<div>Geçtiğimiz haftalarda, 13. yaşını geride bırakan Batman Son Söz Gazetesi’nin kuruluş yıl dönümünü geniş bir katılımla kutladık.</div> <div><strong>Her gazeteciye, her gazeteye nasip olmayacak bu anlamlı güne gösterilen yoğun ilgiden dolayı okurlarımız, yazarlarımız ve muhabirlerimizle birlikte hem gururlandık hem de duygulandık.</strong></div> <div>Batman Son Söz’ü bugünlere taşımak elbette kolay olmadı. Yıllar boyunca maddi sıkıntılar yaşadık. Mesleğimizi onurlu ve ilkeli bir şekilde yapmaya çalışırken, birileri sürekli önümüze engeller çıkarmaya çalıştı. Haberlerimiz ve köşe yazılarımız nedeniyle baskılara maruz kaldığımız, tehdit edildiğimiz dönemler de oldu.</div> <div><strong>Bu coğrafyada böylesine zorlu şartlar altında dürüst gazetecilik yapmak kolay değildir. Gazeteciliğin hakkını vermenin maddi ve manevi birçok bedeli vardır. Batman yerel basını içerisinde bu bedeli en fazla ödeyen gazetelerden biri olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.</strong></div> <div>Zaman zaman yaşadığımız sıkıntıları, okurlarımızın manevi desteği sayesinde aştık. Her seferinde tekrarlanan, <strong>"Doğru yoldasınız, rotanızı değiştirmeyin."</strong> sözü bize yeni bir güç verdi. Mesleğimize daha sıkı sarılmamızı sağladı.</div> <div>Bugün Batman Son Söz sadece yazarları ve muhabirleriyle değil, okurlarıyla da büyüyen bir gazetedir. Sosyal medya hesaplarımızı takip eden, haberlerimizi paylaşan, yazılarımıza yorum yapan ve beğenileriyle destek veren okurlarımızın, 13 yıllık başarı hikâyemizde büyük emekleri vardır.</div> <div><strong>Aslında Batman Son Söz’ün yazarı ya da muhabiri olmak kadar, okuru olmak da bir ayrıcalıktır. Bizi farklı kılan da en çok budur. Gündemde sürekli kalmamızı sağlayan, ayırt edici özelliğimiz de yine bu güçlü okur desteğidir.</strong></div> <div>Ancak ayrıcalıklı olmanın, başarılı olmanın bir bedeli de vardır. Bu bedeli zaman zaman sadece gazete çalışanları değil, okurlarımız da ödüyor.</div> <div><strong>Nasıl ki haberlerimiz ve yazılarımız nedeniyle zaman zaman davalarla karşılaşıyorsak, gazetemizin haberlerinin altına sosyal medyada yorum yaparak destek veren okurlarımız da benzer süreçlerle karşı karşıya kalabiliyor.</strong></div> <div>Bunun son örneklerinden biri, gazetemizin sıkı takipçilerinden olan emekli bir okurumuzun yaşadığı olaydır. Sadece bir haberimize yaptığı yorum nedeniyle önce karakola ifadeye çağrıldı, ardından mahkemede yargılandı ve sonunda ceza aldı.</div> <div><strong>Aylık 24 bin lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bu vatandaşımızın, öfkeyle yazdığı bir yorum kendisine oldukça pahalıya mal oldu. Kamu görevlisine yönelik basın yoluyla hakaret suçlamasıyla açılan davada verilen 45 bin liralık para cezası; avukatlık ve dosya masraflarıyla birlikte yaklaşık 100 bin liraya ulaştı.</strong></div> <div>Üstelik ifadeye çağrıldığında, hakkında şikâyetçi olan kurum yetkilisinden özür dilemesine rağmen mahkeme cezayı kesti. Şimdilik borç alarak cezanın yarısını ödeyebilmiş durumda. Kalan kısmı nasıl karşılayacağını ise kara kara düşünüyor.</div> <div>Demek ki bu mesleğin bedelini sadece biz gazeteciler ödemiyoruz; okurlarımız da zaman zaman aynı yükü omuzlamak zorunda kalıyor.</div> <div><strong>Elbette hiç kimsenin, hiç kimseye hakaret etmesini savunmak mümkün değildir. Ancak bazen iyi niyetle ya da bir anlık öfkeyle yapılan sosyal medya paylaşımlarında, küfür ve tehdit içermeyen sözler nedeniyle de dava açıldığına ilişkin duyumlar alıyoruz.</strong></div> <div>Keşke vatandaşın anlık öfkelerine karşı biraz daha hoşgörülü olunsa.</div> <div>Koltuk ve mevki sahiplerinin hoşgörüsüyle ilgili olarak aklıma geçmişten önemli bir örnek geliyor.</div> <div><strong>1979 yılında Başbakan olan merhum Süleyman Demirel’e, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir vatandaş kahvehanede ağır hakaretlerde bulunur. Savcılık resen soruşturma başlatır ve vatandaş tutuklanır. Olay Demirel’e ulaştığında ise beklenmedik bir tavır sergiler.</strong></div> <div>Demirel<strong>, "Bir vatandaş sebepsiz yere Başbakanına küfretmez. Belki uygulamalarımız, sözlerimiz, vurdumduymazlığımız onu bunaltmıştır." </strong>diyerek bu vatandaşa bu muamelenin yapılmasının ve tutuklanmasının doğru olmadığını belirtir. Avukatı <strong>Yaşar Topçu’yu</strong> Manavgat’a gönderir ve vatandaşın serbest bırakılması için girişimde bulunmasını ister.</div> <div>Mahkemede Topçu, Demirel’in şikâyetçi olmadığını ve sanığın tahliyesini talep ettiğini açıklar. Bu tavır karşısında hâkim ve savcı şaşkınlıklarını gizleyemez. Mahkeme, vatandaşın tahliyesine karar verir.</div> <div>Kendisi için Ankara’dan avukat gönderildiğini öğrenen vatandaş ise büyük pişmanlık duyar ve Demirel’e hakaret ettiği için üzüntüsünü dile getirerek, <strong>"Keşke dilim kopsaydı da bu kadar büyük bir hoşgörü sahibi birine küfretmeseydim." </strong>der.</div> <div>Yaşar Topçu’nun anlattığı bu olay, merhum <strong>Süleyman Demirel’in</strong> eleştiri ve hakaret karşısındaki hoşgörülü yaklaşımını gösteren önemli hatıralardan biri olarak hafızalarda yer almıştır.</div> <div>Keşke bugün de benzer bir anlayış hâkim olsa...</div> <div>Keşke okurumuz hakkında dava açan kamu kurumu yöneticisi de merhum Demirel’in gösterdiği hoşgörüyü gösterebilseydi.</div> <div><strong>Belki o zaman bir emekli vatandaş, düşüncesini ifade etmenin bedelini dört aylık maaşının karşılığı olan yüz bin liradan daha fazla bir para miktarıyla ödemek zorunda kalmazdı.</strong></div> <div> </div>