?>

Evinizde patlamaya hazır bomba ürettiniz farkında mısınız?

AYLA TEMİZ

3 ay önce

Olayın neresinden başlayacağımı bilemiyorum, neresinden başlasam elimde kalıyor tabiri caizse patlıyor. Son zamanlarda yaşanan dehşet olayları mı? Yoksa bu olayın faili olmuş gencecik çocukları mı? Ya da kurbanları mı ele alsam bilemedim. Nereden başlasam ayrı bir yazı konusu.
 Bir durumu doğru yorumlayabilmek ve gerçek bir analiz yapmak için olayın çok öncesine gitmek gerekiyor. Psikolojide “çocukluğa gitmek” diye bir tabir vardır. Çünkü sorunun başlangıç noktası burası ve çözüm de oradan başlar.
 Son zamanlarda yaşanan ve ne yazık ki failinin ve kurbanının çocuk olduğu “çocuk cinayetlerinden”, bu cinayetlerin olmasında katkısı olan aile ve çevre faktöründen bahsedeceğim. Bu yüzden hoşa gitmeyen, hele de şimdiki gençliğin “yine başladı” diye tabir ettiği ve ebeveynlerin anlatırken de ne yazık ki ders almadığı “bizim zamanımızda, bizim çocukluğumuzda…” tabiriyle başlıyorum.
 “Bizim zamanımızda” bizler ebeveynlerimizden korkar, çekinirdik. Korku dediğim absürt bir korku değil. Sevginin içinde olduğu, vicdanın yer aldığı, incitmekten itina ettiğimiz bir korkudan bahsediyorum. Yani şefkatin içinde olduğu bir korku. Biz annelerimizin bakışlarındaki anlamı okuyabilen, babamızın sessizlik dilini çözmüş, ne yapmamız gerektiği konusunda söze ihtiyaç duymayan, saygıyı üst safta hissettiğimiz çocuklardık. Sessiz bakışlar sınırlarımızı o kadar güzel öğretmişti ki anında geri adım atar, haddimizi bilirdik. Yani beden dili uzmanlarıydık. Şimdi ne o bakışın ne de o sessiz çığlığın bir anlamı kaldı. Gözler öfkeyle bakan anlamsız iki pencereye, sesimiz çaresiz haykırışlara döndü de, kendi doğurup büyüttüğümüz evladımıza söz geçiremedik. Yetmezmiş gibi yeri geldi yaptıklarını savunacak avukatlara döndük. Acı olacak ama ne yazık ki bugün şahit olduğumuz olaylar, özgürlük adı altında çiğnenen sınırlar sebebiyledir. Yani başımıza ne geldiyse; “özgüvenli çocuk yetiştiriyorum, alkışlayın beni”, “çocuktur bu durumlar geçer”, “kesin tahrik edilmiştir yoksa yapmaz” deyip; bedelini ödetmediğimiz, sınır koymadığımız, özgürlük adıyla çocuklarını şımartan biz ebeveynlerin suçu.
 Çocuk yaptığı yanlış davranışın bedelini ödemezse bunu doğru kabul eder. Sınırları olmayan çocuk, yetişkinlikte dürtülerini kontrol edemez ve ihlale gider. Her istediğini elde eden çocuk, ileride empati yeteneğinden yoksun, bencil ve narsist bir karaktere dönüşür. Ve tüm bunlar onu yetiştiren ailesi ve çevresinin gözü önünde sessizce büyür. Sonra da hiç beklenmedik bir anda patlamaya hazır bombaya dönüşür…
 Her ailenin dinamikleri dediğimiz yaşam tarzı, olaylara yaklaşımı farklıdır. Şu kesindir; “böyle davranın” diye bir kural söylemek doğru olmayabilir. Ama bir gerçek var ki sevgiyle, şefkatle ve yerinde cezalarla büyüyen çocuklar daha disiplinli bir hayat yaşar. Belki de beğenmediğimiz eskilerin yaklaşımını günümüze uyarlama vakti geldi. Ve en önemlisi onlarla iletişime girip, özgürlük adı altında çocuklarınıza sınırsız olmadıklarını anlatma, empati yeteneğini geliştirme, her yanlış davranışın bir bedeli olduğunu söyleme ve anlamıyorsa o bedeli yaşatma vakti geldi. Bunu tek başımıza yapamıyorsak gerekirse kıramadığı (sevdiği) kişilerden destek alarak, öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla birebir iletişime girip çocuklarımıza yanlışlarını düzeltene kadar bıkmadan tekrar etmeliyiz.
 Başta dediğim gibi olay geniş kapsamlı; neresinden tutsam ayrı bir yazı konusu. Öğretmenlerin itibarsızlaştırılmasından mı? Yoksa öğretmenin (desteklenmediğinden dolayı) boşvermişliğinden mi? Yoksa çağımızın teknolojideki sınırsız erişiminden mi? Ya da aile üyelerinin bile birbirlerinden habersiz farklı bir sanal alemde yaşamasından mı? Evet zor zamanlardan geçiyoruz ama üstesinden gelebilecek kabiliyetlerimiz ve en önemlisi bizden alınamayacak sevgi ve vicdan duygularımız var ve biz duygular ile dünyayı yeniden şekillendirebiliriz.
 Evlerimizde patlamaya hazır bombalar değil; empati yeteneğine sahip bireyler, sevgiye doymuş fertler yetiştirebiliriz. Bu sorumluluk önce aileye, sonra yine ailenin desteğini almış öğretmene, akrabaya, komşuya ve hatta bilinçli arkadaşına düşüyor. Hepimiz olanlardan sorumluyuz ve hep birlikte bu sorunun üstesinden gelecek güce sahibiz. O çocuğun kimin olduğunun bir önemi yok. Severek ve itinayla sorumluluk alarak ona çare olmaya çalışalım. Her koyun kendi bacağından asılabilir ama unutmayalım, kokusu tüm mahalleyi rahatsız eder.
 Son olarak tehlike gelmeden önce sinyal verir. Yani o kişi önceden “şeytan diyor ki…” ile başlar söze ve eğer muhatap buna dikkat etmez, önlem almazsa o şeytanın dediğini yapan canavara dönüşür. Burada da bu sinyalleri gerek yetkili kişiler gerek çevre iyi okuyup ona göre önlem almalıdır. Yarınlarımızın teminatı olan gençlerimizin daha bilinçli, farkındalıklı ve sevgi dolu olması temennisiyle, selamlar…
YAZARIN DİĞER YAZILARI