<div>Yapay zekâ, insanlık tarihinde bir dönüm noktasını temsil ediyor; çünkü artık sadece fiziksel işlerimizi devretmekle kalmıyor, zihinsel süreçlerimizi, hatta tercihlerimizi de şekillendiren bir mekanizma hâline geliyor. Bu teknolojinin geldiği noktada, hayatımızın pek çok alanında kararlarımızı kendi irademizle mi veriyoruz, yoksa bu kararlar yapay zekâ destekli algoritmalar tarafından mı yönlendiriliyor, sorusu giderek daha anlamlı hâle geliyor. Modern özgürlük düşüncesi, özellikle 17. yüzyıldan itibaren bireyin aklıyla düşünmesi ve kendi kararlarını vermesi esasına dayanır. Descartes’ın <strong>“Düşünüyorum, öyleyse varım”</strong> sözü bireyin bilinçli bir varlık olarak kendi varoluşunu tanımlayabileceğini öne sürerken, Sartre bu özgürlüğü çok daha radikal biçimde ele alır ve insanın <strong>“özgürlüğe mahkûm”</strong> olduğunu, yani her durumda bir seçim yapmak zorunda olduğunu vurgular. Ne var ki günümüzde bireyin karşısına çıkan seçeneklerin önemli bir kısmı artık yapay zekâ destekli sistemler tarafından filtrelenmiş ve önceden belirlenmiş durumda.</div> <div><strong> Sabah cep telefonumuzu elimize aldığımızda okuduğumuz haberler, izlediğimiz videolar, alışveriş sitelerinde karşımıza çıkan ürünler, hatta tanıştığımız insanlar bile, algoritmaların karar ağacında bizim adımıza seçilmiş içeriklerdir. Bu noktada, görünüşte bir özgürlük yanılsaması oluşur. Evet, birçok seçenek var gibi görünür, ama gerçekte karşımıza çıkan bu seçeneklerin tümü belli veriler temelinde, algoritmalar tarafından seçilmiştir ve bizim seçim alanımız bu çerçeveye sıkışmıştır. İşte tam da bu yüzden özgürlük kavramını yeniden düşünmemiz gerekiyor.</strong></div> <div>Sosyolojik açıdan baktığımızda bu durum Michel Foucault’nun <strong>“görünmeyen iktidar”</strong> kuramıyla örtüşmektedir. Foucault, modern toplumlarda bireyin artık zincirlerle değil, bilgiyle kontrol edildiğini, iktidarın görünmez hâle gelerek bireyleri içsel bir gözetim mekanizmasıyla disipline ettiğini söyler. Günümüz algoritmaları da benzer şekilde çalışır. Bugün internet kullanıcıları, hangi sayfada ne kadar durduğu, hangi bağlantıya tıkladığı, neye ilgi gösterdiği gibi davranışlarıyla sürekli olarak veri üretir ve bu veriler algoritmaların bizi daha iyi <strong>“tahmin”</strong> etmesine yol açar. Ancak bu tahminler bir noktadan sonra bireyi yalnızca anlamakla kalmaz, yönlendirmeye de başlar. Sosyal medya platformlarında gördüğümüz içerikler, reklamlar ya da öneri sistemleri, bizim ilgi alanlarımızı şekillendirir ve bir süre sonra birey, kendi ilgi alanlarıyla değil, sistemin sunduğu alanlarla sınırlı bir düşünsel ortamda yaşar. <strong>Artık gerçekliğin yerini temsillerin(simülasyonların) aldığını, simülasyonların gerçeklik algımızı şekillendirmektedir. Bugün sosyal medyada karşımıza çıkan yapay zekâ tarafından optimize edilmiş içerikler, çoğu zaman gerçek bir tercihi değil, algoritmaların şekillendirdiği bir dijital gerçekliği temsil eder. Böyle bir ortamda bireyin “özgür” olması mümkün müdür?</strong></div> <div>Diğer yandan yapay zekânın özgürlük üzerinde kurduğu baskı yalnızca bilişsel düzeyde kalmaz; toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretimine de hizmet edebilir. Çünkü bu sistemler, kimin hangi içeriğe erişeceğini belirlerken geçmişteki verileri ve eğilimleri temel alır. Böylece toplumun belli kesimleri sürekli benzer bilgi havuzlarına yönlendirilir, farklı bakış açılarına erişme ihtimali düşer ve bir çeşit dijital yankı odası oluşur. Bu durum, bireyin eleştirel düşünme yetisinin törpülenmesine yol açarken, aynı zamanda toplumda kutuplaşma, dijital önyargılar ve bilgi tekelleşmesi gibi daha derin sorunları da beraberinde getirir. Burada etik bir soru da gündeme gelir: Yapay zekâ sistemleri hangi değerlerle kodlanıyor? Kim, neye göre bu kararları alıyor? Kimin tercihi, kimin verisi daha <strong>“öncelikli”</strong> kabul ediliyor? Bu noktada yapay zekâ sistemlerinin nasıl daha hakkaniyetli kurgulanabileceği konusunda önemli çerçeveler sunmak gerekir.Fakat teknolojik hız, etik düşüncenin çoğu zaman önüne geçmekte; sistem çalıştıktan sonra ancak fark edilen hatalarla mücadele edilmeye çalışılmaktadır.</div> <div>Tüm bunların yanında bireyin kimlik inşası da bu süreçten etkilenmektedir. Yapay zekâ sistemleri bireyin geçmişteki davranışlarını temel alarak <strong>“seni sen yapan”</strong> özellikleri tahmin etmeye ve seni bir profile indirgeyerek yönetmeye çalışır. Oysa insan, sabit bir profil değil; değişen, dönüşen, çelişkilerle büyüyen bir varlıktır.</div> <div> Oysaki, insan doğası sabit değildir; insan, kendi seçimleriyle kendini inşa eder. Bu anlamda yapay zekânın bireyi dondurulmuş bir veriye indirgemesi, onun öz benliğini daraltan bir etkidir. Yapay zekâ algoritmaları, bir kısım algoritmalara göre geri bildirimlerde bulunur, bizi beğenilen biçimlerde davranmaya iter ve böylece kendi özgün varlığımızı değil, sistemin <strong>“optimize”</strong> ettiği benliği sürdürmeye başlarız.</div> <div>Peki bu gidişata karşı birey ne yapabilir? Öncelikle farkındalık geliştirmek zorundayız. Yapay zekâyı şeytanlaştırmak değil; onun etkilerini, sınırlarını ve işleyiş biçimlerini öğrenmek gerekir. Tıpkı 20. yüzyılda medya okuryazarlığı bir ihtiyaç olmuşsa, 21. yüzyılda da algoritmik okuryazarlık bir zorunluluktur. Birey, karşısına çıkan her öneriyi, her içeriği bilinçle değerlendirmeli; kendi iç sesiyle dış dünyanın etkisi arasındaki farkı ayırt edebilmelidir. Teknolojiyle özgürlük bir arada yürüyebilir, ancak bu ancak bilinçli bireylerle mümkün olur. Aksi halde özgürlük, içinde keyifle uçtuğumuz bir dijital kafese dönüşebilir; ve ne yazık ki bu kafesin parmaklıkları çoğu zaman görünmezdir. Öyleyse yapay zekâ çağında özgürlük, sadece seçmek değil, neyi neden seçtiğini bilmektir. Seçim hakkımız elimizde olabilir, ama eğer bu hakkı başkasının yazdığı bir senaryodan kullanıyorsak, kararlar bizim değil, kodun olabilir.</div> <div> ***</div> <div> <strong>Doç. Dr. Yılmaz Kaya</strong></div> <div>Doç. Dr. Yılmaz Kaya, Batman Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nde öğretim üyesidir. Yapay zekâ, veri bilimi ve dijital teknolojiler üzerine uzmanlaşmış olan Kaya’nın, ulusal ve uluslararası indekslerde yer alan 100’ün üzerinde akademik makalesi, 10 teknik kitabı ve iki de yayımlanmış edebi romanı bulunmaktadır. Akademik üretkenliği ve bilimsel etkisi sayesinde, son beş yıldır dünyanın en etkili bilim insanları arasında yer almaktadır. Bilimi yalnızca laboratuvarlarda değil, toplumun dönüşümünde de bir kaldıraç olarak gören Kaya, yazılarında teknolojiyi felsefi ve sosyolojik boyutlarıyla harmanlayarak gençlere ve okuyuculara yön gösterici bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.</div> <div> </div> <div>yilmaz.kaya@batman.edu.tr</div>