Bizler klimalı odalarımızda, gölgelik alanlarda bile sıcaktan bunalırken; ekmek parası uğruna güneşin alnında demir bağlayan inşaat işçilerini, fırın sıcağında hamur açan emekçileri, sokak sokak çöp konteynerlerini gezen kağıt toplayıcılarını düşünüyorum.
Acaba bugün ne kadar su içebildiler?
Kendilerini bu amansız sıcaktan koruyabildiler mi?
Unutmayalım ki önce sağlık, sonra iş gelir. Çoğu zaman işverenlerin kar hırsı, işçinin can sağlığının önüne geçer. İşte bu yüzden her emekçi, her şeyden önce kendi sağlığına sahip çıkmalıdır. Çünkü giden sağlığın geri dönüşü yoktur.
BİR KAP SU, BİR AVUÇ MERHAMET…
Peki, biz geride kalanlar ne yapıyoruz?
Bugün kaçımız kapısının önüne bir kap temiz su koydu?
Kaçımız dilsiz kullar olan, sıcaktan dili damağına yapışmış o can dostlarımız sokak hayvanları için merhamet gösterdi?
Kaç esnafımız kapısının önüne ücretsiz soğuk su koyup, yoldan geçen susamış bir garibin, bir mağdurun duasını aldı?
Her zaman yazılarımda üzerine basa basa belirtiyorum: Önce insanlık, önce vicdan, önce merhamet.
Biz ne zaman merhameti el üstünde tutarsak, Yüce Allah da bizim yolumuzu öyle açar. Hem bu dünyada hem de ahirette kazanmanın yegane formülü budur. Dünya malı dünyada kalır, içi boştur. Günün sonunda sana kar kalan, sadece ve sadece bu dünyada yapmış olduğun iyiliklerdir. Seni kurtaracak olan, geride bıraktığın o güzel izlerdir.
İstediğin kadar zengin ol, kasaların parayla dolsun taşsın; içinde insanlık, yüreğinde merhamet ve vicdan yoksa o paradan asla zevk alamazsın. Ruhun huzur bulmadıkça, servetin içinde yüzerken bile dünyada cehennemi yaşarsın. İyilik yap ki, bu dünyadan göçüp gittiğinde arkandan "Allah razı olsun, çok iyi bir insandı" desinler. Kimin hangi amelle, hangi sessiz iyilikle cennete gireceğini yalnızca Allah bilir.
KARŞILAŞTIĞIM İNSANLIK DERSLERİ
Geçen gün Diyarbakır Bağlar’da gezerken gözüme bir yazı ilişti. Bir esnafımız, dükkanının önüne koyduğu buzdolabının üzerine aynen şöyle yazmıştı:
"Soğuk su ikramımızdır. Bize dua lazım, her şey para değil."
Bu yazı beni o kadar duygulandırdı ve düşündürdü ki... Herkesin hazır su alacak gücü, parası olmayabilir. Ama o esnafın tertemiz kalbi, hem insani hem de dini görevini en güzel şekilde yerine getiriyordu.
Bir başka sokakta ise bir başka esnafımızın merhametine şahit oldum. Dükkanının kapısını sonuna kadar açmış, içeride klimayı çalıştırmış, sokaktaki üç dilsiz kediyi içeri almıştı. Hem kendi serinliyordu hem de o canları serinletiyordu.
İşte bu manzaraları gördükçe içim umutla doluyor. Eğer bu dünya hala ayakta duruyorsa, hala dönüyorsa, aramızdaki bu güzel ve temiz insanlar yüzündendir.
Rabbim bu dünyadan merhameti eksik etmesin, iyi insanların sayısını çoğaltsın inşallah.
Önce insan olalım, gerisi zaten gelir.