Bu cendereden sıyrılmanın, zihnimizi özgürleştirmenin kadim bir yolu var; Adı okumak. Bir kitabın sayfalarını aralamak, aslında kendi iç dünyanıza giden o gizli kapının anahtarını çevirmektir. Çoğumuzun etrafı, dışını süsleyen ancak içi bomboş insanlarla dolu. Bilen bilir: “İçi boş olanın, dışı ciltli ve parlak olsa da pek faydası olmaz.” Peki ya zihinlerimiz? Hayallerimiz? Düşüncelerimiz? İnsanı asıl gerçeğe götüren ışığın yolu neden genelde karanlıkta? Okumak; zekâyı bir bıçak gibi bileyen, dili bir nehir gibi akıtan ve ruhu tembellikten kurtaran en asil antrenmandır. Her gün düzenli olarak okumaya ayıracağınız o kısa zaman dilimi, bir süre sonra sizi tanıyamayacağınız kadar derin ve bir o kadar da bilgili bir insana dönüştürecektir. O an karşınızdaki olayların, insanların, hatta nesnelerin anlamını daha iyi anlayacaksınız. Bazen aynada kendimize baktığımızda göremediğimiz, anlayamadığımız uzaklardaki anlamlar zihnimizin kıvrımlarında belirginleşir. Hayatta anlamını bulduğumuz her olgu, bize daha huzurlu bir hayat sunar. Eski zamanlarda az görülen ancak günümüzde oldukça popüler olan stres ve kaygı, hemen hemen her insanın hayatında kendini gösteriyor. Peki şunu hiç düşünüyor muyuz: Stresin ana nedeni ne?
Yapılan araştırmalar; belirsizliklerin, geçmiş pişmanlıkların, endişelerin ve acı kayıpların beyni sürekli “Acaba ne olacak?” düşüncesine maruz bıraktığını, defalarca aynı senaryo üzerinden tahmin ve teoriler yürütmenin stresi daha çok tetiklediğini gösteriyor. Stres, düşüncelerimizi olumsuzlukla kirlettiği bir havuz gibidir. Bilirsiniz, sürekli aynı yerde duran su bile bir zaman sonra bulanıklaşır. Düşüncelerimizi temiz tutmak istiyorsak içeriye sürekli taze ve berrak bilgiler aktarmak zorundayız. Kitaplar da düşüncelerin bulanıklığını gideren güçlü bir filtredir. “Oku!” emriyle başlayan o büyük insanlık yolculuğu, aslında bize hayatın karmaşasını nasıl sadeleştireceğimizi öğretir. Nitelikli bir okur, toplumun dayattığı sıradanlığın dışına çıkar. O artık hayatın sadece pasif bir izleyicisi değil; onu tüm katmanlarıyla kavrayan seçkin bir kişi haline gelir. Kendini gerçekten inşa etmek isteyen bir insanın önünde üç temel sütun vardır: Zihin, beden ve ruh. Zihnini kitapla, bedenini sporla, ruhunu ise sevgiyle sanatla ve müziğin zarif tınısıyla beslemek gerek. Bu, bizleri sadece “bilgili” değil, gerçekten “bilge” kılan güçlü bir dengedir. Kültürel birikim şans eseri kazanılmaz; bilinçli bir özverinin, verilen bir emeğin meyvesi olarak zamanla olgunlaşır ve elde edilir. Hasılı; kendimiz için ve gelecek nesiller için bırakabileceğimiz en parlak miras, bugün elimizde tuttuğumuz kitabın aydınlığıdır. Unutmayalım ki ancak zihnini özgürleştirenler yarınları inşa edebilir.
Şükran DEMİRHAN






Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir