Geçen gün bir arkadaş ortamında, dışarıda buluştuk. Sohbetin ve samimiyetin demlenmesini beklediğim o anlarda, arkadaşlarımın gözlerini sürekli telefon ekranlarına diktiklerini ve parmaklarıyla ekranları kaydırıp durduklarını fark ettim. Teknolojinin bizi ne kadar derin bir biçimde kendisine hapsettiğini işte tam da o an anladım.
İnsan sormadan edemiyor: Bizler dünya olarak neyi izliyor ve hangi illüzyonun altında bulunuyoruz? Bu yaşadığımız durum iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi? Eminim ki son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu karmaşıklığın içinde belki çok büyük kötülükler, belki mikro iyilikler ya da tam tersine, kendi dar algımızla sadece mikro kötülükler olduğunu sanıyor olabiliriz. Oysa bu, belki de tamamen bir yanılsamadan ibaret.
"Teknoloji zihnimizi yüzeysel olana çekerken, içimizdeki ilahi bağ bizi güvende tutan ve koruyan en güçlü sığınaktır."
Bunu çok iyi biliyor olmama rağmen, gelecek nesillerimizin nasıl bir dünyada ve ruh halinde bulunacağını kestirmek bana son derece zor geliyor. Çoğu kişinin belki de bu konu hakkında net bir fikri vardır; fakat benim kesin bir fikrim yok ve bu belirsizlik bana göre her şeyden daha korkunç.
Yine de umarım her şey iyi olur. Yaşamın iyiye doğru evrilebilmesi için manevi tarafımızın çok güçlü olması gerektiği gerçeğini çok iyi biliyorum; bu durum hem benim için hem de tüm insanlık için hayati bir önem taşıyor. İlahi güçle bağımızı daima güçlü tutmamız gerektiğine çocukluğumdan beri yürekten inanırım. Ve bu kutsal bağın beni her daim güvende tuttuğuna, koruduğuna da bir o kadar inanarak yoluma devam ediyorum.






Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir