?>

Dijital gözetim çağı

Doç Dr. Yılmaz Kaya

10 ay önce

Eskiden “bizi biri mi izliyor?” sorusu paranoya belirtisiydi. Şimdi ise bu, dijital çağın en makul sorularından biri. Çünkü gerçekten izleniyoruz. Ama bu gözetim artık kamera merceğinden değil, cep telefonumuzdan, sosyal medya beğenilerimizden, alışveriş sepetimizden, adım sayarımızdan, hatta kaç saniye bir görsele baktığımızdan gerçekleşiyor. Günümüzde mahremiyet, nostaljik bir kavram haline gelmeye başladı. Artık biz “kendimizi saklamıyoruz”, bilakis kendi rızamızla tüm verimizi açığa çıkarıyoruz. Ve işin tuhafı, bunu gönüllü olarak yapıyoruz. Peki bu yeni gözetim biçimi nasıl bir toplum yaratıyor? Ve biz bu dijital hapishanede neyin mahkûmuyuz?

Bu soruları düşünürken, şöyle bir fikir çıkıyor karşımıza. Gözetimin merkezde olduğu bir yapı. Bu sistemde mahkûmlar birbirlerini göremez ama ortadaki yüksek kuleden izlendiklerini bilir. Kulede biri olup olmadığını asla öğrenemezler. Bu nedenle her an izleniyor olma ihtimaliyle hareket ederler. Zamanla bu mimari, sadece hapishaneler değil, okul, fabrika ve hastane gibi kurumlara da ilham vermiştir. Ancak bugün bu gözetim şekli çok daha sessiz, çok daha yaygın ve çok daha “akıllı” bir hale büründü. Karşımızda artık yeni bir düzen var.“Görünmez gözetim sistemi”

Günümüzün dijital gözetim ağı, tek bir kişiye ya da kuruma bağlı değil. Her hareketimiz, her tıklamamız, her sesli komutumuz bir iz bırakıyor. Bu izler, dev veri havuzlarında toplanıyor. Cep telefonlarımız, hangi mağazada ne kadar kaldığımızı biliyor. Arama motorları ruh halimizi tahmin edebiliyor. Sosyal medya platformları, kiminle ne zaman etkileşime girdiğimizi, neleri sevdiğimizi, hatta ne zaman yalnız kaldığımızı bile analiz edebiliyor. Bu süreç, "kullanıcı deneyimini iyileştirmek" amacıyla sunuluyor. Oysa gerçek amaçlardan biri, davranışlarımızı çerçevelemek.

Şöyle düşünün: Bir markete gidiyorsunuz. Eskiden market sahibi sizi tanımazdı. Ama şimdi, çevrim içi alışveriş yaptığınızda sistem sizi tanıyor. Ne sıklıkla cips aldığınızdan, ne zaman şekersiz ürünlere yöneldiğinize kadar birçok veri toplanıyor. Ve bu bilgilerle size kişiselleştirilmiş reklamlar gösteriliyor. Sistem yalnızca ihtiyaçlarınızı değil, eğilimlerinizi, zaaflarınızı, korkularınızı da biliyor. O eski gözetim sisteminde mahkûm izlenip izlenmediğinden emin olamazdı. Şimdi biz, izlendiğimizi kesin biliyoruz ama bizi kimlerin izlediğini bilmiyoruz. Kimi zaman büyük teknoloji şirketleri (Google, meta, vb.), kimi zaman adını bile duymadığımız veri analiz firmaları karşımıza çıkıyor.

Bu yeni gözetim biçiminin en dikkat çekici yanı, artık ceza vermek yerine davranışı yönlendirmeye odaklanmış olması. Sistem sizi suçla yakalamaya çalışmıyor, suç işlememeniz için sizi biçimlendiriyor. Sosyal medyada daha çok beğeni almak için belirli kalıplarda davranmaya başlıyorsunuz. Veya kredi puanları, oyun sıralamaları, hatta sürücü davranış puanları gibi dijital göstergelerle yönlendiriliyorsunuz. Özgür irade hâlâ var, ama sınırlarını belirleyen algoritmalar.

Peki, çözüm ne? Öncelikle bu sistemin farkına varmak. Teknoloji düşmanlığı değil söz konusu olan, aksine teknolojiyle bilinçli bir ilişki kurmak. Kendi verimizin kimlerin elinde dolaştığını, davranışlarımızın ne kadarının bize, ne kadarının sistemin yönlendirmesine ait olduğunu sormak zorundayız. Çünkü bu görünmez gözetim sisteminin en güçlü yanı, gözle görülmemesi değil; hayat tarzımızla iç içe geçmiş olması. Sabah uygulamanız size “şu saatte yürüyüş yap” dediğinde, kulağa sağlıklı bir öneri gibi gelebilir. Ama bu öneri hangi verilere, hangi algoritmalara, hangi çıkar gruplarına dayanıyor? İşte asıl mesele bu.

Geçmişin disipline eden sistemleri, bugün veriyle yönlendiren yapılara dönüştü. Artık kimse bizi zorla hizaya sokmuyor. Ama biz ekranlarımızın karşısında gönüllü olarak davranış kalıplarını benimsiyoruz. Yeni gözetim yapısı bir kule değil, ekranlarla örülü bir ağ. Ve bu ağda bizler, hem kullanıcıyız hem ürün.

Bugünün en büyük tehlikesi izlenmek değil, izlenmeyi olağan kabul etmektir. Mahremiyet bir hak olmaktan çıkıyor, bir tercihe dönüşüyor. Ama bu tercihin farkında olmayan bir toplum, kendi rızasıyla şeffaflaşıyor. Elbette teknoloji ilerleyecek, veriler toplanacak; bunu durdurmak mümkün değil. Ancak unutmamamız gereken şey şu: Her şeyi gören bir sistemin içinde olabiliriz. Ama ne gösterip ne saklayacağımıza karar verebilmek hâlâ bizim elimizde.

Saygılarımla…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI