Laf ile eylem arasındaki uçurum

Laf ile eylem arasındaki uçurum

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Bu kadim özdeyiş, bir insanın gerçek karakterinin söylediği sözlerde değil, yaptığı işlerde, eylemlerinde ve davranışlarında gizli olduğunu anlatır.

Söz uçar, yazı kalır belki; ama asıl kalıcı olan ve kişiyi tanımlayan, onun eylemleridir. Ne yazık ki günümüzün hıza, gösterişe ve statüye odaklanmış dünyasında, bu derin hakikat unutulmuş gibidir. İnsanlar, söz dağarcıklarıyla virtüöz, eylemleriyle ise tam bir antitez oluşturabilmektedir.

Etrafımızda, hırslarının esiri olmuş, makam ve mevki koleksiyoneri haline gelmiş insanlar görmek maalesef artık olağan. Yaşları kemale erseler, ömürlerinin son demlerine gelmiş olsalar dahi, bu hırs dizginlenemez bir tutkuya dönüşmüştür. İlginç olan, bu hırsla yanıp tutuşanlarin en çok tevazudan, fedakârlıktan, dünyanın faniliğinden dem vurmalarıdır. Sanki sürekli tekrarladıkları bu kavramlar, yaptıklarının üzerini örtecek bir tül işlevi görür. Maddi ve manevi her şeyi istifleme peşindeyken, maneviyatı dilinden düşürmeyen bu çelişki, toplumun gözünde inandırıcılığı tamamen yitiren bir tablo çizer.

Belki de en vahim olanı, liyakat ve adalet gibi toplumun temelini oluşturan kavramların, çıkar gruplarının söylemlerine alet edilmesidir. Kendisi liyakati hiçe sayarak bir koltuğa oturmuş olan, liyakati en çok savunan kişi olabilmektedir. “Hakkı tavsiye” ettiğini söyleyenler, en ufak bir menfaat söz konusu olduğunda hakkın zerresini gözetmemekte, kendi çevresinden olanın yanlışını görmezden gelirken, diğer tarafın en küçük doğrusunu bile yanlışlayarak adaletten bahsedebilmektedir.

Bu, sadece bir yönetim sorunu değil, aynı zamanda derin bir ahlaki erozyondur. “Kardeşlik” naraları atılırken, ötekileştirme ve gruplaşma en üst seviyededir. Bu tutum, toplumsal dokuyu parçalar, güveni yok eder ve insanları birbirine düşman eder.

Peki, tüm bu çelişkiler manzumesi karşısında kim, nasıl inansın? İnanılırlık, kaybedildiği zaman geri kazanılması en zor olan sermayedir. Sürekli “benim” diye sahiplenilen makamlar, dernekler, koltuklar, aslında kişinin ne kadar güvensiz ve aç gözlü olduğunun bir göstergesidir.

Daha da kötüsü, bu ikiyüzlü tavır, doğru yolda olanları da yoldan çıkarır. Gençler, rol model aldıkları kişilerin söz ve eylem uyumsuzluğunu gördükçe hayal kırıklığına uğrar. “Madem bu yollar bu kadar başarı getiriyor, neden doğru olanı yapayım?” sorusu zihinlerde yer etmeye başlar. Böylece, toplumun ahlaki pusulası şaşar. Siz, eylemleriyle dürüstlüğü yansıtmayan bir kişi, kime nasıl örnek olabilirsiniz? Örnek olmak, sözle değil, yaşamla olur.

İnsan, söylediği sözün arkasında durmalı ve onu eylemleriyle desteklemelidir. Tevazu, ancak gerçekten alçakgönüllü olunduğunda anlam kazanır. Adalet, herkese eşit uygulandığında değerlidir. Liyakat, önce kendi kapımızda başlar.

Toplumu bir arada tutan, güven ve inançtır. Bu güveni zedeleyenler, sadece kendi şahsi itibarlarını yitirmekle kalmaz, toplumsal ahlakın ve birliğin de en büyük düşmanı haline gelirler. Unutmamak gerekir: İnsanlar söylediklerinizi unutabilir, yaptıklarınızı unutabilir; ama onlarda hissettirdiklerinizi asla unutmazlar. Hissettirdiğiniz şey, güven ve samimiyet değilse, en yüksek makamlar bile sizi değerli kılmaya yetmeyecektir. Gerçek ayinemiz, işimizdir.

Gerisi laf-ı güzaf.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
Temel Senturk
Temel Senturk 10 ay önce
Keşke söyledikleriniz doğru olmasaydı.. Yazık ki çok yazık insan olarak halimize.. İslam bu hırsı kontrol altına almayı emreder, malesef olması gerekenin çok uzağındayız. Yazdıklarınızı tefekkür ederek hakka -doğruya- yönelen kullardan olmak bize de nasib olsun. Sağ olun, var olun, nur olun… Allah’a emanet olun..
Serhan
Serhan 10 ay önce
Ellerinize ve yüreğinize sağlık. Tespitleriniz tam yerinde
Mehmet Tahir Ergin
Mehmet Tahir Ergin 10 ay önce
Üstadım bu tespitlere katılmamak mümkün değil. Gerçekten toplumun kahir ekseriyeti ahlaki meziyetlere değil, makam ve mevkiye değer vermeye başladı. Önemli bir konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkürler.