<div><strong>Adı Timok.</strong></div> <div><strong>Türkçesi Gümüşörgü.</strong></div> <div><strong>Haritada küçük bir nokta, gönülde kocaman bir dünya.</strong></div> <div><strong>Timok yükseklerde.</strong></div> <div>Dağların tam ortasında, çukur bir avuç gibi.</div> <div>Etrafını kocaman dağlar sarmış. İnsan bakınca kendini bir kalenin içinde sanır.</div> <div>Herkes damlara, meralara çıkar. Oradan bakınca dünya ayaklarının altında kalır.</div> <div><strong>Yeşilin her tonu var burada. Baharda dağlar kadife gibi olur, yazın orman serin nefes aldırır, sonbaharda sarı kırmızı örtü serilir, kışın beyaz yorganla uyur Timok.</strong></div> <div>Köyün duası güzel.</div> <div>Ana dilinde edilen dua, dağa taşa sinmiş. Sabah ezanına kuşlar eşlik eder, akşam rüzgar dua mırıldanır. Timok’un bereketi duasındandır derler. Haklılar.</div> <div><strong>Ve Kaniya Çırê.</strong></div> <div><strong>Timok’un can damarı.</strong></div> <div>Dağların göğsünden kopup gelen şelale. Suyu buz. Eli değenin iliğine işler. Yazın en sıcak gününde adamı titretir. O su, kayaların arasından çağlaya çağlaya iner, köye hayat verir. Başında oturanın derdi dağılır. Kana kana içenin yüreği serinler. Kaniya Çırê sadece su değil, Timok’un hatırasıdır.</div> <div><strong>Yılda bir gün Timok dolar taşar. Dernek orada şenlik düzenler. Türkiye’nin dört bir yanından Timoklular akın eder. İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Avrupa’dan. Gurbetin yolu Timok’ta biter o gün. Halaylar çekilir Kaniya Çırê’nin başında. Dumanı tüten kazanlarda yemek kaynar. Dağlar sesle dolar. O gün Timok sadece bir köy olmaz, koca bir vatan olur.</strong></div> <div>Timok’un kışı başka, yazı başka.</div> <div>Kış gelince dağlar beyaz esarete bürünür. Her yer kar. Yollar kapanır, Timok dünyadan kopar sanırsın. Ama kopmaz. Aksine, kışın meyveler ezilir. Ambarlarda elma, armut, ceviz, dut kurusu bekler.</div> <div><strong>Sobalar yanar, tandırlar tütmeye başlar. Komşu komşuya gider. Karın üstünde çay demlenir. Kar da güzel Timok’ta, çamuru da. Çocuklar karda yuvarlanır, yaşlılar pencere önünde dua eder. Kış, Timok’u ezmez, birleştirir.</strong></div> <div>Yaz gelince dağlar yeşile keser. Meralar halı gibi. Koyun kuzu meleşir, arı vızıltısı dağa yayılır. Yaylaya çıkılır. Geceleri yıldızlar öyle yakın olur ki elini uzatsan tutarsın sanırsın. Yazın da kışın da Timok’un kapısı hep açıktır. Gurbetteki evlat gelir, yaşlılar torun sever, dostlar diz dize oturur. Yağmurunda ıslanır, karında üşür, çamuruna basar. Ama yine gelir. Çünkü Timok etekleri gibi güzeldir. Dağ eteğine kurulmuş, nazlı bir gelin gibi.</div> <div>Timok’u anlatmak zor.</div> <div><strong>Yaşamak lazım. Kaniya Çırê’den bir avuç su içmek, kar üstünde tandır ekmeği yemek, yazın merada sırt üstü yatıp göğe bakmak lazım. </strong></div> <div>Gümüşörgü adı boşuna değil.</div> <div>Dağları gümüş gibi, suyu gümüş gibi, insanı gümüş gibi işlenmiş. </div> <div>Timok. </div> <div>Dağların koynunda bir dua. </div> <div>Kozluk’un alnında bir mühür. </div> <div>Batman’ın yüreğinde bir cennet.</div>