Terörsüz Türkiye projesini gündeme taşıyan Bahçeli ve Erdoğan’ın ‘Pazarlık yok; ya silahlar gömülecek ya silahlarıyla birlikte gömülecekler’ söylemi “Üstünlük stratejisi” diyebileceğimiz bu yaklaşım, gerektiğinde örgütü cezalandırma aracılığıyla caydırıcı olabilmeyle hazırlamıştır.
Bu çerçevede Terörsüz Türkiye çalışmasıyla Başkan Erdoğan liderliğindeki yönetim, klasik devletçi duruş olan küresel askerî/diplomatik angajmanı sınırlandırmayı yani Türkiye’nin mevcut çatışmalara/krizlere angaje askerî varlığını korumanın ve güçlendirmesi gerektiğini hedeflemiştir.
Terörsüz Türkiye projesi caydırıcı/cezalandırıcı gücü üzerinden barışın empoze edilmesi için kullanılmıştır desek çok yanlış olmaz.
Cezalandırıcı caydırıcılık ve barışın empoze edilmesi için doğrudan güç kullanımı, dolaylı güç kullanımı, krizlerin ve kriz yönetim araçlarının faydalı koalisyonlar oluşturmak için kullanılması, tüm güç kullanım seçeneklerinin hem askerî hem ekonomik baskı araçlarına dayanması, rakiplerle belirli konularda provoke etmeme hâli üzerinden uzlaşma, müttefikleri caydırıcılığa katkıda bulunma konusunda baskı üzerinden oluşacak anlayış, Terörsüz Türkiye projesini daha cazip hale getirecektir.
Terörsüz Türkiye projesini geliştiren akıl, istediğinde proje ayrıntıları noktasında birinden diğerine geçebilme esnekliğine sahiptir. Zira Terörsüz Türkiye projesini geliştiren kadro, yapı, ulusal güvenlik stratejisinin uzun dönemli planlanmasını yapma konusunda engin bir tecrübeye sahiptirler.
Terörsüz Türkiye çalışması PKK ile yapılan askeri mücadelenin çok uzamış olduğunu ve barışa yönelik bir plan üzerinde düşünme zamanının geldiğini ifade etmiştir. Bu doktrin Hem dostlarımızı hem de düşmanlarımızı Türkiye’nin neler yapabileceklerinden çekinecekleri bir vaziyete sokmuştur.
Terörsüz Türkiye çalışması henüz çok yeni ve sınırlılıklarına rağmen terör üzerinden vesayet yapan emperyalizme karşıda ciddi bir meydan okuma olarak ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyimle Terörsüz Türkiye çalışması iyi ile kötü arasında bir mücadele olarak tanımlamaya devam ederken İkinci hususun silahların kontrolü olduğu açık bir biçimde orta yerde durmaktadır.
Erdoğan ve Bahçelinin Terörsüz Türkiye çalışmasında iş yapma/başarabilme odaklı bir yaklaşım içinde olduğunun söylemek uçuk bir fikir olmaz.
Erdoğan ve Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye çalışmasında İmralı ve dağ kadrosu üzerinde Maksimum baskıya dayalı bir strateji uyguladığı; PKK üzerinden Türkiye ile hesaplaşmak isteyen bazı istihbarat örgütleri tarafından incelenirken, ülkemizin istikrarını hedef alan dış güçler kaynaklı bazı yapıların, yeni ve değişik radikalizm ve terör tehdit üretim planlamasını yaptıklarını, yapacaklarını, düşünmek gerekir.
Terörsüz Türkiye projesini üreten aklın potansiyel bu tehlikeye karşın gerek yurtiçinde gerekse yurt dışında sıfır tolerans politikasını yürütme gayretinde olduğunun altını çizmek gerekir.
Türkiye bölgesel ve küresel polis rolünü azaltılmasının gerektiğini görmüştür. Hiç şüphesiz Terörsüz Türkiye çalışmasının önünde şimdilik bazı ciddi engeller vardır. İleride de bazı başka engellerin de çıkabileceği söylenebilir.
Bu engellerin en başında DEM in bazı üst yöneticilerin değişik Saiklerle devlet-İmralı arasında düşük yoğunluklu bir çalışma yürütmeye kalkarlarsa süreç akamete uğrayabilir.
Kürt politikasında bazı isimler ile DEM in köşede kalmış bazı kimlikleri Terörsüz Türkiye çalışmasını kurumsal çizgilerden ziyade konjonktür el öncelikler doğrultusunda daha kısa vadeli ve öngörülemez bir şekilde değerlendirmektedirler.
Bahçeli ve Erdoğan’ın birçok alanda olduğu gibi Terörsüz Türkiye çalışmasında söylemlerini keskin ve köşeli şekilde ifade ederken net, şeffaf, anlaşılabilir ve kesin bir dil ve üslup kullanmaktadırlar
Terörsüz Türkiye çalışması bağlamında yapılan müzakerelerin güç gösterisi içerip içermeyeceği ya da güç gösterisinin yapılacağı alanın ne olacağı, siyaset anlamında Türk Milletini dolaylı olarak etkileyerek başka problemlerin oluşmasına meydan vermesi bu projede istikrarsızlığı tetikleyebilir.
Terörle mücadelenin ülke içinde ve insanlarımız üzerinde meydana getirdiği yorgunluk Devletimizin, artık ilgilenmesi gereken Kafkaslar, Orta Doğu ve Pasifik gibi diğer bölgelere dikkatini vermeyi zorunlu hale getirmektedir.