Bu yoldan dönüş yok

Bu yoldan dönüş yok

Batman Barosu son dönemde öyle bir performans sergiliyor ki, düşünce kuruluşu gibi çalışıyor.

Peş peşe paneller…

Peş peşe kritik konular…

Sanki Birleşmiş Milletler’in Batman Şubesi gibi çalışıyor.

1 Eylül Dünya Barış Günü’nde DEM Parti Batman Milletvekili Av. Mehmet Rüştü Tiryaki, CHP Diyarbakır Milletvekili Av. Sezgin Tanrıkulu ve DEVA Partisi Mersin Milletvekili Av. Mehmet Emin Ekmen’i aynı masaya oturtan Batman Barosu, bu kez çıtayı iyice yukarı taşıdı.

Eski Bakan Hüseyin Çelik ve Prof. Dr. Mümtazer Türköne sahnedeydi.

Moderatör koltuğunda ise yine Baro Başkanı Av. Abdülhamit Çakan

Ama öyle paneli başlat-bitir türünden moderatörlük değildi.

Konuşmacıların üstüne basa basa söylediği cümleleri harf harf not alan, salonu baştan sona dikkatli gözlerle süzen bir moderatörlüktü bu.

Panelin ilk sunumunu Prof. Dr. Mümtazer Türköne yaptı. Nusaybin’den Rojava’ya, Haseke’den Edirne’ye öyle bir coğrafya çizdi ki, harita mühendisi gibiydi.

Dedi ki: “Türkiye, Ortadoğu’daki güç dengeleri yeniden yazılırken seyirci değil aktör olmak zorunda. Çünkü coğrafya zaten bizi oyuna dahil ediyor.”

Sonra ekledi:

”Suriye’nin kuzeyindeki dönüşümün ekonomik etkileri büyük olacak. Ticaret hattı, lojistik akış, güvenlik koordinasyonu… Bunlar iç politika değil, Türkiye’nin yeni jeopolitik refleksleri”

”Gazze’de yaşananlar İsrail’i, İsrail’in sertleşmesi İran’ı, İran’ın gerilemesi Türkiye’yi etkiler. Zincirin halkasıyız”

”Edirne’deki Türk ile Haseke’deki Kürdün güvenliğini aynı denklemde konuşacağımız bir çağ başlıyor”

Sonra salona baktı:

“2015 sürecini bitiren sebepler bu süreci bitirmez. Çünkü o dönem taraflar birbirinin niyetinden şüpheliydi, bugün ise bölge şartları Türkiye’yi itekliyor. Bu yolun geri dönüşü yok”

Ne diyelim? İnşallah Türköne haklıdır ve bu süreç, yeniden tarihe karışmaz.

Sonra söz Hüseyin Çelik’e geldi. Salonun atmosferi bir anda “jeopolitik analiz”den “politik ters köşe” moduna geçti.

Çelik kendine has rahat ama keskin üslubuyla başladı: “Mümtazer Hocanın soyadı Türköne ama Türkiye’de Kürtöne diye bir soyadı göremezsiniz” Bu cümleyle derin bir mesaj verdi.

Ardından süreci özetledi: “Birinci süreçte umut büyüktü ama devlet içi koordinasyon yoktu. Herkes başka sayfaya bakıyordu. Bugün durum farklı. Asker, CHP, örgüt, MHP bu sürece tamam diyor. MHP’nin başlatmış olması, CHP’nin destek vermesi ve toplumun da bıkkınlığa gelmesi yeni fırsat penceresi açıyor”

Sonra sayılarla konuştu:“Bu mesele Türkiye’ye 2 trilyon dolar kaybettirdi. Bir PKK’lının cenazesinin maliyeti 40 milyon dolar”

Final cümlesi ise manşetlik bir cümleydi: “Ya bu meseleyi çözeriz ya da bu mesele bizi çözer”

Konuşmalar bitti.

Panelin soru-cevap bölümüne geçildi. Mikrofonu aldım ve dedim ki:“Sayın Çelik, anadilde eğitimde devlet kaygısı ile toplum talebi arasındaki denge nasıl kurulur?”

Çelik hiç dolandırmadan cevapladı:“Anadil hakkı ana sütü kadar helaldir. Devlet bunun bir lütuf değil, vatandaşın doğal hakkı olduğunu kabul etmeli”

Sonra Kanada’nın iki dilliliği, İsviçre kanton sistemi, İspanya’nın özerklik modelinden örnekler verdi.

Ardından Türköne’ye yönelttim sorumu: “2015’te güven sorunu vardı. Yeni süreçte güven nasıl inşa edilir?”

Cevap yine tok ve netti: “Bu panellerde sorulan sorular gösteriyor ki en büyük güvensizlik devlete karşı. Devlet tutarlı olursa toplum ikna olur. Süreç şeffaf olmalı; masada ne konuşuluyorsa toplum duymalı”

Bazı paneller vardır, insan görmese eksik kalır. Bazıları da vardır, insan görür ve keşke bütün memleket görseydi diye düşünür.

Bu da işte öyle bir paneldi.

Batman Barosu bu süreçte sadece hukuk konuşmadığını, bölgeyi, Türkiye’yi, kimliği, kültürü ve barışı birlikte düşündüren bir rol üstlendiğini çok net gösterdi.

Teşekkürler Batman Barosu.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ