Umudun üzerine kurulan tuzak

Öncekigün akşam saatlerinde adliye önünde bir haber takibi için bulunuyordum.

Umudun üzerine kurulan tuzak

Programın ardından hemen yan taraftaki parkta oturup notlarımı düzenlemeye başladım.

Saatler ilerlemiş, akşam yaklaşmıştı. Tam o sırada bir kadın ve yanında 25’li yaşlarda olduğu belli olan oğlu yanıma yaklaştı. Oturmak istediklerini söylediler. Kısa bir tereddüdün ardından bankta yer açtım.

Gazeteci olduğumu öğrenmeleriyle birlikte, içlerinde biriktirdikleri dert adeta taşmaya başladı.

“Bizi dolandırdılar,” dedi kadın.

Hikâye tanıdık, ama bir o kadar da can yakıcıydı.

Genç, sosyal medya üzerinden biriyle tanışmış. İş vaadiyle başlayan konuşmalar kısa sürede güven ilişkisine dönüşmüş. Ardından klasik senaryo devreye girmiş: “Seni işe yerleştireceğim ama bazı masraflar var…” İlk talep 200 bin lira. Peşin istenmiş. Ardından “evrak işleri” bahanesiyle 100 bin lira daha. Sonra bir telefon: “İşiniz tamam, haftaya başlıyorsunuz.” Ama bunun da bir bedeli var: 30 bin lira.

Toplamda yüz binlerce lira…

Ve ortada ne iş var ne de muhatap.

Aylar geçmiş. Umut yerini şüpheye, şüphe ise öfkeye bırakmış.

Genç sonunda “Parayı vermezsen şikâyet edeceğim” deyince, karşı taraftan klasik oyalama cümlesi gelmiş: “Tamam, gönderiyorum.” Ve işte o yüzden adliyedelerdi.

Ben oradan ayrılırken saat 16.30’a yaklaşıyordu. Onlar hâlâ bekliyordu. Belki bir umut, belki de son bir hayal kırıklığı için…

Bu olay ne ilk ne de son.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle işsizlikle boğuşan gençler, umutlarını sosyal medya ilanlarına, tanımadıkları insanlara emanet etmek zorunda kalıyor. “İş buldum” sevinci, çoğu zaman “dolandırıldım” gerçeğine dönüşüyor.

Burada sadece dolandırıcıların suçu yok demek yanlış olur ama eksik kalır. Çünkü bu düzen, umutsuzluk üzerinden besleniyor. İş bulmanın bu kadar zor olduğu bir ortamda, gençler her uzatılan eli fırsat sanıyor. Oysa o el, çoğu zaman ceplerine uzanıyor.

Peki, ne yapılmalı?

Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekiyor: Hiçbir gerçek işveren, işe almak için adaydan para talep etmez.

Bu kadar net.

Gençler, aileler ve toplum olarak daha bilinçli olmak zorundayız. Sosyal medya üzerinden yapılan iş tekliflerine karşı temkinli yaklaşmak, resmi kurumlar dışında hiçbir yere para göndermemek artık bir tercih değil, zorunluluk.

Ayrıca bu tür dolandırıcılıkların üzerine daha ciddi gidilmeli. Caydırıcı cezalar, hızlı soruşturmalar ve kamuoyunu bilinçlendirecek çalışmalar şart.

o parkta karşılaştığım anne ve oğul, sadece bir örnek. Ama aslında binlercesinin hikâyesini temsil ediyorlar.

Ve en acı olan şu:

Onlar paralarını kaybetti.

Ama asıl kaybettikleri şey, umutları oldu

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ