<div>Bir medeniyetin gerçek hikâyesi çoğu zaman mutfağında, sofrasında ve günlük yaşamında saklıdır. Arkeolojiyi yalnızca kazı alanlarından ibaret görmeyen, insanlık tarihini yaşam kültürü üzerinden okumayı başaran isimlerden biri de Doç. Dr. Ahmet Uhri’dir.</div> <div><strong>63 yaşındaki Uhri, arkeolojiyi kuru tarih bilgilerinin ötesine taşıyan, geçmiş ile bugün arasında güçlü bağlar kuran bir bilim insanı olarak öne çıkıyor. Özellikle antik çağlarda beslenme kültürü, tarım, yemek alışkanlıkları ve gündelik yaşam üzerine yaptığı çalışmalar, tarih meraklılarına farklı bir perspektif sunuyor. Onun anlatımlarında arkeoloji; taşların, çanak çömleklerin ve kalıntıların ötesinde, insanın yaşam serüvenini anlamaya yönelik bir yolculuğa dönüşüyor.</strong></div> <div>Bilim insanlarının topluma katkısı yalnızca akademik yayınlarla sınırlı değildir. Bilgiyi anlaşılır kılmak, geçmişi bugünün insanına ulaştırmak da en az bilimsel üretim kadar değerlidir. Ahmet Uhri’nin başarısı da burada yatıyor. O, arkeolojiyi akademik çevrelerin sınırlarından çıkarıp toplumun geniş kesimlerine ulaştırabilen isimlerden biri.</div> <div>Geçtiğimiz günlerde Ahmet Uhri hocayla birlikte yaklaşık 300 kilometrelik bir yolculuk yaptık. Bir panel öncesi uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduk. Yol boyunca konuşulanlar, yalnızca arkeolojiyle sınırlı değildi; yaşamın, insanların ve coğrafyaların hikâyelerine uzanıyordu.</div> <div><strong>Sohbet sırasında Batman Sonsöz’de en son yayımlanan “Kürt Kadınları Üzerinden Kurulan Cümleler” başlıklı yazıma da göz attı. Yazıyı okuduktan sonra, “Yazın güzel olmuş” dedi. Ardından da şu cümleyi kurdu:</strong></div> <div>“Ben de Kürtlerin olduğu yerde kendimi güvende hissediyorum.”</div> <div>Kadınlarla ilgili köşe yazıma ilişkin değerlendirmesi, bir okurun samimi yorumu olarak beni mutlu ettiği kadar yeni yazılar için de motive etti.</div> <div>Daha sonra söz, yıllarca görev yaptığı Mezopotamya topraklarına geldi. Batman’ın Hasankeyf ilçesinden Siirt’in Botan bölgesine kadar uzanan coğrafyada yaklaşık sekiz yıl boyunca yürüttüğü kazı çalışmalarını anlattı.</div> <div>Anlattıkça ben de pür dikkat dinledim.</div> <div><strong>Kazı sonrasında işçilerle birlikte çekilen halaylardan, Kürtçe söylenen türkü ve şarkılardan söz etti. Bölge insanıyla kurduğu dostlukları anlattı. Kürtçeyi konuşurken duyduğu yakınlığı ve Mezopotamya’ya duyduğu sevgiyi hissetmemek mümkün değildi.</strong></div> <div>Sohbet sırasında Müze Müdürlüğü camiasından ortak dostlarımızın olduğunu da öğrendik.</div> <div>Bir süre önce hayatını kaybeden Batman Müze Müdürü Cabir Alper’i andık. Ahmet Hoca da onu unutamamıştı. Merhum Alper’in açtığı düğünlerde çalınan şarkıları hatırlattı. O an, Karaburun yolunda seyrettiğim masmavi deniz bile başka bir anlam kazandı gözümde.</div> <div>Çünkü Cabir Alper’in vefatından önce yaptığımız son telefon görüşmesi geldi aklıma. Yanındaki bir arkadaşımızla birlikte, “Birlikte çalışalım” diyerek dile getirdiği isteği hatırladım.</div> <div>Mekanı cennet olsun. Geride güzel anılar ve hoş bir seda bıraktı.</div> <div>Karaburun Yeniliman’a vardığımızda ayrılık vakti gelmişti. Ancak sohbetimiz o kadar keyifliydi ki ne geçen zamanın ne de yolun farkına varmıştık. Ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı:</div> <div><strong>Acaba yeniden ne zaman bir araya geleceğiz?</strong></div> <div>Çünkü Ahmet Uhri’nin tutkuyla anlattığı Mezopotamya’yı dinlemek insana ayrı bir haz veriyor. Makedon kökenli olmasına rağmen bu topraklara duyduğu sevgi ve bağlılık, anlattığı her cümlede hissediliyordu.</div> <div>Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz. Ancak geçmişi anlamadan geleceği inşa etmek mümkün değildir. Tarihin mutfağına, sofrasına ve gündelik yaşamına ışık tutan çalışmalar, insanlığın ortak hafızasını canlı tutar.</div> <div><strong>Doç. Dr. Ahmet Uhri’nin çalışmaları da bu ortak hafızanın korunmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına önemli katkılar sunuyor. Belki de bu yüzden onun anlattıkları yalnızca geçmişi değil, bugünü ve geleceği de anlamamıza yardımcı oluyor.</strong></div>