızda tüm bu bilgi kaynakları tıpkı bir sızıntı gibi bilincimize akacaktır. Tekrar hatırlatmak gerekirse, tüm bu kaynaklar başta yaşadığımız gerçeklik ve onu ifade ediş biçimimizle hiçbir alakası olmayan anlamsız, ilişkisiz ve mantıksız şeyler gibi gelebilir. Fakat bu durum çelik bir kasaya atılan el bombasının yaratacağı bir etkiye sahiptir. Bu kasa sevgili Satürn’dür. (soğuk gerçekler) transit Uranüs’ün ortaya çıkardığı gerilime karşı 3 farklı tepki verebiliriz:
1- Bastırabiliriz. Meşhur "Bir sonraki güne erteleme tekniği".
2- Kendimizi bütünüyle bu gerilime bırakabiliriz. Her şeyi dağıtabilıriz. 
3- Onu gerçekleştiriyormuş gibi bir davranış içine girebiliriz. Bu en genel reaksiyondur.
İnsan kendi benliğine yaptığı bu yolculukta  tekamül yolundaki benliğini satrünün soğuk duvarlarına çarparak eritip kiristalleşerek  görünür hale getirmesiyle anlam kazanır. Tabii ki gerçekliğimizin bizi daha ileriye doğru büyümekten alıkoyan her oluşuma isyan ederek,  toplum dayatmalarına bir yere kadar dayanabiliriz. Varoluş sınırlarını keşfeden insan üç boyutlu dünyasal sınırları aşmak ve dolayısıyla ruhun sınırsızlığını keşfedip daha üst boyuttan bakabilmeyi başarabildiği zaman işte o zaman her oluşumun anlamını idrak edip hayata yaşadıklarına farklı pencerelerden bakıp yaşananları yorumlayabilme kapasitesine ulaşabilir . Bir sonraki yazımda buluşmak dileği ile esen kalın.
Faydalanılan kaynaklar ; Astroloji dergisi ‘Jeffrey Wolf Green ‘

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=