Lütfen bekleyin..

SEDAT ERİŞ

BAŞKALDIRILAR VE TARİH

25 Ekim 2019, 17:08 - Okunma: 2627

Başkaldırının diğer adı toplumsal isyandır.
İçinde yaşadığımız süreçte ve önümüzdeki asırda emperyalizmin kullanacağı en önemli toplumsal silah ülkelerde organize edeceği başkaldırılardır.
Bir ülkedeki Başkaldırının iki temel sebebi vardır.
1-Yönetimin ve Bürokratik oligarşinin bozulması.
2-Yabancı bir devlet desteği.
Başta Ortadoğu coğrafyası ve Afrika’da yaşanan toplumsal kavgaların, iç çatışmaların temelinde emperyalizmin kirli ellerini görmek mümkündür.
Emperyalizmin ülkeleri bölmek, parçalamak dolayısıyla devletleri yıkma veya kendi çıkarlarına hizmet edecek uydu coğrafyalar kurmaları için kullandıkları en önemli ayrıştırma silahı ise üç kalemden oluşmaktadır.
1-Etnik sorunlar
2-Dini ayrışmaları kullanmak
3-Bozulan ekonomik düzen

Emperyalizm tarihin her döneminde toplumsal başkaldırıyı değişik yol ve yöntemleri kullanmıştır.
Tarihteki başkaldırı öykülerini okudukça emperyalizmin nasıl şeytani planlamalar yaptığını dehşetle görürüz.
Teknolojinin bu kadar gelişmediği eski yıllarda halk yalan ve iftiralara aldanarak saraya-yönetime karşı isyan edermiş. 
İsyanı körükleyenler ise zaaflarına yenik düşen, gözlerini iktidar, güç ve para kaplayan devlet içinde yaşayan bazı tipler, ne kadar kara cahil varsa hepsini vakti geldiğinde beslemiş, örgütlemiş ve kullanırmış...
Üç beş akçeye isyan oyunları sahneye konulurken çok insanın kanı dökülmüş, inanılmaz vahşet sahneleri yaşanmıştır.
Toplumsal başkaldırıyı planlayanlar kalabalıkların arasına sızan kara cahillerin bir günde üç beş kahvehaneyi dolaşması ile planlamanın ilk aşamasını hayata geçiriyorlarmış.
Üç günlük dünya nimeti için ruhlarını zevklerinin merkezine oturtanların tek derdi mevcut iktidarı önce kullanmak, bu mümkün olmadığında eskileri yıkıp kendilerinin o koltuğa oturmak.
İşin ilginç yanı Dış-İç destekli tüm başkaldırıların büyük bir bölümünün İslam devletlerinde, toplumlarında ve ülkelerinde görülmesidir.
Akla gelen ilk soru şudur;
Toplumsal başkaldırının ana felsefesi olan büyük inanç krizleri neden İslam coğrafyasında yaşanıyor?
Bu soruya birden fazla cevap var;
1-İslam coğrafyasında başta petrol olmak üzere hayati madenlerin, suyun, bu coğrafyada büyük bir zenginlik oluşturması.
2-Masonlar ve İsevilerin bazılarında İslam’ın büyük bir tehlike olarak görünmesi.
İslam’a fobi adıyla piyasaya sürülen Müslüman ve İslam düşmanlığı doktrini başta ABD ve Avrupa ülkelerinde gittikçe güçlenmektedir. 
Bu bağlamda oluşturulan gizli yapılanmalar, tarikatlar, cemaatler, örgütler ayın ortalama her gününde birçok saldırıyı pratiğe geçirmektedir.
AB ve ABD basını Müslümanlara yönelik birçok münferit olayı görmezden gelmektedir.
Emperyal devletler Müslüman ülkelerdeki başkaldırıları organize ederken o ülkenin siyasi liderlerinin hem zayıf yönleri hem de ailelerinin boşluklarını çok iyi irdelemekte ve organizasyonlarını büyük bir sabırla ve yıllara yayarak ilmik ilmik işlemektedirler.
Saddam ve Kaddafi’nin de kişisel olarak milyarlarca doları vardı. Ve bu kadar servete rağmen yıkılıp gittiler... 

Peki, Ne içindi bu kadar para? 
İktidarda kalabilmek uğrunaydı. 
Hem iktidarı hem de paraları gitti.
Neden yıkıldılar sorusunun cevabı basitti. Çünkü onların bu zayıflıklarını bilenler için inanılmaz bir alt yapı ülke içinde oluşmuştu.
Ülkelerini yangın yerine çevirenlerin, insanlarını ölüme sürükleyenlerin ruhları İslam medeniyetinden beslenmiş olsaydı bu rezalet ve bu rezil olaylar ve sonuçlar yaşanmazdı.
Son yıllarda ülkemizde yaşanan başkaldırı girişimlerinin altını tarihteki başkaldırılar ışığında irdelemek gerekir. 
Zira tarihteki toplumsal başkaldırılardan vardığımız sonuçlardan çıkarılacak çok da ders var...
Toplum bilimciler “Dünyada statülerin eşitlendiği bir çağ olmayacaktır!” diyor... 
Yani eşitlik büyük bir yalan ve masaldan ibaret. 
Kentler kalabalıklaştıkça tüm değerler erozyona uğruyor. Dalgaları çekiçle düzeltmeye çalışanlar geriye dönüşün çok zor olduğunu da artık fark ediyor... 
Yaşanmaz hale geliyor şehirler... 
Kentleri yönetenlerin hoyratlığı gökdelenlerin tepesine kadar çıktı... 
Hayatı otelleştirdik... 
İş ile ev arasında geçen bir hayatın içerisinde büyük boşluklar var. 
Robotlaştırılan insanların özel hayatı yok gibi... 
Rutin bir yaşam insanları bıkıp usandırmış...
*
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Ritz Carlton Oteli dünyanın en lüks cezaevine dönüştürülmüş... 
Kral Selman’ın bu uygulamaları adalet dışı müdahale olduğundan tasvip etmiyoruz elbette... 
Lakin, vardığımız bu sonuçtan çıkarılacak çok da ders var...
Bu servetin bir kısmı halkın refahı ve günlük hayatı kolaylaştırmak için harcanmış olsaydı böylesine bir tabloyla karşı karşıya kalma-yacaklardı...

*
Milyarlarca dolara hükmedenlerin lüks otelin içinde yerlerde battaniyelere sarılarak selfie çektirmeleri ise komedinin vardığı son nokta..

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
21 saat önce
26 gün önce
39 gün önce
41 gün önce
42 gün önce
55 gün önce
60 gün önce
117 gün önce
121 gün önce
128 gün önce
134 gün önce
140 gün önce
144 gün önce
202 gün önce
224 gün önce
230 gün önce
231 gün önce
244 gün önce
246 gün önce
249 gün önce
251 gün önce
253 gün önce
254 gün önce
317 gün önce
393 gün önce
394 gün önce
401 gün önce
407 gün önce
417 gün önce
419 gün önce
452 gün önce
547 gün önce
587 gün önce
649 gün önce
677 gün önce
679 gün önce
680 gün önce
680 gün önce
683 gün önce
685 gün önce
686 gün önce
711 gün önce
783 gün önce
785 gün önce
790 gün önce
795 gün önce
933 gün önce
946 gün önce
947 gün önce
949 gün önce
964 gün önce
964 gün önce
970 gün önce
972 gün önce
1057 gün önce
1058 gün önce
1114 gün önce
1132 gün önce
1173 gün önce
1177 gün önce
1185 gün önce
1197 gün önce
1199 gün önce
1217 gün önce

bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=