<div>İslâm alemi; manevî bir hastalık ve burhan içinde olduğu bir gerçektir.</div> <div>Bu hastalığın boyutu öyle büyüktür ki; yalan, faiz, cinayet, zina, kumar, adaletsizlik ve daha nice büyük günahlar olağan hale gelmiştir.</div> <div>İman kalesini tehlikeye sokacak ahlakı çöküntü artarak devam etmektedir.</div> <div>Güven, itibar, doğruluk ve daha nice İslam'ın güzellikleri sırra kadem basmış aranır hâle gelmişlerdir.</div> <div>Müslümanların yaşadığı topraklarda; silahlar patlamakta, uçaklar bombalamakta, kadınlar dul, çocuklar yetim kalmaktadır.</div> <div>Hapishaneler dolmuş, ülkesini terk eden, denizlerde boğulan, Avrupa'nın insafına sığınanlar gün geçtikçe artmaktadır.</div> <div>Ne oldu bize?</div> <div>Çaresi nedir?</div> <div>Soruları kafalarımızı karıştırmakta ve bizi ümitsizliğe sevk etmektedir.</div> <div>Oysa Müslüman ümitsiz olmamalıdır.</div> <div>İmtihan dünyasında olduğumuzu, olanların imtihanın bir gereği ve takdiri ilahi olduğunu unutmayalım.</div> <div>Yüce Allah Bakara suresi 155. ayette;</div> <div>And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!(Diy. Meal.)</div> <div>İslam aleminin Haçlı seferleri, birinci ve ikinci dünya savaşları neticesinde çok şey kayıp etmiştir.</div> <div>Bediüzzaman: "<strong>Birden o halette iken, baktım ki mühim bir zât bana âmirane diyor ki: -İ'caz-ı Kur'anı beyan et. Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılabdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ana hücum edilecek; i'cazı, onun çelik bir zırhı olacak."(Tar. Hayat)</strong></div> <div>Hastalığı teşhis edip tedavi reçetesini yazan Bediüzzaman, maalesef kadr-i kimeti bilinmedi, reçetesi uygulanmadı.</div> <div>Kur'an'a ve sünnete sarılma yerine, dünya menfaati ve maslahatı için bunlar terk edildi.</div> <div>Çare nedir diye sorarsanız; Kur'an ve sünnete dönmek, Risale-i nurları okullarda ders olarak okutmaktır derim.</div> <div>Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdu:</div> <div>“<strong>Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”(Hâkim,1/93).</strong></div> <div>Oysa her müslümanın arzusu ve isteği bu olduğu halde neden dualar kabul olmuyor ve sıkıntıları giderilmiyor?</div> <div>Sorusuna yine en güzel cevabı Bediüzzaman vermiş ve:</div> <div><strong>"Bu asrın acib hâssasındandır ki: Elması elmas bildiği halde, camı ona tercih eder. Bu asırdaki ehl-i imanın fevkalâde safderûnluğu ve dehşetli cânileri âlîcenabane afvetmesi; ve bir tek haseneyi ve binler seyyiatı işleyen ve binler manevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden adamdan görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalalet ve tuğyan; safdil tarafdar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüb eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine belki teşdidine kader-i İlahîye fetva verirler; biz buna müstehakız derler."</strong></div> <div>(Sikke-i Tasdik-i Gaybi)</div> <div>Müslüman feraset sahibi olmalıdır.</div> <div>Kur'an ve sünnete sarılmalıdır.</div> <div>Yanlışlar da ısrar edimemelidir.</div> <div>Selam ve dua ile.</div>