Aklıma gelen şeyler!...

Aklıma gelen şeyler!...

''İnsanoğlunun binlerce yıldır yemek yeme tecrübesine rağmen hâlâ dilini ısırması, tecrübenin her zaman bilgelik getirmediğini gösterir''

Okuduğum bir makalede denk geldiğim bu cümle, bana hayatımızda aldığımız bireysel kararlarda zihinsel bir bakış açısı, içinde yaşadığımız toplumun normları, insanoğlunun varoluş sancısını,tarihsel diyalektiği ve skolastik düşüncenin yapı taşlarını ........... şaka şaka. .... Bunların hiç biri gelmedi aklıma, keşke bunlara dair felsefik ve sosyolojik çözümlemeleri hakkıyla yapabilseydim ama yok! Bunları bu konuların uzmanlarına bırakalım.  Benim gibi ergenlikten kısa bir süre önce çıkmış biri için (yaşım 40 :))) bu konular oldukça zorlayıcı.

Ergenlik demişken sahi tam olarak ne zaman çıkılıyor o hâlden, Türkiye gibi gündemin her an değiştiği, normal biri gibi yaşamanın anormal yaşamaktan daha az zekice olduğu bir ülkede ergenlik yaş aralığını tekrar gözden geçirelim ve tanımlayalım ki, her yaşın ayrı bir aptallığı olduğu gerçeğini içselleştirelim.

Böylece yaptığımız aptallıklarımız daha çok kabul görsün.

Geçenlerde sokakta çırılçıplak gezen bir adamın videosuna denk geldim, muhtemelen akli dengesi yerinde değildi, bu elbette hoş bir görüntü değil ama, gündemin akıl almaz şekilde değiştiği, bu kadar aptalca  şeyin aynı anda yaşandığı bir coğrafyada insanın aklına 'hangisi normal?' sorusunu getiriyor, delirip çıplak dolaşmak mı yoksa tüm bu saçmalıklardan gram etkilenmeden toplum normunu devam ettirmek mi? Belki de Normal, o çıplak adamın yaptığı gibi koşmaktır!

Sahi nasıl oluyor da hâlâ aklımızı yitirmiyoruz, sizce bu normal mi? Bu soruyu sizin takdirinize bırakıp asıl meselemize, daha doğrusu 'muhtemelen' sadece benim meseleme dönelim. Bir şef olarak yemeğin serüvenine odaklanalım.

 İlk cümledeki tecrübe-bilgelik analojisine dönecek olursak,  bu cümle benim gibi şeflik iddiası olan biri için elbette bir kaç çağrışım yaptı, ilk olarak yemek eylemi geldi aklıma, (ne tuhaf!) sonra aç olduğum geldi aklıma, sonra kuyuda pişen büryan geldi, sonra o büryanın sıcacıkken dilime, damağıma ve ruhuma vereceği hissiyat geldi, sonra o büryanın benim ellerimden pişirme süreci geldi.. way be! ne çok şey gelmiş aklıma böyle, bu nasıl bir zihin, insanın kendiyle gurur duyası geliyor.. 'geliyor, sonra tekrar gidiyor..!

Büryan demişken, bunu bir araştırma merakı geldi bana, nasıl yapılıyor, hangi aşamalardan geçiyor, büryanı ilk kim bulmuş, kelime kökeni nedir? bir araştırayım dedim. hayır chatgpt ye sormadım, eksik olsun onun beni övüp övüp paylaştığı bilgiler. Bunu kaynağından, ustasından öğrenmek istedim ve çıktım yola. (Yol; köşedeki büryancı!).. Mehmet Usta'dan çok az bilgi alabildim, çok takmadı beni önce, müşteri zannetti, baştaki fake gülüş saniyeler içinde yerini İzlanda soğuğuna bıraktı .Bir iki bilgi kırıntısı ile (kendisi de inanmıyordu söylediklerine) ayrıldım oradan tuttum Siirt ve Bitlis büryancılarına ki anavatanı oralar diye bilinir. Bir kaç görüşme sonrası büryanın kelime kökeninin Farsça'dan geldiğini, ismini kuyudan çıkarıldığı esnada etin pişirme tekniğinden dolayı parlamasından ve büryanın Latincede parlak anlamına geldiğini, ünlü Fransız yemeği 'Şato de Büryan'ın da ismini bu kelimeden aldığını, bright, biryantine, gibi İngilizce kökenli kelimelerin de parlak olduğunu öğrendiğimde doğrusu şaşırdım.

Anadolu'nun bu kadar zengin bir kültüre sahip olmasının nedeninin Arap, Kürt, Türk, Acem, Ermeni ve diğer halkların, birlikte yaşamından geçtiğini bir kez daha hatırladım.

Bana göre dünyanın en keyif verici ikinci eylemi olan yemek yeme eyleminin hakkını verebilmek, ona olan saygımın gereğini yerine getirmek için sonraki yazımda tekrar alakasız bir deyişle bağlantı kurup başka bir yemeğin kökenine inene kadar,

Kalın sağlıcakla…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ