<div>Meslek hayatında bazı başarılardan dolayı insan kendi kendini ödüllendirir.</div> <div><strong>Benim, kültürel mirasla ilgili 36 yıllık gazetecilik mesleğimde yazdığım haber ve yazılarda kendi kendimi Hasankeyf ve Mor Kiryakos Manastırı ile ilgili olarak iki kez ödüllendirdim.</strong></div> <div>Tamam, Hasankeyf’i kurtaramadık ama gerekli çabayı sarf ettik. Ancak Mor Kiryakos Manastırı için verdiğimiz çabalar boşa gitmedi ve kurtarmayı başardık.</div> <div>Bu yüzden her iki ödülü vicdanım rahat bir şekilde kendime verdim.</div> <div><strong>Mor Kiryakos Manastırı’nın kaderine terk edilişini, 1980’li yılların sonunda başladığım gazetecilik mesleğinde yaptığım ilk haberle gündeme getirdim.</strong></div> <div>Beşiri Hürriyet gazetesi muhabiri olarak yaptığım haber üzerine dönemin Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu soruna anında el atmıştı.</div> <div>Mor Kiryakos için oluşturulan bilim heyeti Batman’a geldiğinde, dönemin Kültür Müdürü olan Şehmus Kartal beni de heyetle tanıştırmış ve çalışmalara katmıştı.</div> <div><strong>O güne kadar hiçbir resmi heyet manastırı koruma altına almak için Ayrancı köyüne gitmemişti.</strong></div> <div>Yıkılmaya terk edilen, hayvan barınağı ve samanlık olarak kullanılan tarihi mekân, günden güne daha da kötüye gidiyordu.</div> <div><strong>Diyarbakır’dan gelen heyet, fotoğraflar çekip raporlamalarını yaptı.</strong></div> <div>Bir süre sonra manastır, sit alanı ilan edilerek devlet korumasına alındı.</div> <div>Karar ilk kez bana ulaştırıldı ve bu güzel haberi tekrar yayınladım.</div> <div><strong>Ondan sonra Mor Kiryakos Manastırı için heyet üzerine heyet köye gitmeye başladı.</strong></div> <div><strong>O günden bu yana yaklaşık 35 yıl geçti.</strong></div> <div><strong>O zaman kiliseyi haber yapmamış olsaydım ve bu sayede koruma altına alınmamış olsaydı kim bilir, belki de şimdi taş üstünde taş kalmazdı.</strong></div> <div>Tabii gazetecilik mesleğim süresince bu önemli tarihi mirası koruma altına almak için gündemde tutmaya devam ettim.</div> <div>Vali <strong>Ahmet Deniz’in</strong> Batman’da görev yaptığı sırada, İl Kültür ve Turizm Müdürü <strong>İhsan Arslanlı’nın</strong> da çaba ve gayretleri ile kilisenin restorasyonu gündeme geldi.</div> <div>7 yıllık restorasyon çalışmaları ile turizme açıldı.</div> <div>Bu gelişmeyi basından öğrendim.</div> <div>Manastırın yıkılıp yok olmasını önlemede haber ve yazılarım ile kilit rol oynamış, tarihine ışık tutmuş biri olarak bu önemli günde benim de orada olmam gerekirdi.</div> <div>Benim orada olmuşum, olmamışım pek önemi yok.</div> <div>Ama o gün orada birisinin Mor Kiryakos Manastırı ile söyleyecek sözü varsa şayet (bu kez mütevazı olmayacağım) o kişi ben olmalıydım.</div> <div>Çünkü en çok bu manastırın restorasyonu ve tanıtımı için uğraşıyı ben vermiştim.</div> <div><strong>Ben hem Hasankeyf’in hem de Mor Kiryakos Manastırı için verdiğim mücadeleyi, değerlerimize sahip çıkma adına vicdanımın sesine kulak vererek verdim.</strong></div> <div>Hiç kimsenin beni ödüllendirmesi, takdir etmesi, açılışa çağırması için yapmadım elbette.</div> <div>Sadece ahde vefa gereği orada bulunmalıydım, diyorum.</div> <div>Orada bulunup bulunmamamın önemi yok; benim açımdan önemli olan bu tarihi mirasın yaşatılmasıdır.</div> <div>1500 yıllık manastırın turizme açılması Batman için önemli bir hizmettir.</div> <div>Her kimin bu konuda emeği, katkısı varsa kendilerine teşekkür ediyoruz.</div> <div>Ciddi bir bilimsel ve alan araştırması yapılırsa, manastırın kültürel miras açısından önemi daha çok ortaya çıkacaktır.</div> <div>365 odalı olarak inşa edilen manastır çevresinde de birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır.</div> <div><strong>Tarihi çeşme, taş değirmen; bilinen ve hâlâ kaybolmamış eserlerdir.</strong></div> <div>Bir de manastırın kayıp bir kapısı ve çanı da bilinen çok önemli iki kayıp eserdir.</div> <div>Raman Dağı’nda petrol çıktığında kilisenin yaklaşık 500 kiloluk çanı yerinden sökülüp, petrol işçilerinin işe başlama ve bitirme saatlerinin duyurusu için sahaya monte edilmişti.</div> <div>Sonra ne oldu, akıbeti ise bilinmiyor.</div> <div>Kapının ise Diyarbakır Müzesi’ne götürüldüğü söyleniyor.</div> <div><strong>Bu ve diğer manastırdan geriye kalan eserlerin de toplanması gerekir.</strong></div> <div><strong>Ayrıca, özellikle İstanbul ve Paris’te manastırın tarihi ile ilgili ciddi bilgilerin olduğu biliniyor.</strong></div> <div><strong>Manastırın hangi Hristiyan cemaatine ait olduğu ile ilgili ciddi manada tartışmalar var.</strong></div> <div><strong>Her ne kadar Süryaniler tarafından inşa edilmiş olduğu yönünde bilgiler varsa da, manastırı en son terk edenlerin Ermeniler olduğu bilinmektedir.</strong></div> <div>Mevcut tarihi kaynakların çok yetersiz ve belgesiz olması büyük bir eksikliktir.</div> <div>Bunları belgelendirip manastırı dünyaya tanıtmak gerekir.</div> <div>Yani bundan sonraki süreçte de yapılacak çok iş var.</div> <div>Ancak yön tabelaları, yol haritası, tanıtım broşürleri, yapım süreci ve mevcut durumu ile ilgili bir belgesele de ihtiyaç bulunmaktadır.</div> <div>Umarım bu konularda ihmal edilmez.</div>