Batman’da engelli birey olmak; çoğu zaman sessiz bir mücadelenin içinde yaşamaktır. Kimi zaman bir kaldırımın ortasında bırakılan araçla, kimi zaman bozuk yollarla, kimi zaman da “sonra ilgileniriz” denilen kapılarla mücadele etmektir. Ama asıl yorucu olan; yılda bir kez hatırlanıp geri kalan günlerde unutulmaktır.
Her yıl Engelliler Haftası geldiğinde aynı manzaralar yaşanıyor. Protokol masaları kuruluyor, kameralar hazırlanıyor, birkaç güzel cümle söyleniyor, toplu fotoğraflar çekiliyor…
Sonra herkes hayatına dönüyor.
Peki ya engelli bireyler?
Onlar yine aynı sorunlarla baş başa bırakılıyor.
Üstelik burada sadece yöneticileri eleştirmek de yetmiyor. Çünkü acı gerçeklerden biri de şu: Engelli bireylerin bir kısmı da kendi haklarının farkında değil. Hak aramak yerine şahsi menfaat peşinde koşan, üretmek yerine sürekli beklenti içinde yaşayan bir anlayış da ne yazık ki büyüyor. Bazıları kurumların kapısını çözüm için değil, kişisel çıkar için çalıyor. Emek vermek yerine “yakın durma”, “yağ çekme” ve el açmayı alışkanlık haline getirenler yüzünden gerçek sorunlar gölgede kalıyor.
Oysa engelli bireyin en büyük gücü; üretmesi, kendini geliştirmesi ve toplumun içinde aktif yer almasıdır. Sürekli yardım bekleyen değil, hakkını bilen ve hakkını talep eden bireyler olunmadıkça değişim de kolay olmuyor.
Ama bu durum, yöneticilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Gerçek yöneticilik; vatandaş makam kapısına gelmeden sorunları görebilmektir. Gerçek sosyal belediyecilik ise yalnızca özel günlerde mesaj yayınlamak değil, yılın 365 günü engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmaktır.
Bugün Batman’da hâlâ birçok engelli vatandaş evinden çıkarken korku yaşıyor. Çünkü kaldırımlar işgal altında. Çünkü toplu taşıma yeterince erişilebilir değil. Çünkü bazı kamu kurumlarında hâlâ ciddi eksiklikler var. Çünkü engelli bireylerin fikirleri sorulmuyor. Onlar adına kararlar alınıyor ama o masalarda kendileri bulunmuyor.
En acısı da şu:
Engelli bireyler ancak bir sorunla kurum kapısına gittiğinde hatırlanıyor. Yani görünür olmak için önce mağduriyet yaşamak gerekiyor.
Bir engelli gazeteci olarak yıllardır Batman’ın sokaklarını geziyorum. İnsanların sevinçlerini de görüyorum, çaresizliklerini de… Ama engelli bireylerin yaşadığı yalnızlık çok daha derin. Çünkü çoğu zaman seslerini duyuracak bir mecra bile bulamıyorlar.
Artık göstermelik ziyaretlerden yorulduk.
Artık birkaç dakikalık protokol konuşmaları değil, gerçek çözümler görmek istiyoruz.
Batman’da düzenli engelli çalıştayları yapılmalı. Kurumlarda aktif iletişim birimleri kurulmalı. Şehir tamamen erişilebilir hale getirilmeli. Engelli gençler sanat, spor, medya ve eğitim alanlarında desteklenmeli. İstihdam konusunda somut adımlar atılmalı.
Çünkü bizler sadaka değil, fırsat eşitliği istiyoruz.
Acınmak değil, anlaşılmak istiyoruz.
Engelli bireyleri sadece yardım yapılacak insanlar gibi görmek büyük bir yanlıştır. Bu şehirde üreten, düşünen, yazan, çalışan, mücadele eden binlerce engelli insan var. Yeter ki önlerine engel değil, fırsat konulsun.
Eğer bugün Batman’da bir engelli vatandaş hâlâ rahat yürüyemiyor, toplu taşımaya zor biniyor, kamu kurumlarında sıkıntı yaşıyor ve sesini duyuramıyorsa; bu sadece onun değil, hepimizin ayıbıdır.
Çünkü bir şehir, en güçlü insanına göre değil; en dezavantajlı vatandaşına sunduğu yaşam kalitesiyle değerlidir.