Sevgili okurlar, size sarsıcı bir soru. Bir gün hastaneye gittiğinizde karşınızda doktor değil de yapay zekâ destekli bir ekran olsa, ne hissedersiniz? Şikâyetinizi dinleyen, yüzünüzü tarayan, nabzınızı ölçen, geçmiş sağlık kayıtlarınızı saniyeler içinde önünüze seren bir algoritma… Hatta size “Sizin durumunuz şu, şu tedaviye başlamalısınız” diyor. O an kafanızda dönüp duran soru şu olurdu: Benim doktorum bu makine mi?
Bugün bu sahne hayal değil, gerçeğe dönüşmek üzere. Yapay zekâ sağlık dünyasında çoktan kullanılmaya başlandı. Amerika’daki Mayo Clinic, akciğer kanseri taramalarında yapay zekâ ile çalışan görüntüleme sistemlerini devreye aldı. Bu sistem, doktorların gözünden kaçabilecek milimetrik nodülleri %94’ün üzerinde doğrulukla tespit ediyor. İngiltere’nin Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), acil serviste kalp krizi riskini hesaplamak için yapay zekâ yazılımları kullanıyor. Çin’de Alibaba’nın geliştirdiği “ET Medical Brain”, her gün binlerce MR ve röntgeni analiz ederek doktorlara teşhis konusunda yol gösteriyor.
Türkiye’de de boş durulmadı. COVID-19 döneminde bazı üniversite hastanelerinde akciğer tomografilerinin ilk analizini yapay zekâ sistemleri gerçekleştirdi. Böylece yoğunluk altında boğulan radyologların iş yükü hafifledi. Yani algoritmalar hâlihazırda sağlık sisteminin sessiz ortakları olmuş durumda.
Peki bu gidişle doktorlar işsiz mi kalacak? Gelin madalyonun iki yüzüne bakalım.
Yapay zekânın gücü tartışılmaz. Bir radyolog, günde yüzlerce MR’a bakamaz ama yapay zekâ bunu saniyeler içinde yapar. Yorulmaz, dikkati dağılmaz, uykusuz kalmaz. Hindistan’da kullanılan bir yapay zekâ sistemi, göz taramalarında şeker hastalığına bağlı körlüğü erken tespit ederek binlerce insanın görme yetisini kurtardı. İsrail’de yapay zekâ destekli robot cerrah, insan gözüyle fark edilemeyecek incelikte damar ameliyatı yaptı. Japonya’da yaşlı bakım evlerinde kullanılan yapay zekâ robotları, yaşlıların ilaçlarını takip ediyor, onları egzersiz yapmaya teşvik ediyor ve sohbet ederek yalnızlıklarını azaltıyor.
Bu örnekler bize şunu söylüyor. Yapay zekâ, doktorların yapamayacağı hızda ve yoğunlukta çalışabiliyor. Erken teşhis sayesinde milyonlarca hayat kurtarılabilir.
Ama işin bir de karanlık tarafı var. ABD’de yapılan bir araştırma, sağlık algoritmalarının beyaz hastalara siyahi hastalardan daha fazla öncelik verdiğini ortaya çıkardı. Neden? Çünkü algoritma, geçmiş sağlık verilerinden beslenmişti. O verilerde zaten sistematik bir eşitsizlik vardı. Yani yapay zekâ sadece doktorların işini değil, toplumdaki önyargıları da kopyaladı. “Yapay zekâ tarafsızdır” sözünün ne kadar yanıltıcı olduğunu bu örnek çok iyi gösteriyor.
Bir başka kritik nokta, sorumluluk meselesi. Diyelim ki IBM’in Watson Health sistemi yanlış bir kanser tedavi protokolü önerdi (ki geçmişte bu yaşandı). Hastanın hayatı riske girdiğinde suçlu kim olacak? Doktor mu, algoritmayı geliştiren şirket mi, yoksa verileri hazırlayan ekip mi? Hukuk dünyası henüz bu soruya net bir cevap veremiyor. Sağlıkta yapay zekâ, tıbbi bir araç olmanın ötesinde, yeni bir “hukuki kara delik” yaratıyor.
Ve en önemlisi, sağlık sadece biyolojik bir mesele değildir. Bir doktorun hastasının gözlerine bakarak moral vermesi, ona güven aşılaması, bazen ilaçtan daha etkili olabilir. Yapay zekâ, duygusal dili taklit etmeyi öğrenebilir. Hastaya “Geçmiş olsun, yalnız değilsiniz” diyebilir. Ama o sözlerin arkasındaki sahicilik nerede? İşte burada insan ile makine arasındaki fark ortaya çıkar.
Peki bundan 20 yıl sonra nasıl bir manzarayla karşılaşacağız? Büyük ihtimalle doktorların sayısı azalacak ama tamamen yok olmayacaklar. Yapay zekâ, teşhis koyma ve tedavi planlama işini üstlenecek. Doktor ise “denetleyici” rolünde kalacak. Yani algoritma tanıyı koyacak, doktor onaylayacak. Bu durum, doktoru algoritmanın gölgesinde bir imza makamına dönüştürebilir.
Ama diğer bir ihtimal de şudur. Yapay zekâ ve doktorlar birlikte çalışarak yeni bir denge kuracak. Algoritmalar hız ve doğruluk sağlayacak, doktorlar ise vicdanı, merhameti ve insani dokunuşu koruyacak. Belki gelecekte doktorların adı değişecek; “sağlık koçu” ya da “etik hakem” gibi yeni roller ortaya çıkacak.
Sevgili okur, yapay zekâ doktorların yerini tamamen alacak mı? Benim cevabım “Hayır”. Ama doktorluğu kökten değiştirecek. Teşhis ve tedavi algoritmalara kayarken, insana dair olan empati, vicdan, güven, umut verme doktorun en büyük gücü olarak kalacak. En iyi sağlık sistemi, insan ile algoritmanın rekabet etmediği, birlikte çalıştığı bir sistem olacak.
Ama kafamızdaki soru hiç kaybolmayacak: Hastaneye gittiğimizde bize bakan gözler bir insanın mı olacak, yoksa soğuk bir algoritmanın mı?