Aklın kaderle savaşı

Aklın kaderle savaşı

“Coğrafya kaderdir” derler.

Belki kulağa klişe geliyor ama ben bu sözü çok anlamlı buluyorum. Evet, coğrafya gerçekten kaderdir. Çünkü yaşadığımız bu topraklarda, ben sizlere sanat, edebiyat, felsefe ve bilim üzerine yazılar yazmak istiyorum. Fakat gündem o kadar yoğun, o kadar iç içe ki, bu konulara çoğu zaman yer ayıramıyorum

Oysa kalbimin bir köşesinde hep bunları yazma isteği vardır. Yazmanın asıl nedeni de buydu aslında. Bazen karar veriyorum, oturup yazıyorum. Ama iş yayımlamaya gelince, kendimi yeniden gündemin içinde buluyorum. Çünkü insanların sorunlarını dile getirmezsek, onların yanında olmazsak olmaz. Bu bizim yetiştiğimiz kültürün, inancın temelidir.

Biz bu ülkenin geleceğiyiz. Adaletin, hoşgörünün ve merhametin teminatıyız.

Ama bu hafta, gelin birlikte küçük bir kaçamak yapalım. Biraz gündemden uzaklaşıp sanatın dinginliğine sığınalım. Bu hafta sizlerle Raffaello’nun Atina Okulu adlı eşsiz tablosu üzerine konuşmak istiyorum. Eminim siz de seveceksiniz.

Rönesans… İnsan aklının yeniden doğduğu, düşüncenin karanlıktan aydınlığa uzandığı o büyük dönem. Orta Çağ’ın zincirlerini kıran, “insan”ı merkeze alan bir çağ. Her şey yeniden keşfediliyordu; sanat, felsefe, bilim… İnsan artık Tanrı’nın -yani Kilise’nin- gölgesinde değil, kendi aklıyla anlamaya başlamıştı dünyayı.

İşte o dönemde, Floransa sokaklarında bir sanat güneşi doğdu: Raffaello. Genç yaşına rağmen resimlerinde öyle bir denge ve zarafet vardı ki, kimileri onun fırçasında Tanrı’nın eli var derdi. Bir gün Vatikan’ın duvarlarına öyle bir tablo yaptı ki, yalnızca bir resim değil, bir düşünce mabedi doğdu: Atina Okulu.

Tabloya ilk baktığınızda görkemli bir salon dikkat çeker. Geniş merdivenler, büyük kemerler, zarif ışık oyunları… Fakat aslında o salon, insan aklının evi gibidir. Orada toplanan herkes birer fikir, birer dönem, birer düşünce simgesidir.

Ortada iki büyük filozof yürür: Platon ve Aristoteles. Platon elini gökyüzüne kaldırmış, “gerçek oradadır” der gibi. Aristoteles ise eliyle yeri işaret eder, “hayır, gerçek buradadır” dercesine. Bütün felsefe tarihi, işte bu iki elin arasında şekillenmiştir.

Etraflarında dönemin bilge simaları yer alır: Sokrates sorgulayan bakışıyla, Pisagor sayılarla uğraşırken, Diyojen kenarda aldırmaz bir edayla uzanmış, Herakleitos derin bir düşünceye dalmış… Her biri insanlığın bir yanını temsil eder.

Raffaello bu tabloyla sadece filozofları değil, insanın düşünme serüvenini resmetti aslında. Kimi bilgiyle, kimi inançla, kimi sorguyla aradı hakikati. Her biri kendi çağının çocuğuydu ama hepsi aynı arayışın içindeydi: insanı anlamak.

Bazen düşünüyorum; biz bu topraklarda da nice “Atina Okulları” yaşadık. Medreselerde, meclislerde, köy odalarında, hatta kahvehanelerde bile fikir konuşulurdu. İnsanlar bir araya gelir, tartışır, sorgular, üretirdi. Rönesans yalnızca Avrupa’nın değil, insanlığın yeniden dirilişiydi.

Belki de bugün bizim de ihtiyacımız olan şey bu: yeniden doğmak, yeniden düşünmek. Çünkü evet, coğrafya kaderdir… ama kaderi değiştiren yine insandır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
Ogün Aykan
Ogün Aykan 6 ay önce
Değerli yazınız için teşekkürler Siracettin Bey, ilgiyle okudum.
Ali bey
Ali bey 8 ay önce
Yazılarını çok beğeniyorum keşke tabloyu daha açıklayıcı bir şekilde anlatsaydınız. batman da o tabloyu konuşmak yazmakta çok değerlidir. başkanım saygılar...
Biri
Biri 8 ay önce
Batmanın sorunları bitmiyor Allah’a emenat yaşıyoruz. Uyuşturucu her sokak başında var çocuklarımız tehlikededir trafik kazaları her gün iki üç kaza oluyor birileri ağır yaralanıyor birileri ölüyor bu halimiz ne olacak senin gibi kaderimiz mi diyelim
Fatih
Fatih 8 ay önce
Batmanda olamama rağmen yazılarını takip ediyorum beğenerek okuyorum. Başarılar abi
Muhammed
Muhammed 8 ay önce
Onca sorun varken yazmasanız olmaz birde şu bitmeyen çevre yolunu yazın.
Vebi
Vebi 8 ay önce
Müthiş olmuş sanat edebiyat yazıları yazılmalı hem de çok çok tebrik ederim
Nur
Nur 8 ay önce
Sevgili kardeşim yazın çok güzel olmuş çok hoşuma gitti tabloyu araştırdım.