- Yaşar Aydın kimdir?
“Gümüşhaneli bir baba ile Hakkârili bir annenin evladıyım. Hacettepe Üniversitesi mezunuyum ve eğitim uzmanı olarak görev yapıyorum. Siyasetle tanışmam 13 yaşına dayanıyor; bu alanda uzun yıllardır aktif olarak yer alıyorum. Siyasi hayatım boyunca farklı kademelerde görev üstlendim, bir dönem Demokrat Parti Genel Başkanlığı yaptım. Ayrıca ülkenin önemli gençlik yapılanmalarının kuruluşunda yer aldım ve genel başkanlık görevlerini yürüttüm. 1993 yılından itibaren aktif siyasetin içinde bulunarak çeşitli platformlarda konuşmalar yaptım ve kamuoyunda tanınırlık kazandım. Kendimi bildiğim günden bu yana toplumun meselelerini dert edinen, sorunlara duyarlılıkla yaklaşan ve bu doğrultuda kendine özgü fikirler geliştiren biriyim. Ortaya koyduğumuz düşünceler ve çözüm önerileri bize özgüdür. Bir iddiamız ve itirazımız var, neye karşı durduğumuzu biliyor, buna erdemli ve ahlaki bir zeminde cevap üretmeye çalışıyoruz. Sorunlara yaklaşımımızı da bu anlayış belirliyor”
ASIL SORUN, SİSTEMİN KENDİSİ
-13 yaşından beri siyasetin içindesiniz ve hayatla bir kavganız olduğunu söylüyorsunuz. Peki, Demokrat Parti'den sizi Karar Partisi'ne getiren süreç ve Karar Partisi ile yola çıkarken ki amacınız nedir?
“27 yaşında davet üzerine Demokrat Parti’ye geçtim. Ankara İl Başkanlığı yaptım, ardından genel başkanlık görevinde bulundum. Ancak Demokrat Parti kökeninden gelen bir insan değilim. Muhafazakâr camiada yetişmiş biriyim ama Demokrat Parti’nin ana fikri ve düşünce yapısıyla bizim itiraz ettiğimiz meseleler tam olarak örtüşmüyordu. Bu nedenle oradaki genel başkanlık sürecimiz kısa sürdü. Demokrat Parti’den Karar Partisi’ne yönelmemize neden olan temel mesele de budur.
Biz Türkiye’deki sorunların herhangi bir partiye ya da kişiye bağlı olduğunu düşünmüyoruz. Türkiye’de yaşanan açlık, yolsuzluk, siyasi buhran, kaos ve huzursuzluğun sebebini kişilerde aramıyoruz. Kişiler yalnızca bir sonuçtur. Asıl sorun, sistemin kendisidir. Sistem bu yanlışları besliyor, yanlış insanları öne çıkarıyor ve onların önünü açıyor. Cumhuriyet kurulurken ve anayasa yazılırken devletin sistemi insana göre konumlandırılırken yanlış bir temel atıldığını düşünüyoruz. Düğme en baştan yanlış iliklendiği için bu yapı bir türlü düzelmiyor. Bu nedenle sistemin köklü bir şekilde yeniden ele alınması, adeta sil baştan düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’deki sorunlar çözümsüz değildir. Ancak bunun için vicdanlı ve ahlaklı bir sisteme ihtiyaç var. Bugüne kadar böyle bir sistemi inşa edemedik. Kurulan sistem, vicdanı geri planda bırakan bir anlayışla şekillendi. Vatandaşa yaklaşımda vicdan penceresi çoğu zaman göz ardı edildi. Bu ülkenin kültürü zaman zaman yasaklandı, inancı küçümsendi, insanlar yoksulluğa mahkûm edildi, emeği değersizleştirildi. Tüm bunlar, sistemin vicdani bir zeminde kurulmamasının sonucudur. Bu yapı, vicdanını geri plana atan insanların önünü açtı ve onları belirli noktalara taşıdı. Bu yüzden derdimizi anlatmakta zorlandık. Sorunun ne olduğunu ifade etmeye çalıştık, ancak çoğu zaman bu anlatım karşılık bulmadı”
KARAR VERMEK, BELİRSİZLİĞİ BİTİRMEK DEMEKTİR
-Partinizin adı neden Karar?
“Karar vermek, belirsizliği bitirmek demektir. Bu millet Cumhuriyet kurulurken aslında bir karar verdi: Adaletli, onurlu bir yaşam istedi. Ancak o süreçte yönetim, yeterli hazırlık yapılmadan başkalarına devredildi. Halk, yönetenlerin kendi çocuklarına nasıl davranıyorsa kendilerine de öyle davranacağını düşündü. Ama öyle olmadı ve ip koptu. Bugün biz o ipi yeniden tutmaya talip bir hareketiz. Karar ismi bu yüzden seçildi. Bu, zulme, haksızlığa, yolsuzluğa, adaletsizliğe karşı net bir duruşu ifade eder. Geleceğe ve aydınlığa dönük bir iradeyi temsil eder”
İNSANLAR “ELİM KIRILSAYDI DA OY VERMESEYDİM” DİYEREK OY VERİYOR
-Ülkenin yönetimine ve gidişatına neden bu kadar tepkilisiniz?
“İdam edilen ağabeyimize döktüğümüz gözyaşının ne ifade ettiğini, bunun ciğerimizden kopan bir ağıt olduğunu anlatamadık. Çünkü onların vicdanı cebinde. Sistem de zaten böyle insanlar yetiştirdi.
Sistem bize tek tip bir elbise biçti. Öyle bir elbise ki yazın kışlık, kışın yazlık giymeye zorladı. Herkese 46 beden dayatıldı; 50 beden olana da, 30 beden olana da aynı elbise giydirildi. Kimi için bol geldi, üzerinden düştü; kimi için dar geldi, kolunu yırttı, ceketin bir tarafından bedeni dışarı çıktı. Bu dayatma tutmadı. Ama bunu yapanlar bundan rahatsız olmak yerine memnuniyet duydu. Bugün yaşadığımız ekonomik tablo da ortada. Şunu neden konuşamıyoruz: Bu ülkede ithal muz neden yerli domatesten ucuz? Türkiye’de domates üretmek bu kadar kolayken, neredeyse her yerde yetişebilen bir ürünken, Afrika’dan gemilerle gelen muz nasıl daha ucuz oluyor? Bunu anlamak için ekonomi profesörü olmaya gerek yok. Eğer siz adaletli olduğunuzu iddia ediyorsanız, vatandaş size şu soruyu sorar: Batman’daki, Mardin’deki, Diyarbakır’daki çiftçi der ki, milyarlarca dolarlık borçları bir kalemde silerken, benim 100 bin TL’lik elektrik borcumda neden bu kadar sert davranıyorsun? İşte adalet burada sorgulanır. Bu adalet değil, zulümdür. Sanıyorlar ki millet bunu görmüyor. Oysa görüyor. Ama millet çaresiz kaldı, alternatif bulamadı. Bu yüzden mecburen oy verdi. İnsanlar “Elim kırılsaydı da oy vermeseydim” diyerek, öfkeyle ve çaresizlikle oy kullandı. Son yerel seçimlerde ise yüzde 27 sandığa gitmedi. Bu çok ciddi bir kırılmadır. Türkiye’de sağ seçmen ilk kez sandığa küstü. Oysa sağ seçmen sabreder, bekler ve tepkisini sandıkta gösterir. Ancak bu kez sandığa gitmedi. Üstelik sandığa gitmeyenler muhalefete de yönelmedi. Herkesin ortak cümlesi şu oldu: Hepsi aynı. Bu durum, toplumun siyasete olan güvenini kaybettiğinin açık bir göstergesidir”
EĞER ORTADA BİR DURUŞ VARSA, BUNUN HERKESE KARŞI AYNI ŞEKİLDE SERGİLENMESİ GEREKİR
-İktidarın dış politikada başarılı olduğunu düşünmüyor musunuz?
“Cumhuriyet’in kurulduğu 29 Ekim 1923’ten bu yana hep efelik ve kahramanlık hikâyeleri dinledik. Dış dünyaya verilen derslerin anlatılarını işittik. Ancak gerçeğe baktığınızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. Bugün İsrail Filistin’i vuruyor. Binlerce çocuk, binlerce masum hayatını kaybediyor. Bu saldırıların arkasında ise Amerika var. Bizim yöneticilerimiz burada İsrail’e karşı sert söylemler kullanıyor, ‘ey İsrail’ diye ses yükseltiyor. Ancak İsrail’e destek veren, arkasında duran Amerika’ya aynı şekilde konuşulmuyor; aksine ‘dostum Trump’ denilerek farklı bir dil kullanılıyor. Eğer ortada bir duruş varsa, bunun herkese karşı aynı şekilde sergilenmesi gerekir. Diğer yandan Amerika, yerle bir edilen Filistin için bir heyet kurulacağını açıkladı. Dikkat edin; yıkıma destek veren güçler, şimdi yeniden inşa sürecini yönetmek için adım atıyor. Bu heyetin içinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkeler yer alıyor ve her birinin maddi katkı sunması bekleniyor. Güç dediğiniz şey bazen tam da budur: önce yıkarsınız, sonra yeniden yaptırırsınız. Masum insanların hayatını kaybettirdiğiniz bir coğrafyanın yeniden inşasını da başkalarına finanse ettirirsiniz. Ve ülkeler de çoğu zaman bu sürecin bir parçası haline gelmek zorunda kalır. Bu tabloyu açıklayabilecek tek şey vicdandır; başka bir izahı yok. Bunu anlamak için profesör olmaya, ciltler dolusu kitap yazmaya gerek yok”
-Peki, Karar Partisi bu sorunlara karşı ne diyor?
“Tarihe baktığınızda güçlü devletlerin ortak bir özelliği olduğunu görürsünüz: adalet ve liyakat. Aynı şekilde yıkılan devletlerin de ortak noktası, bu iki temel değerden uzaklaşmış olmalarıdır. Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklar, adalet ve liyakatten koptukları için çökmüştür. Bugün Türkiye’deki temel sorun da budur. Liyakatli ve ehil insanlar yönetimde yeterince yer bulamıyor. Kritik görevlerde bulunan birçok kişinin o makamın gerektirdiği donanıma sahip olmadığı görülüyor. Eğer yönetimde liyakat olsaydı, uzun yıllar içinde en azından bazı alanlarda doğru sonuçlar alınabilirdi. Ekonomide, refahta ve toplumsal huzurda bu kadar derin sorunlar yaşanmazdı. Yıllardır aynı söylemler tekrarlanıyor: Zor bir dönemden geçiyoruz, kemer sıkacağız, güçlü Türkiye. Ancak vatandaşın yaşadığı gerçeklik farklı. Eğer ülke büyüyorsa, vatandaş neden küçülüyor? Bu soru hâlâ cevap bulmuş değil. Bugün gelinen noktada, toplumun önemli bir kesimi geçim sıkıntısı yaşıyor. Büyük şehirlerde kira fiyatları asgari ücretin üzerine çıkmış durumda. Asgari ücretle çalışan bir vatandaşın sağlıklı gıdaya erişmesi, çocuğunu iyi bir eğitim kurumuna göndermesi ya da insanca bir yaşam sürmesi neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Bu durum, ekonomik olduğu kadar vicdani bir sorundur. Karar Partisi’nin yaklaşımı nettir: Adalet ve liyakati merkeze alan, insan onurunu esas alan bir sistemin yeniden inşa edilmesi. Çünkü kalıcı çözüm, günü kurtaran politikalarla değil, doğru bir sistem kurmakla mümkündür”
-Doğu ve Güneydoğu’ya çık sık geliyorsunuz. Neler gözlemliyorsunuz?
“Bu ülkede çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücretle geçiniyorken, insanlar nasıl aile kuracak, nasıl çocuk büyütecek? Bugünün ekonomik şartlarında bir çocuğun maliyeti ortadayken, bu gerçeklik neden görmezden geliniyor? Sorunun temelinde vicdani yaklaşımın eksikliği yatıyor. Karar Partisi, bu yanlışlara itiraz ederek yaklaşık bir yıl önce kuruldu ve kısa sürede teşkilatlanma sürecinde önemli mesafe kat etti. Parti, seçimlere hazır bir yapı oluşturmayı hedefliyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yoğun bir çalışma yürütülüyor. Diyarbakır ve Mardin başta olmak üzere birçok ilde teşkilatlanma büyük ölçüde tamamlandı, il ve ilçe yapılanmaları kuruldu. Bölgedeki diğer illerde de çalışmalar hızla devam ediyor. Bölge halkının en büyük sorunlarından biri ekonomik sıkıntılar ve buna bağlı olarak artan borçluluk. Özellikle tefecilik kaynaklı sorunların ciddi boyutlara ulaştığı ifade ediliyor. Son dönemde bazı illerde yaşanan olayların önemli bir kısmının alacak-verecek ilişkilerinden kaynaklandığı belirtiliyor. Ayrıca çiftçilerin yaşadığı sorunlar da dikkat çekiyor. Elektrik maliyetleri ve enerji şirketleriyle yaşanan sıkıntılar, üreticiyi zor durumda bırakıyor. Tarımın sürdürülebilirliği açısından bu sorunların çözümü büyük önem taşıyor. Karar Partisi, tüm bu sorunlara karşı adalet ve vicdan temelinde çözüm üretilmesi gerektiğini savunuyor. Ben bunun için geliyorum”