<div>Diyarbakır surlarını her gördüğümde, Hasankeyf'in o muhteşem tarihi kokusunu hissettiğimden, için bambaşka duygular içerisine giriyorum. Kendimi bir an, Hasankeyf’in o baraj yutmamış doğal halinin içerisine his ediyorum.</div> <div><strong>Bazı şehirler vardır; insanı içine alır, yalnızca gezdirmez, geçmişe götürür. </strong></div> <div>Diyarbakır da benim için hep öyle oldu.</div> <div>Hele ki Diyarbakır sur içini her gördüğümde, içimde eski bir kapı aralanır.</div> <div>Belki de bu yüzden, Hasankeyf ile aralarında görünmez bir kardeşlik bağı kurarım.</div> <div>Biri taşın direnci, diğeri suyun yuttuğu antik kent…</div> <div><strong>Diyarbakır’a iki ayrı etkinlik için davet aldığımda, içimde çocukça bir sevinç kabardı. Çünkü bu, yalnızca bir programa katılmak değil; aynı zamanda geçmişle yeniden buluşmak demekti. </strong></div> <div>Üstelik etkinliklerin Suriçi’nde olması, bu buluşmayı daha da anlamlı kılıyordu.</div> <div>Uzun zamandır ihtiyacını hissettiğim o “tarihle nefes alma” hâline nihayet kavuşacaktım.</div> <div><strong>Bir gün önceden vardım Diyarbakır şehrine. Geceyi nasıl geçirdiğimi hatırlamıyorum; sabahı sabırsızlıkla bekleyen bir ruhun telaşı vardı içimde. Gün doğarken, yolum Urfa Kapısı’ndan içeri düştü. Taşların arasından yürürken, geçmişin ayak izleri bugüne karışıyordu.</strong></div> <div>İlk durağım, bir zamanlar Süryani Kızlar Mektebi olan, bugün ise Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı çatısı altında yeniden hayat bulan o kıymetli mekândı.</div> <div>Sobanın başında içilen çayın dumanı, kokusu yalnızca havaya değil, hatıralara da karışıyordu.</div> <div><strong>Orada, kentin hafızasına emek veren DİTAV Diyarbakır Şube Başkanı Şeyhmus Diken ile selamlaştık.</strong></div> <div>Dostlarla edilen sohbet, taş duvarlara çarpıp çoğalan bir sıcaklığa dönüştü.</div> <div>Günün en anlamlı anlarından biri, Mıgırdiç Margosyan anısına düzenlenen etkinlikte buluşmaydı. Moderatörlüğünü Nurcan Kaya’nın yaptığı, konuşmacılar arasında Rober Koptaş ve Tanur Korkut’un da yer aldığı programda Margosyan anıldı.</div> <div><strong>Sanki dört yıl önce aramızdan ayrılan o Diyarbakır sevdalısı da oradaydı; bir cümlenin kıyısında, bir anının içinde… Ve Bedri Ayseli’nin söylediği Diyarbakır Bana Yeter türküsü, surların taşlarında dolaşarak kentin kalbine indi.</strong></div> <div>Bu önemli etkinliğe ev sahipliği yapan DİTAV, yalnızca bir mekân değil; bir direnç biçimi.</div> <div>Ticari kaygılardan uzak, yalnızca kültür ve sanat için var olan bir alan.</div> <div>Sergiler, söyleşiler, anmalar… Her biri, bu kadim şehrin hafızasına eklenen yeni bir katman gibi.</div> <div><strong>DİTAV’daki etkinlik bittikten sonra, oradan ayrılıp dar sokaklardan geçerek Cemil Paşa Konağı’na yöneldim. Davet edildiğim “Dicle’nin İzinde: Kültürel ve Ekolojik Hatırlamalar” sergisi, adeta bir nehrin belleğini duvarlara taşımıştı. Dicle Nehri yalnızca bir su yolu değil; dillerin, kültürlerin, yaşamların birbirine değdiği bir hatıra çizgisiydi.</strong></div> <div>Dilan Kaya Taşdelen ve Gizem Kıygı’nın izinden şekillenen sergi, suyun hafızasını, insanın müdahalesiyle değişen doğayı ve bu değişimin yarattığı kırılmaları gözler önüne seriyordu.</div> <div>Son yarım yüzyılda kalkınma adı altında yapılan müdahalelerin aslında neyi götürdüğünü sessiz ama derin bir dille anlatıyordu.</div> <div>O duvarlarda, Hasankeyf için verilen mücadelenin izlerini gösteren görselleri görmek, içimde bir sızı bıraktı.</div> <div><strong>Günün son durağı ise Meryem Ana Kilisesi oldu. </strong></div> <div><strong>Oraya uğramadan Sur’dan ayrılmak eksik kalırdı. </strong></div> <div>Bir dost’a ulaştırılmak üzere, orada bulunan bir görevliye kitabımı teslim ettim.</div> <div>Ziyaret esnasında, kilisenin etrafında ve içinde devam eden restorasyon çalışmaları içimde buruk bir iz bıraktı.</div> <div>Tarihi esere dokunmanın bir edebi vardır; oysa o an şahit olduğum matkapla duvarlara müdahale, tarihin ruhuna fazla sert geliyordu.</div> <div>Bir an, Hasankeyf’in iş makineleriyle parçalanan görüntüsü gözümün önüne geldi.</div> <div><strong>O gün Sur’dan ayrılırken, içimde tek bir duygu yoktu. </strong></div> <div>Özlem, sevinç, hüzün…</div> <div>Hepsi birbirine karışmıştı.</div> <div>Çünkü bazı şehirler insana yalnızca kendini değil, kaybettiklerini de hatırlatır.</div> <div>Ve Sur, o gün bana bir kez daha sulara gömülen Hasankeyf’i hatırlattı.</div> <div> </div> <div> </div>