Haber bir anda yayıldı, kimisine göre Batman’da şort yasaklanmıştı. Kimisine göre bir mahalledeydi yasak. Kimisine göre de bir sitedeydi. Her işin aslı neyse ama ortada bir yasak vardı.
Yasağın kapsama alanı bir taraf elbette kimse kimsenin giyim kuşamına yasak koyma yetkisine sahip değildir. Çünkü böylesi bir karar, öncelikle kişinin özgürlüğünü kısıtlama anlamına gelir.
Elbette insanın nasıl giyineceği konusunda özgür olması, kişisel tercih ve özgürlük alanının bir parçası olabilir.
Ancak bu bakış açısı, giyim kuşam meselesini yalnızca bireysel özgürlük üzerinden değerlendirmek de konunun toplumsal boyutunu göz ardı etmek olur.
Çünkü giyim, sadece üzerimize aldığımız bir kıyafetten ibaret değildir. İçinde yaşadığımız toplumun kültürünü, inancını, yaşam biçimini ve değerlerini de yansıtan bir unsurdur.
Benim açımdan giyim kuşam, toplumsal değerlerin ve görgü kurallarının önemli göstergelerinden birisidir.
Bir toplumun değerlerinden uzaklaşması ve kültürel yozlaşma, kimi zaman insanların giyim tercihlerinde de kendisini gösterebiliyor.
Açık veya transparan giyinmek, asla ve asla tek başına çağdaşlığın, ilericiliğin veya uygar bir toplum olmanın ölçüsü olamaz. Aynı şekilde daha örtünmek, muhafazakâr giyinmek de bir insanı otomatik olarak gerici ya da yobaz yapmaz.
Çağdaşlık, insanın ne kadar açıldığında değil; düşüncesinde, üretkenliğinde, eğitiminde, yeteneğinde, özgüveninde, başkasının hakkına ve özgürlüğüne gösterdiği saygıda aranmalıdır.
Batman sokaklarında zaman zaman karşılaştığımız bazı giyim biçimleri üzerinden elbette farklı değerlendirmeler yapılabilir. Fakat meseleyi hemen “Batman’ı örf ve adetlerini yitirmiş ve yoldan çıkmış, ne de gerici, yobaz” gibi genellemelere taşımak doğru değildir.
Batman Kardelen Mahallesi’ndeki bir sitede şortla dolaşılmasının yasaklandığına ilişkin haberin gündeme gelmesiyle yapılan bazı yorumlarda konu, bir anda Batman’ın veya Batmanlıların yaşam tarzına yönelik ağır ithamlara kadar götürüldü.
Ben de bir site yönetiminin insanların giyim biçimine yönelik doğrudan “yasak” koymasını doğru bulmuyorum. Yasak, hele ki ağır bir yaptırım şeklinde uygulanıyorsa, meseleyi çözmek yerine daha da büyütebilir.
Fakat diğer taraftan ortak yaşam alanlarının kendine özgü kuralları olduğunu da unutmamak gerekir.
Apartman ve site yaşamında insanların huzuru, güvenliği ve birbirlerinin yaşam alanlarına saygı göstermesi için birtakım kurallar konulabiliyor. Örneğin bazı sitelerde yaz gecelerinde insanların balkonlarda veya açık pencerelerin bulunduğu odalarda uyuması nedeniyle belirli saatlerden sonra bahçe ışıklarının kapatılması ya da ortak alanlarda gece geç saatlere kadar oturulmaması gibi kurallar uygulanabiliyor.
Sabah erken saatlerde işe giden insanlar, çocuklar, yaşlılar ve hastalar düşünüldüğünde bu tür kuralların neden konulduğu anlaşılabilir.
Giyim konusunda da benzer şekilde, kadın veya erkek ayrımı yapılmaksızın, ortak yaşam alanlarında belirli kıyafetlerin tercih edilmesine yönelik tavsiye ve nezaket kuralları getirilebilir. Burada belirleyici olan, bunun bir baskı ve yasaklama aracına dönüşmemesidir.
Çünkü toplumsal yaşam, sadece “Ben özgürüm, istediğimi yaparım” anlayışıyla yürütülemez.
Özgürlük, başkasının yaşam alanına ve haklarına saygıyla birlikte anlam kazanır.
Elbette insanları giyimlerinden dolayı aşağılamak, dışlamak, baskı altına almak veya cezalandırmak doğru değildir. Fakat aynı şekilde toplumun kültürel değerlerini, inançlarını ve ortak hassasiyetlerini tamamen yok sayarak “Benim özgürlüğüm, gerisi beni ilgilendirmez” demek de birlikte yaşamaya aykırıdır.
Mevsime göre, gidilen yere göre, çalışılan işe göre veya özel bir güne göre kıyafetlerin değişmesi zaten hayatın doğal akışıdır. Bir iş yerinde, ibadethanede, aile ortamında, sokakta veya ortak yaşam alanında farklı giyim tercihleri olması son derece doğaldır.
Asıl mesele, farklılıkların, hal ve hareketlerin ve tercihlerin düşmanlık sebebi haline getirilmeden ortak bir yaşam kültürü oluşturabilmektir.
Kimse bana giyim kuşamı doğrudan “gericilik” veya “ilericilik” kavramlarıyla açıklamaya çalışmasın.
Bir insanın çağdaşlığı, dindarlığı, değerlerine bağlı olması sadece kıyafet tercihi ile ölçülemez.
Nasıl çevreyi kirletmemek, doğal kaynakları hor kullanmamak, dilimize ve kültürümüze sahip çıkmak, başkasının inancına ve yaşamına saygı göstermek bir toplumsal sorumluluksa; giyim konusunda da içinde yaşanılan toplumun genel hassasiyetlerini dikkate almak bir saygı göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Fakat bunun yolu yasaklardan değil, kültürüne, inancına bağlı kalmakta, eğitimden, karşılıklı anlayıştan ve toplumsal nezaketten geçer.
Giyim kuşam konusunda çözüm ne sınırsız bir dayatma ne de sınırsız bir duyarsızlıktadır.
Çözüm, tercih ettiğimiz ve ihtiyacımız olan şey, özgürlük ile toplumsal değerler arasında makul bir denge kurabilmektir.
Çünkü medeni bir toplum olmak, herkesin aynı biçimde giyinmesi değil; farklı düşünen ve farklı yaşayan insanların birbirine saygı gösterebilmesidir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir