“Çiçeği unutup saksıyı parlatmak”

Hızla değişen ve dönüşen dünyada, özellikle de dijital çağda, anne-baba rolleri ile evlat yetiştirme meselesini yeniden ve dikkatle ele alma ihtiyacı her zamankinden daha büyük. Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızı, sanal dünyanın cazibesi ve zaman kavramının insana özgü anlamını daraltması; ebeveynliği, öğretmenliği ve değer aktarımını hayati bir sorgulamaya zorluyor.

“Çiçeği unutup saksıyı parlatmak”

Bugün çocuklarımızın sanal dünyada geçirdiği zaman, gerçek yaşam için ayrılan süreyi daraltıyor. Bu daralma ise yalnızca günlük alışkanlıklara değil, kişilik gelişimine, duygusal olgunlaşmaya ve insani değerlerin kök salmasına doğrudan etki ediyor. Ne var ki modern aileler bu değişimin tam ortasında, eğitimi çoğu kez yalnızca akademik başarı ile eşdeğer görmeye devam ediyor. Maddi doyum sağlayacak, toplumsal prestiji yüksek mesleklere yönlendirme baskısı; çocukları adeta bir yarış pistinin ortasına bırakıyor.

Oysa gözden kaçırdığımız çok kritik bir gerçek var: Bireyi birey yapan şey zihninin donanımı değil, kalbinin kapasitesidir.

Albert Einstein’ın yıllar önce söylediği şu söz, bugün dahi geçerliliğini koruyor:

“Bilgi, karakteri oluşturmada tek başına yeterli değildir. Karakter güçlenmeden bilgi güçleşir; güç ise insanı doğru kullanamıyorsa felakete götürür.”

Sıfırların Önüne Konacak Rakam: Manevi Değerler

Eğitimde sıkça kullanılan benzetmeyle ifade edecek olursak:

Hayattaki bütün kazanımlar birer “sıfır” ise, o sıfırlara anlam kazandıran rakam; çocuğun manevi değerleri, insani yönü ve vicdanıdır.

Çocuğunuzu en iyi okullarda okutabilir, ona parlak bir kariyer inşa edebilir, dünyaya ayak uyduracak donanımlar kazandırabilirsiniz. Fakat eğer sevgi, saygı, merhamet, empati ve adalet duygusunu beslemezseniz; bütün bu sıfırlar, önünde sayıyı bulamadığı için değersiz kalacaktır.

Bugün medyada izlediğimiz pek çok olay, bunun acı bir göstergesi:

Akademik olarak en üst düzeyde olan kişilerin bile merhamet ve vicdandan yoksun eylemlere karışabildiğini görüyoruz. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor:

İyi bir doktor olmak başka şeydir, iyi bir insan olmak bambaşka.

Aile: Eğitimin İlk ve En Kutsal Mektebi

Aile yılı ilan edilen bu dönemde, somut adımlar atmak zorundayız.

Çünkü bireyin ilk eğitim basamağı, ilk öğretmeni ve ilk değer rehberi ailedir. Bir çocuğa küçük yaşlarda verilmeyen değer, büyük yaşlarda bedel olarak geri döner. Bugün çocuktan esirgediğimiz her dakika, yarın karşımıza ağır faturalarla çıkabilir.

Günümüz çocukları, belki de bütün zamanlardan daha fazla korunmaya, gözlenmeye ve erdem gıdasıyla beslenmeye muhtaç.

Mevlânâ’nın şu sözü aile eğitiminde adeta yol haritası niteliğindedir:

“Çocuk, gördüğünü alır; duyduğunu değil.”

Dijital Dünyada Tedbir Şart

Teknolojinin bilinçli kullanımı artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Ailelerin, çocuklarını sosyal medyanın sığ içeriklerinden koruması ve onlara gerçek yaşamın değerlerini aktarması birincil görevdir. Kuşaklararası değer aktarımı, ertelenemez ve ihmal edilemez bir sorumluluktur.

Aksi hâlde, sanal dünyanın şekillendirdiği, içi boş, köksüz bir nesille karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Unutmayalım:

Sıfırlar kendi başına bir değer ifade etmez; ancak başına konan sağlam bir rakamla anlam kazanır.

Sonuç: İyi İnsan Yetiştirmek En Büyük Başarıdır

Bugün akademik başarının peşinden koşarken, çocuklarımızın ruhunu, vicdanını ve insani duyarlılıklarını ihmal ediyorsak; yarın huzurevlerimizde ve çocuk esirgeme kurumlarımızı evlatsız yaşayan ebeveynler; Aile ortamından uzak yetişmiş gençler dolduracaktır. Toplumun mayası olan merhamet zayıfladığında, medeniyet de zayıflar.

Bu nedenle hem ailelerin hem de toplumun acilen değer odaklı bir eğitim anlayışına yönelmesi şarttır. Çocuğun akademik kariyerini değil; insani, ahlaki ve manevi gelişimini merkeze alan bir yaklaşım, geleceğimizi güvence altına alacak tek yoldur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ