Gerek var mıydı bu gerginliğe?

Gerek var mıydı bu gerginliğe?

Şu sıcaklarda ayılıp bayılmamak için gölge ararken, kendimi sağduyu çağrısı yaparken buldum.

Sanırım birileri hep haklıydı; coğrafya kaderdir!

Termometre 49’u, hissedilen ise resmen “tövbe estagfirullah’ı gösteriyor.

Kavurucu sıcaklar yetmedi, bir de yıkım harareti çıktı başımıza.

Ne gerek vardı sahiden, demeden geçemedim.

Ama bu yazı ne şiş yansın ne kebap yazısı değil, baştan söyleyeyim.

Bu yazıda ocak komple sönmesin yeter...

Sezen Abla boşuna dememiş: "Masum değiliz hiçbirimiz”

Şair ağabeyimiz Tuğrul Asi Balkar da o dizeleri tevekkeli yazmamış:

“Dünya kirletilmişse, üstümüze sıçramış bir şey vardır mutlaka…”

Yani kimse sütten çıkmış ak kaşık değil.

Yani herkes, sıçrayan çamurdan biraz nasibini almış.

Gelelim Batman’a…

Hayır hayır, Yarasa Adam olarak suçlularla mücadele eden kahraman karakter Batman değil!

Bildiğimiz; sıcağıyla bizi son günlerde kasıp kavuran, köy ile şehir arasında gide gele harap ve bitap düşen güzelim şehir Batman!

Valilik, encümen kararıyla gözünü kırpmadan, Kösetarla ve Akça kırsalında kurulan 56 bungalov ve hobi bahçesini ‘puf’ diye yerle bir etti.

Bildiğin, epey gözünü karartmış yani...

İş makineleri sabah selamıyla köylere dalmış, ne var ne yoksa ortadan kaldırmış…

Geriye bir avuç kırık ahşap, üç beş çay bardağı ve tek ayaklı sandalyeler kalmış.

E tabi ortalık epey karıştı.

Ağlayan da oldu, dizine vuran da…

"Yandım Allah!" diyerek kendini benzinle yakmaya kalkan bile oldu (ki bu sıcakta kibrit çakmaya gerek bile yoktu).

Yetmedi, akşam saatlerinde kalabalık bir grup, protesto yürüyüşü yaptı.


Sloganlar, slogan değil, resmen kavga eder gibiydi:

"Ne istediniz bizim minik hobi bahçelerimizden?"

Şimdi lütfen biraz sakinlik...

Topluca, durup düşünelim.

Eğri oturup doğru konuşalım.

İbo’nun sesi de hafiften gelsin:

"Allah’ım, neydi günahım, ben nerede yanlış yaptım?"

Cevap basit aslında: Yıkılan yapıların bir ruhu vardı ama ruhsatı yoktu.

Kabul edelim: Kimse gidip belediyeye “Ben şuraya üç metrekarelik hayal dikeceğim, bir ruhsat da alayım” dememiş.

Oysa bu ülkede taş üstüne taş koyarken bile izne tabisin. İster ev yap, ister tavuk kümesi.

Kümesin bile ruhsatı var, yahu!

E şimdi sormazlar mı adama: Çocuğunun harçlığını biriktirip yaptığın o bungalov için hiç mi durup düşünmedin, izin alayım diye?

Hiç mi korkmadın, ya biri gelir, dozeriyle ezer geçerse diye…

Ama kabul edelim, yıkılanlar da villa değildi.

İşin ironisi tam burada:

Deprem açısından riskli yapılar mıydı? Pek sayılmaz.

Çevre felaketine mi neden oluyorlardı? Hayır.

Görüntü kirliliği mi yaratıyorlardı? Yoooo…

Devletin güveliğini mi tehdit ediyorlardı? Sanmam.

Hepsi küçük, mütevazı, bahçesinde nane sele yapıp instagram’a atmalık yapılardı.

Kimisi emeklilik hayalini dikmişti o bahçeye, kimisi haftalık stresini gömmek için. Ve şimdi hepsi bir dozerin kepçesinde birer yıkık hatıra...

Velhasıl kelam…

Vali Bey giderayak “temizlik operasyonu” başlatmış.

Helal mi?

Prosedüre göre: Evet!

Vicdana göre: Tartışılır!

Ama adam pozisyonunu belli etmiş: “Yanlışa müsaade etmem. Ruhsat yoksa, hobi falan tanımam”

Peki ya biz? Ne zaman öğreneceğiz, öylesine yaşamamayı!

Ne zaman öğreneceğiz, hayatı ciddiye alarak yaşamayı?

Ne zaman baba ne zaman?

Her neyse…

Ne sadece devlet haklı!

Ne sadece halk mağdur!

Ama kesin olan şu: Bu sıcaklarda en çok ihtiyacımız olan şey biraz gölge, biraz sağduyu idi!

Onu da bulamadık…

Yarabbi çok şükür!

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
Fidan Özerdem
Fidan Özerdem 10 ay önce
Devlet, devletliğini yapıyor. Vatandaş da vatandaşlığını bilecek. Devletin kestiği parmak acımaz.