<div>Öğretmen Okuluyla birlikte Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini bitirdim.</div> <div>Öğretmen okulunda öğrenciyken müdürümüz Tevfik Elmas'ın teşvikiyle, tarihte ilk defa Radyo-Elektronik kolunu kurdum. </div> <div>19 yaşımda bir dağ köyüne tayin olduğumda, bilgilerimi hayata geçirmeye can atıyordum.</div> <div>O yıllarda Grundig marka transistörlü radyolar dokuz yüz, öğretmen maaşı da dört yüz elli liraydı.</div> <div>Yani bir transistorlu radyo iki öğretmen maaşına, bu günkü değeriyle altı bin liraya satılıyor, milletimiz düpedüz soyuluyordu.</div> <div>İzmir Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı.</div> <div>Atılmış radyo kondansatörleri radyonun kalbidir, gerisi kolay,,</div> <div>Hurdacıdan aldığım parçalarla bir radyo otuz liraya mal oluyordu.</div> <div>Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün elinden marangozluk da gelen muhtarı İrfan, muhtarlık binasında bana yer verip bir de çalışma masası yaptı.</div> <div>İşe koyulup radyo elemanlarını monte ettim.</div> <div>En sona hoparlörü kalınca, muhtara;</div> <div> -“Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün</div> <div> dibine değdir” dedim.</div> <div>Değdirdiği gibi oyun havaları patladı, Ankara radyosu çalıyordu !</div> <div>Muhtar radyoyu kapıp sevinçle dışarı fırladı;</div> <div>-“Öğretmenimiz radyoyu icat ettiii !” diye bağırarak köy meydanındaki kahveye koştu.</div> <div>Köylü merakla kahveye doluştu.</div> <div>-“Üleen dokuz yüz gaymelik iş bu muymuş” diyorlardı.</div> <div>Onlar;</div> <div>-“Öğretmenimiz radyo icat etti “ dedikçe, Ben</div> <div>-“değil başkası icat etti , ben imal ettim” diye uyarsam da, onlar inatla,</div> <div>-“Sen icat ettin” diyorlardı.</div> <div>Önce muhtara, sonra da köylülerime radyo yapmaya başladım.</div> <div>Muhtar radyolara kutu yapıyor, hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu.</div> <div>Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden arama yapılıyor, skala olmasa da istasyonlar pekala bulunuyordu.</div> <div>Kimseden para da almıyordum ama onlar da çeşit ikramla memnuniyetleri gösteriyordu,</div> <div>Radyoya kavuşmaktan herkes çok mutluydu.</div> <div>Bir gün, bizim Uzun Memet radyosunu ağaca asmış tarlada çalışırken, devriyeye çıkan jandarma başçavuşu görüp yakalamasın mı,</div> <div>- Nedir ülen bu?</div> <div>- Radyo başefendi.</div> <div>- Böyle radyo mu olur ülen? -Öğretmenimiz icat etti.</div> <div>- Neee, kaçak radyo yapmış, tut onbaşı, zabıt tut !</div> <div>Zaptı tutmuşlar.</div> <div>O yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı vardı. Jandarma ya da polis karakoluna çağıramazlar, Milli Eğitim Müdürü ifade alır, gerektiğinde savcılığa sevk ederdi.</div> <div>Milli Eğitim Müdürümüz Ahmet bey, öğretmenimiz bana bir uğrasın diyecek kadar kibardı,</div> <div>yanına varınca beni alıp kaymakama çıkardı ve;</div> <div>-“O muhteşem mucit bu ! “ dedi ve kaymakam da suçumu yüzüme tebliğ etti.</div> <div>Radyoların yıllık vergisi vardı ve vergi kaçakçılığı nedeniyle radyo başına para cezası kesiliyordu.</div> <div>İzinsiz radyo imal etmek de casusluk gibi bir şeydi, yani sonu hapis cezası.</div> <div>Savcılığa sevk etmemek için, önce takdir edip, sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak, Ödemiş, Bozdağlar'daki Kızılkeçili köyüne sürgün ettiler,</div> <div> Soruşturma kapanmış ama yurdumun geri kalmışlığının yaraları kapanmamıştı.</div> <div>Bahar aylarında Bozdağlar'a geldim, İsviçre gibi bir yer,</div> <div>Bozdağlar'ın tepesinde son köy Karakeçili, buradan öteye sürülecek yer yok,</div> <div>Köyü gezerken, içinde alabalıkların oynaştığı dere boyunda terk edilmiş üç su değirmeni gördüm. Elektriklisi çıkınca, bunların pabucu dama atılmış, Birinin suyu var, kapağı kapatınca tribünden çıkan su insana çarpsa parçalar,</div> <div>Yazık boşa akıyor,</div> <div>O yıllarda hiç bir köyde elektrik yok,</div> <div>Hafta sonunu dar ettim,</div> <div>İzmir Sanayi Bölgesinde Manisa'lı Ahmet Tütüncüoğlunu buldum, Derdimi anlatınca yardımcı olup, jeneratör için gerekli parçaları bulmamı sağladı, alternatör , voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline monte edilecek kayış ve tribün kanatlarını kaynak yapacağım değirmen çarkı.</div> <div>Ahmet bey, o iyi yürekli insan, hepsini köyüme kadar kendi cipi ile getirdi.</div> <div>Bir kaç günde montajı tamamladımKöy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kılavuz aydınlatma için kablolar çektim.</div> <div>Açılış için akşam karanlığını seçtim.</div> <div>Köylü merakla toplanmış bakarken, suyun kapağını açınca, ortalık gündüz gibi aydınlık oldu.</div> <div>Suyun gücü neredeyse on beş köyü aydınlatacak elektriği üretebilirdi. Köylü sevinçten çığlık atıyordu.</div> <div> -“Sakın öğretmenimiz icat etti diye kimseler söylemeyin, başıma iş açarsınız” diye hepsine tembih ettim.</div> <div>O gece devreyi hiç kapatmadım, nasıl olsa bedavaydı,</div> <div>Sabaha kadar efeler zeybek oynadı, kimi duayla, kimileri rakı içerek karanlıktan kurtuluşu kutladı.</div> <div>İki gün sonra basıldık. Tüm ilçe jandarması köyü basmıştı.</div> <div>- Emir aldık, sökün bunları yoksa fena olur,</div> <div>Söktük.</div> <div>Kasabaya indim ve -“Sizin mevzuatınıza da, palavra eğitiminize” diyerek istifamı verdim</div> <div>Oradan denizlere açıldım.</div> <div>Önce telsiz ve güverte vardiya zabitliği, ardından süper tanker süvariliği.</div> <div>Yıllar sonra memlekete döndüğümde gördüm ki, değişen bir şey yoktu, sığırlar yine aynı yerde otluyorlardı,,</div> <div>(Öğretmen Nedim Çakmak)</div> <div>İnternetten Alıntıdır</div> <div><strong> Hazırlayan: Ekrem Günaydın</strong></div> <div><strong></strong></div>