Ne varsa alemde, o vardır Adem’de. İnsan, doğası gereği sosyolojik bir varlıktır ve her şeyle içli dışlıdır. İçinde, tıpkı doğa misali, birçok durumu barındırır.
Şairin dediği gibi: “Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe.”
Böylesi bir karmaşa içerisinde olay ve durumları en iyi analiz eden ve uygun çözüm yollarını bulan, şüphesiz ki kendini tanıyan ve farkındalığı yüksek olan insanlardır.
Sosyolojik ve psikolojik açıdan insan, yaşamı boyunca sevilmek ve en çok da anlaşılmak ister.
Bu isteğini de ne yazık ki dış çevrede arar durur.
Sevmek, sevilmek ve anlaşılmak duygularını kendi içinde keşfetmesi gereken bir durumken, belki de en çok kendiyle yüzleşmekten korktuğu için kendini tanıma yolculuğuna çıkmaya cesaret edemez ya da en kötüsü, kendini tanıdığını zanneder ve kendini tanımaya dair çaba sarf etmeden mutsuz bir yaşam sürer.
Yapılan birçok sosyolojik araştırma ve evlilik danışmanlıklarında, özellikle ikili ilişkilerde yaşanılan sorunların genel sebebi, çiftlerin kendilerini tam olarak tanımadığı ve bu bağlamda ne istediklerini bilmediklerinden kaynaklandığı görülmüştür.
“Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır.” diye çok güzel bir söz vardır.
İnsan, her şeyden önce kendisiyle kurduğu ilişki biçimi, kendini bilmek bağlamında önemlidir.
Kendini tanımak, kişinin bilişsel, duygusal, fiziksel ve sosyal açıdan kendinde olanı bilmesi, farkında olması ve olayları doğru değerlendirmesi ile ilgilidir.
Kendini tanıyan ve ne istediğini bilen insanların toplum içindeki başarı oranı, diğerlerine göre daha fazladır.
Bu bağlamda evlilik ilişkilerinde de başarılı olan çiftlerin, en çok kendini tanıyan ve ne istediğini tam olarak ifade eden çiftler olduğu gözlemlenmiştir.
Kendini bilmek ve tanımak derken, en sevdiğiniz yemek ve renklerden bahsetmiyorum.
Daha geniş bir perspektiften kendinizi ele almanızdan söz ediyorum. Şöyle bir düşünüp not almanız faydalı olacaktır:
- İkili ilişkilerimde beni en çok mutlu eden yaklaşım nedir?
- Hangi davranışlar beni üzer?
- Hangi durumlarda sinirlenir ya da öfkelenirim? Bunu karşımdakine nasıl ifade ederim?
- Kendimi ifade ederken zorlanır mıyım? Ya da en kolay kendimi nasıl ifade edebilirim?
- Hayata dair beklentilerim nelerdir? Ve bunlar gerçekle örtüşüyor mu?
- Hangi durumlarda sevildiğimi hissederim? Ve hangi durumlarda severim?
- Zaaflarım, hazlarım nelerdir? Hangi durumlarda kendimi aciz hissederim?
- Bedenime ve ruhuma ne kadar hakimim ve onları ne kadar tanıyorum?
Bu ve benzeri soruları sormak, size kendinizle ilgili birçok ipucu verecektir ve bunun sonucunda da kendinizi bilmiş, tanımış ve ne istediğinizi anlamış olursunuz.
Böylelikle de gerek sosyal açıdan gerekse evlilik hayatınızda partnerinizle daha sağlıklı bir iletişim kurmuş olursunuz.
Bilmeniz gereken şu: Hiç kimse sizin üstünüzde, kendiniz kadar etkiye sahip değildir.
Bedeninizin, psikolojinizin ve ruhunuzun sorumluluğunu kimseye emanet etmeyin.
Size verilen gizli güce inanın ve her şeyden ve herkesten önce kendinizle iletişim kurmayı ihmal etmeyin.
Kendinizle kurduğunuz bu iletişim ile hem çevrenizle, ailenizle sağlıklı iletişim kurmuş olacaksınız ve en önemlisi ilahi sistemle mükemmel bir bağ kurmuş olursunuz.
İşte bu yüzden kendini bilmek kavramı o kadar kıymetlidir ki, bu serüven sizi ta Yüce Yaratıcıya kadar götürdüğünden “Kendini bilen Rabbini de bilir” denmiştir.