Hasankeyf iç çekişleri kadar sitemler ve ukdeler yüreğimizde birikse de Batman, bir nefes abi hayat gibi yetişir imdadımıza. Brako, Seyit Bilal anlam derinliğinde sarmalar yüreğimizi. İnsan zamanda, zaman mekanda bir başka yaşanmışlık deneyimi kazanır. Kent insanının yaşamsal iç değerleri böylelikle kamusal alanda görünürlük kazanır. Kentin kadim iç sesi tarihsel bellekle konuşur ruhumuzla. Sosyal analiz becerimizi besler. Empati ve duygusal derinlik kapasitemizi geliştirir. Ahlaki ve vicdani ortak değerler üretir.
Geçmişin düne, bugüne ve yarına doğrudan etkisini kavramak için kolektif bir toplumsal hafızaya ihtiyaç duyarız. Kentin toplumsal dinamiklerini anlama ve farklı karakterlerdeki insanların iç dünyasına temas etmek, bu diri hafıza sayesindedir.
Burada zaman algısı oldukça önemlidir. Zamanı kendinde anlamlı kılmanın bir yolu da ölçülü olmayı bilmektir. Eleştirel düşünme ferasetini yitirmeden insan doğasını kavramak beceri ister. Bunun için ruhun ve zihnin özgürleşmesi şarttır. Zira “Zamanı ne kadar bölersen bol, onun senin her hücreni kuşatarak bütün varlığını kapsamasından kurtulamazsın. O hep gençtir; seni dönüşüm hükmüne tabi tutarak atomlarına kadar böler ve ayrıştırır. Ruhunu katar gençliğine. Zamanın ruhunda yaşamak, evrenin ölümsüzlük sırrıdır belki de. Burada insan, zaman ve mekanın tarihi anılar belleğinde kesişir.
Kent toplumsallığı ile doğrudan bir bağ kurmak, sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. Biliniyor, bazen insanı içten içe kanatsa da vedalarda sevdaya dahildir. Ruhsal arınma, koşullar ne olursa olsun insana dair inanç aşılamayı prensip haline getirmekle mümkündür. İnsanın içinde yaşadığı kısır yanını görmesi, iç karakter ve kişilik yaratmayla ilişkilidir. İnsanın kendi sınırlandırıcı kör noktasını aşması ise başlı başına bir aşamadır. Kendi dinamik ruhsal diriliş dünyasını ve kişiliğini yaratmak, kişiliğini derinlemesine kavramakla mümkündür. Bunda doğduğu ve büyüdüğü kentin etkisi küçümsenemez boyuttadır.
Bu yeni sabaha gebe şafak vaktinde Batman ve içinde yaşayan değerli insanları düşünürken; insan önce kendi iç sesini boğarak öldürmemeli, devrik ve özgün yanlarıyla kendi şiirini yazmalı. Sonra kendi romanını hayatla sınayarak silgi kullanmadan kara kalemle temize çekerek tasarlamalı. Ve finalini de kendi varoluşsal “Hiçlik” filminin başrolünde mütevazı bir figüran olarak tamamlamalı. Kendi suskunluğunu duyumsayan insan, sevdiği insanların suskunluklarını anlamlandırabilir ancak. diye düşündüm.
Sahi: farklı Renkleri ve sesleri çıkarın hayattan ruhsal enerjiden ne kalır geriye. Gökyüzünden yıldızları çıkarın ne dengesi kalır ışıldayan Ayın. Optik enerjiyi çıkarın gözlerden bakan bakalım karanlık ve gölgelerden başka ne yansır zihne.
Özetle: Batmana ve insanına ruhsal iç gözlerin sevecenliğiyle bakın biz gurbettekiler içinde. Batman salt bir kent değil, bizim için bir yaşama sarılma gerekçesidir. Tıpkı Tommaso Campanella’nın “Güneş Ülkesi” ve Thomas More’nin “Utopia”sıdır bizim ruhumuzda her daima yaşam bulan.
Not: Haftada bir Batman Sonsöz gazetesinde yazılarımla sizlerle birlikte olacağım. Geleceğe dair umutlarınız Mereto dağı kadar büyük olsun ve gönlünüze göre yaşam bulsun.