<div>Kelimenin tam anlamıyla tarif edemediğim, aklımla açıklayamadığım ama kalbimde derin iz bırakan bir hâl geçti üzerimden.</div> <div><strong>Buna mucize mi denir, işaret mi denir, yoksa Rabbimin kuluna hissettirdiği manevi bir dokunuş mu gerçekten bilmiyorum. Bildiğim tek şey; bu kutsal toprakların insanın ruhunu bambaşka bir hale dönüştürdüğü…</strong></div> <div>Günlerdir kendi kendime aynı soruyu soruyorum:</div> <div>Dünya, uğruna yaratılan Peygamber Efendimizin bu kadar çile çektiği, adım adım yürüdüğü, eziyet gördüğü, aç kaldığı, taşlandığı bu topraklarda bizler bugün neyin hesabını yapıyoruz?</div> <div>Neyin peşinden koşuyoruz?</div> <div>Burada insanın içindeki dünya hırsı küçülüyor… Makamın, paranın, kavganın, kırgınlığın ne kadar boş olduğunu daha iyi anlıyorsun. Çünkü her adımında O’nun izini hissediyorsun…</div> <div><strong>Geçen gün tavafımı bitirmiştim. Kâbe’nin etrafında yapılan her dönüşte insan biraz daha kendine dönüyor aslında… Kalbin hafifliyor, gözlerin doluyor, dilin susuyor ama ruhun konuşuyor. Tam tavaf sonrası yanıma siyah tenli, uzun saçlı ve uzun sakallı bir adam yaklaştı. Hiç tanımadığım biriydi. Benimle birlikte Kâbe’ye doğru fotoğraf çekmek istedi. Açıkçası kabul etmek istemedim. Yanımda bulunan Necmettin kardeşime dönüp, “Sen çekil onunla,” dedim. Ben sadece onların fotoğrafını çektim.</strong></div> <div>Fakat adamın tavırlarında tarif edemediğim bir gariplik vardı… Sanki başka bir âlemin insanı gibiydi. Bakışları, hareketleri, sessizliği… İnsanı hem ürpertiyor hem düşündürüyordu. Sonra bir anda ihramını hafifçe sıyırıp göğsünde asılı olan bir yazıyı göstermeye başladı. Üzerinde değişik harfler, rakamlar, kalp şekilleri ve anlam veremediğim semboller vardı. Bana özellikle onun fotoğrafını çekmemi istedi. Ben de sadece “Tamam artık gitsin…” düşüncesiyle fotoğrafını çektim.</div> <div><strong>Sonrasında o resmi birkaç hocaya gönderdim, gösterdim. Kimse tam olarak çözemedi. Ne olduğu belli değildi. Harfler vardı, rakamlar vardı, ama anlamını kimse çıkaramadı. İşin en garip tarafı ise; adam bir anda ortadan kayboldu… Kalabalığın içinde gözden kayboldu desem değil… Sanki hiç orada olmamış gibiydi.</strong></div> <div>İşte o an içimde tarif edemediğim bir duygu oluştu.</div> <div>Korku değildi… hayranlık da değildi… Ama insanın ruhunu sarsan bir histi. Belki Rabbim bu kutsal yolculukta bize sadece ibadet değil, düşünmeyi de öğretiyordu. Belki de bazı şeylerin cevabı akılda değil, kalpte saklıydı…</div> <div><strong>Sonra biz iki rekât namazımızı kıldık. Sessizce otelimize doğru yürümeye başladık. Ama ben hâlâ o anın etkisindeydim. Kâbe’nin etrafındaki milyonlarca insanın içinde yaşadığım o kısa an, bana dünyanın bütün telaşlarından daha gerçek geldi.</strong></div> <div>Bu topraklar insana başka bir göz veriyor…</div> <div>Burada insan sadece yürümüyor; düşünüyor, sorguluyor, hissediyor…</div> <div>Ve anlıyor ki; dünya gerçekten çok kısa, ahiret ise sonsuz…</div>