Tabi olmamız ve amel etmemiz gereken değerlerden maalesef gittikçe uzaklaşıyoruz!
Değerli okurlar; Bugün 14 Şubat. oldukça hayırlı bir günün içerisindeyiz. Akıl almaz bir şekilde heyecanlı, neşeli ve canlı bir halde o günü kutlamanın sevincini yaşıyoruz.
Hangi gündü o gün?
Bizleri bu kadar heyecanlandıran, ve özel bir hazırlık ve telaşın içerisine sokan gün. Çiçekler aldırtan, yüzükler aldırtan, hediye ve behiye alma telaşına koyan gün?
İşte o bu kadar değer ve ta’zim ettiğimiz gün ‘Sevgililer günü.’
Evet, yanılmadınız. Bu kadar taz’ime layık görülen gün sevgililer günüydü maalesef. Hemen hemen her yerde, bir çok evde, bir çok kurumda, bir çok park, restoran, lokanta ve kafede. Ve hatta bizleri yöneten mekanizma olan TBMM de ve her gelen konuşmacının ve başkanların ağızlarından defalarca tekrarlarcasına ve cezbedici bir tarz ve üslupla bir kutlama.
Yazık ve günah!...
Nedir bu sevgililer günü.
Menşei neresidir.
Amaç ve gayesi nedir.
Müslüman olduğunu iddia edene katkısı nedir.
Bir değerlendirelim arzu ediyorsanız.
Sevgililer günü: 3. Yüzyıldaki Romalılara, yani Hristiyanlara ait bir özelliktir. İmparator II. Claudius her erkeğin asker olmasını istiyordu. Her erkeğin asker olmasını sağlamak için tüm imparatorlukta evliliği yasaklamıştı. Ne yazık ki II. Claudius imparatorlukta Hristiyanlığı da yasaklamış ve Hıristiyanlar için ölüm emri çıkarmıştı. Bu emre uymayanlar arasında papaz olan Valentinus. İnsanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve ceza evine konuldu. Hapishane gardiyanlarından biri Hıristiyanlar arasında anlatılan mucizelere inanarak kardeşi olan ve doğuştan gözleri görmeyen Julia'yı, gözlerini açabilir umuduyla Valentinus'un yanına gizlice getirdi. Julia zeki ve güzel bir kızdır. Valentinus'u ziyaretleri sayesinde kendisinden pek çok şey öğrenir. Bu arada da Julia'nın gözleri açılır. Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz, Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentine'ından" diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. ve Valentinus yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürülür. MS 270 yılının 14 Şubat günü Hristiyan şehitliğine gömülür. Ve böylece Valentin'in ölüm günü Sevgililer Günü olmuş olur.
Birde, bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Gençler sadece bu bayram süresince birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç kadının, hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı’nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar, isimlerini küçük kâğıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkekler ise kavanozdan bu kâğıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı.
***
Evet, değerli Müslümanlar, böyle saygısızca, böyle edepsizce, böyle hayasızca, böyle çağ ve insanlık dışı bir şey olur mu? Bununla amel etmek, buna uymak, buna rıza göstermek, bu tür gayri İslami hareketler içerisinde bulunmak hangi Müslümanın yapabileceği bir iştir. Bundan nasıl zevk ve neşe duyabilir.
Akıllı davranmak mecburiyetindeyiz.
Toplumun ahlakını ve hayasını tamamen yok etmeye yönelik bir uygulamadır. İffet ve namus anlayışını ortadan kaldıran bir uygulamadır. Hayırlı bir ailenin ve dolayısıyla bir neslin yetişmesini engelleyen bir uygulamadır. Aile müessesesinin adeta kökünü kazıyan bir uygulamadır.
Nasıl buna ön ayak oluruz.
Nasıl seyirci kalırız.
Nasıl bir Müslümanlık anlayışıdır bu.
Dinimizi hiç mi bilmiyoruz ve bilemedik. Hiç mi Yüce Kur’an ımızı okumuyoruz, o şerefli peygamberin sünnetini okumuyoruz. Hiç mi dinle terbiyelenmek istemiyoruz. Yoksa işimize geldiği gibimi bir dini yaşamak istiyoruz. Bunlar Hıristiyan ve Yahudilerin içimize koydukları, bizleri dejenere ettikleri, asıl gayelerimizden uzaklaştırdıkları oyun, hile ve desiselerinden bir başkasıdır. Bizlerde hemen ön ayak oluyoruz. Yüce Allah'ın defalarca okuduğumuz şu ayetini kulak ardımı ediyoruz yoksa.
“Yahudiler de, Hıristiyanlar da, kendi dinlerine uymadığın sürece, senden asla hoşnut olmayacaklardır. Uydurdukları hurâfelerle Allah'ın dinini tanınmaz hâle getiren bu zâlimlere de ki:“Asıl doğru yol, sizin kuruntu ve iddialarınız değil, Allah’ın gösterdiği yoldur!”Yemin olsun ki, sana bu Kur’an aracılığıyla gerçek ilim geldikten sonra, yine de onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, kendini Allah’ın gazabından kurtaracak ne bir dost bulabilirsin, ne de bir yardımcı! (Bakara 120) diye buyurmaktadır yüce Allah. Onlara ittiba etmektir. Onlara uymak ve onları taklit etmektir bu.
Efendimiz s.a.v’de şöyle buyuruyor: ”Kim bir kavme benzerse onlar gibidir"
Kim onlar gibi olmaya çalışırsa, adetleriyle adetlenirse, neşeleriyle neşelenirse ve onları taklit ederse onlar gibi olur. Allah muhafaza etsin.
Şiddetle uzak durmak zorundayız. Durmazsak, İsrailoğullarının başına gelen bir sürü bela ve musibet bizlerinde başına mutlaka gelecektir ve geliyor da. Ahirette de büyük bir hezimet ve gazabın içerisinde olacağımızı da asla unutmamalıyız.
Basit bir hareket olarak görüyoruz. Veya umursamaz bir tavırla bakıyoruz. Önemsemiyoruz.
Önemsemek zorundayız…!
Müslümanca bir şahsiyeti ortaya koymak zorundayız. Müslüman olduğumuzun bilincine vararak davranmalıyız. Ve o doğrultuda müslümanca bir duruşu sergilemeliyiz. Allah’a muhalif bir hareketse, bir tavırsa kimden gelirse gelsin ellerimizin tersiyle biran bile düşünmeden itmeliyiz. Tevessül etmeyi bile düşünmemeliyiz. Yoksa telafisi ve geri dönüşü mümkün olmayan yollara sapmış oluruz.
Mevlam dirayetli bir duruşu sergileyenlerden kılsın. Kendi değerleriyle barışık, Müslümanca bir hayatı yaşamayı nasip etsin. Ve cümlemizi bu İslam düşmanı olan, Hıristiyan, Yahudilerin ve tüm küfür düzenlerinin adetlerinden uzak duranlardan eylesin. AMİN
Allah razı olsun. Hemde nasıl uzaklaşıyoruz.Değerli hocam devam