Üst kimlik oluşturamadık
- 03-06-2026 16:19
- 03-06-2026 16:20
- 172
Batman'da son yıllarda köy, aşiret, mezra ve ilçe derneklerinin sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Timoklular, Habizbiniler, Midyatlılar, Siirtliler ve daha niceleri...
İlk bakışta bu durum dayanışma kültürünün gelişmesi olarak değerlendirilebilir. Ancak meselenin görünen yüzünün arkasında daha derin bir toplumsal gerçeklik yatıyor: Ortak bir üst kimlik oluşturamamak.
İnsan, aidiyet arayan bir varlıktır. Kendisini bir topluluğun parçası olarak görmek ister. Bu doğal bir ihtiyaçtır. Ancak gelişmiş toplumlarda bu aidiyet, zamanla daha geniş ve kapsayıcı kimliklere evrilir. İnsan önce ailesine, sonra mahallesine, sonra şehrine, ülkesine ve nihayet insanlığa ait olduğunu hisseder. Bizde ise çoğu zaman bu süreç tersine işliyor. Şehir büyüyor ama zihinsel kapsayıcılık büyümüyor. Kentleşiyoruz ama şehirlileşemiyoruz.
Batman, yaklaşık seksen yıllık bir geçmişe sahip genç bir şehir. Farklı köylerden, ilçelerden ve bölgelerden gelen insanların oluşturduğu bir yerleşim merkezi. Buna rağmen bugün hâlâ güçlü bir "Batmanlılık" bilincinden söz etmekte zorlanıyoruz. İnsanlar kendilerini önce aşiretiyle, köyüyle veya memleketiyle tanımlıyor. Şehir ise ikinci planda kalıyor.
Bunun en önemli sonucu bireysel gelişimin önünün tıkanmasıdır. Çünkü aşırı grup aidiyeti bireyi geri plana iter. İnsan kendi yetenekleriyle, çalışkanlığıyla ve karakteriyle değil, mensup olduğu grubun büyüklüğü ve gücüyle değer görmeye başlar. Böyle bir ortamda liyakat zayıflar, bireysel başarı geri plana düşer ve insanlar çoğunluğun içinde erimeyi tercih eder.
Oysa gelişim, sürü psikolojisinden çıkabilen bireylerin eseridir. Bilim insanları, sanatçılar, düşünürler ve girişimciler, çoğu zaman kalabalığın dışında düşünebilen insanlardır. Sürekli olarak aşiret, köy veya hemşehri aidiyetleri üzerinden hareket eden toplumlarda ise farklı düşünmek cesaret ister. Çünkü birey, grubun onayını kaybetmekten korkar.
Bir diğer tehlike ise toplumsal enerjinin parçalanmasıdır. Her grup kendi içine kapanınca ortak sorunlara ortak çözümler üretmek zorlaşır. Hava kirliliği, eğitim kalitesi, işsizlik, kültür ve sanat faaliyetleri gibi bütün şehri ilgilendiren konular ikinci plana düşer. Herkes kendi grubunun meselesiyle ilgilenirken ortak şehir bilinci zayıflar.
Elbette insanlar kökenlerini unutmak zorunda değildir. Köyünü, aşiretini, kültürünü ve geleneklerini yaşatabilir. Sorun bunların varlığı değil, bunların üst kimliğin yerine geçmesidir. Bir insan hem Habizbinili, hem Midyatlı, hem timoklu olabilir; ama aynı zamanda güçlü bir Batmanlı, güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve evrensel değerlere sahip bir dünya insanı da olabilmelidir.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz çocuklarımıza hangi kimliği miras bırakıyoruz? Dar bir çevrenin sınırları içine sıkışmış bir aidiyet mi, yoksa farklılıkları bir araya getiren geniş ve kapsayıcı bir üst kimlik mi?