<div>Gazetecilik bazen bir haberi yazıp geçmek değildir; bazen bir mekânın, bir tarihin, hatta bir hikâyenin peşini bırakmamaktır.</div> <div><strong>Benim 36 yıldır peşini bırakmadığım hikâyenin adı Dêra Qîra Manastırı’dır.</strong></div> <div>Bu manastır, gazeteciliğin ne demek olduğunu öğreten ilk dersimdi.</div> <div>İlk haberim ve ilk dersim sayesinde bugün Markirya Kos Manastırı belki de yeniden ayağa kalktı ve ben bugün buna tanıklık etme gururunu yaşıyorum.</div> <div><strong>Gazetecilik mesleğinde haber için ilk adım attığım ve konunun peşini bırakmadığım yerlerden biri Dêra Qîra Manastırı; bugün her şehirden, her ülkeden ziyaretçilerini ağırlıyor.</strong></div> <div>Mesleğe ilk adım attığım yıllardı.</div> <div>Sırtımda Zenit fotoğraf makinem, elimde not defterimle Batman’dan yola çıkmıştım.</div> <div>Ticari araçtan Batman-Beşiri yolu Kıra Dağı düzlüğünde indikten sonra kilometrelerce yol yürüyerek Ayrancı Köyüne ulaşmış, harabeye dönmüş manastırı görüntülemiştim.</div> <div><strong>O gün sadece bir haber peşinde değildim; aslında farkında olmadan bir tarihi mirasın izini sürmeye başlamıştım.</strong></div> <div>Yaptığım haberlerde ısrarla aynı şeyi vurguluyordum:</div> <div><strong>“Bu tarihi yapı ilgi bekliyor” </strong></div> <div>Nitekim bu ısrar sonuç verdi.</div> <div>Diyarbakır Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü yetkilileri bölgeye gelip inceleme yaptı ve manastır tescillenerek devlet korumasına alındı.</div> <div>Bir gazeteci için bundan daha büyük bir gurur olabilir mi?</div> <div>Sayenizde bir tarih kayıtlara geçiyor ve belki bu sayede yaşatılıyor.</div> <div>Ama hikâye burada bitmedi.</div> <div>Yıllarca restorasyon için mücadele ettim.</div> <div>Yurt dışındaki Süryani cemaatinin restorasyon ve tanıtım için maddi destek teklifleri bile oldu.</div> <div><strong>Bu sürecin içinde para olduğu için bunu kabul etmedim; kendilerini ilgili kamu kurumlarına yönlendirdim. </strong></div> <div>Ne yazık ki o dönem iyi niyetli girişimlerden sonuç alınamadı.</div> <div>Ta ki 2021’de devlet kurumları restorasyon ve temizlik çalışmalarını başlatana kadar…</div> <div>Yapılan restorasyon çalışmaları sayesinde bugün manastır yeniden ayağa kalkmış durumda.</div> <div>Açılışı yapıldıktan sonra birkaç kez ziyaret ettim.</div> <div>Her gidişimde kilometrelerce öteden gelen ziyaretçilere rastladım.</div> <div><strong>Turistler artık bu kadim yapıyı keşfetmeye başlıyor. Ancak bir sorun hâlâ yerinde duruyor: bilgi, kaynak ve tanıtım materyali eksikliği.</strong></div> <div>Son ziyaretimde bizzat bir tur rehberinin manastırı “çansız kilise” olarak tanıttığını duydum.</div> <div>Oysa burası bir kilise değil, bir manastırdır.</div> <div>Üstelik zamanında çanının sesi tüm ovaya yayılan görkemli bir yapıdan söz konusu. Tarih yanlış anlatıldığında, sadece bilgi değil, bir kültürel miras da önemini yitirir.</div> <div>Bu nedenle burası için en acil ihtiyaç, doğru ve bilimsel bir tanıtım kampanyasıdır.</div> <div><strong>Rehberlerin eğitimli olması, manastırda sürekli görevli kişilerin bulunması şarttır. </strong></div> <div>Hatta Ayrancı Köyünden esinlenerek ziyaretçilere yayık ayranı ikram edilmesi gibi küçük dokunuşlar bile bu yerin hafızasını güçlendirebilir.</div> <div>Çünkü Dêra Qîra Manastırı sadece bir yapı değildir.</div> <div><strong>Süryanicede Mor Kuryakus, Kürtçede Dêra Qîra, Osmanlı kaynaklarında Deyra Zercil / Kenise-i Zercil olarak anılan bu manastır; yaklaşık 1800 yıllık geçmişiyle bölgenin en eski inanç merkezlerinden biridir. </strong></div> <div>Süryani Ortodoks dünyasında bir metropolitlik merkezi olmuş, rahiplerin yetiştiği bir eğitim yeri olarak kullanılmıştır.</div> <div>Siyah bazalt taşlardan inşa edilen bu yapı; avluları, yeraltı dehlizleri, rahip odaları ve mezar bölümleriyle sadece mimari değil, aynı zamanda kültürel bir hafıza alanıdır.</div> <div>Deyrulzafaran Manastırı ve Mor Gabriel Manastırı ile benzerlik göstermesi de bu zenginliğin bir parçasıdır.</div> <div><strong>1915’ten sonra terk edilen, talan edilen, ahır ve samanlığa çevrilen bu yapı; bugün yeniden ayağa kalktıysa, bu sadece devletin değil, aynı zamanda bu toprakların hafızasına sahip çıkan herkesin başarısıdır.</strong></div> <div>Bundan sonra da bu tarihi değeri korumak, tanıtmak sadece devletin ilgili kurumlarının değil, aslında hepimizin ortak sorumluluğudur.</div>