Sabah uyanıyoruz, ilk işimiz tartıya çıkmak.
Bir önceki gün yediğimiz iki lokma fazla ekmeğin hesabını soruyoruz kendimizden. Kahvaltıda ne yiyeceğimizi düşünmeden önce kaç kilo olduğumuzu öğrenmek istiyoruz.
Sonra gün başlıyor.
Birileri kahvesini içip öğün atlıyor. Birileri öğle yemeğini yetiştiremiyor. Birileri akşam eve geldiğinde bütün günün yorgunluğunu buzdolabının kapağını açarak atmaya çalışıyor.
Ve günün sonunda aynı cümle:
“Yarın diyete başlayacağım.”
Peki, hiç düşündünüz mü?
Neden bu kadar çok insan zayıflamak istiyor ama bu kadar az insan beslenmesiyle gerçekten barışık?
Belki de mesele iradesizlik değil.
Belki de yıllardır bize anlatılan beslenme hikâyesinde eksik bir şey var.
Bir tabak yemek neden vicdan meselesine dönüştü?
Toplum olarak yemeği yalnızca bir ihtiyaç olmaktan çıkardık.
Ekmek yediğimizde suçluluk duyuyoruz. Tatlı yediğimizde ertesi gün kendimizi cezalandırmayı planlıyoruz. Bir davette sevdiğimiz yemeği yediğimizde, sanki yanlış bir şey yapmışız gibi düşünüyoruz.
Oysa yemek yemek bir ödül değildir. Yemek yememek de bir başarı göstergesi değildir.
Beslenme, insanın kendisine bakma biçimlerinden biridir.
Ama bugün özellikle sosyal medyada karşımıza çıkan kusursuz bedenler, birkaç günde değişim vaat eden listeler ve “şunu yerseniz yağ yakarsınız” cümleleri, sağlıklı yaşamı giderek daha karmaşık bir hâle getiriyor.
Bir gün karbonhidrat düşman ilan ediliyor.
Ertesi gün başka bir besin mucize olarak sunuluyor.
Bir sabah aç karnına içilen bir karışımın bütün sorunları çözeceğine inanıyoruz.
Sonra beklediğimiz sonucu alamadığımızda kendimizi suçluyoruz.
Oysa insan bedeni, sosyal medyada paylaşılan 15 saniyelik videolardan çok daha karmaşık.
Bedeniniz size karşı değil
Bir danışanımın bana söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum:
“Zozan Hanım, ben yemek yemeyi bile düşünmek istemiyorum artık. Ne yesem kilo alacakmışım gibi hissediyorum.”
Bu cümle, yalnızca kilo verme isteğini değil, beslenmenin insanın zihninde nasıl bir yük hâline gelebildiğini de anlatıyor.
Sürekli aç kalmak, öğünleri suçlulukla geçirmek, her pazartesi yeniden başlamak…
Bunlar sağlıklı bir yaşamın doğal parçaları olmak zorunda değil.
Üstelik çok düşük kalorili ve sürdürülemez beslenme düzenleri, bazı kişilerde yoğun açlık, yorgunluk ve kontrolsüz yeme ataklarını tetikleyebilir.
Sağlıklı beslenmenin amacı, insanı yemek düşüncesinden uzaklaştırmak değil; yemekle daha dengeli bir ilişki kurmasını sağlamaktır.
Çünkü bedeniniz sizin düşmanınız değil.
Onu cezalandırmanız gereken bir proje hiç değil.
Peki, gerçekten ne yapmalıyız?
Belki de bu hafta kendimize yeni bir diyet listesi hazırlamak yerine üç soru sormalıyız:
• Gerçekten aç olduğumda mı yemek yiyorum, yoksa günün yorgunluğunu mu bastırmaya çalışıyorum?
• Gün boyunca yeterince besleniyor muyum, yoksa akşam olduğunda kendimi kontrol etmekte zorlanmamın nedeni gün içindeki kısıtlamalarım mı?
• Sağlıklı olmak için yaptıklarım beni daha iyi hissettiriyor mu, yoksa hayatımı daha da zorlaştırıyor mu?
Bu soruların cevapları herkeste aynı olmayacaktır.
Çünkü her bedenin, her yaşamın ve her beslenme öyküsünün kendine özgü bir tarafı var.
İşte bu yüzden beslenme, yalnızca bir listeye sığdırılabilecek kadar basit değil.
Bir diyetisyen olarak benim için başarı, danışanımın yalnızca tartıda gördüğü rakam değildir.
Yemek yerken kendisini suçlamaması, bedenini daha iyi tanıması, günlük yaşamında sürdürebileceği alışkanlıklar geliştirmesi de en az o rakam kadar önemlidir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Kaç kilo vermeliyim?” değil, “Kendime nasıl daha iyi bakabilirim?”
Çünkü bazen değişmesi gereken ilk şey bedenimiz değil, bedenimize bakışımızdır.
Ve belki de bu köşede her hafta konuşacağımız asıl mesele tam olarak bu olacak.
Beslenmenin yalnızca ne yediğimizle değil, nasıl yaşadığımızla da ilgili olduğunu birlikte keşfedeceğiz.
Gelecek hafta ise şu sorunun peşine düşeceğiz:
“Akşam kendimi buzdolabının önünde buluyorsam, gerçekten aç mıyım?”
Çünkü bazen mideniz değil, bütün gün susturduğunuz duygularınız konuşuyordur.
Diyetisyen Zozan Yeşilmen






Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir