Hey Morocco…
- 29-10-2025 10:02
- 29-10-2025 10:11
- 808
Fas mavisi gerçekten var mıydı?
Vardı.
Hem de sadece duvarda, kubbede değil.
Gözde, ruhta, her nefeste vardı.
5 gün boyunca dibine kadar yaşadım.

“Mavi” bir yerden sonra renk değil duygu oluyor, benden söylemesi.
Seyahatim Sabiha Gökçen’den başladı. 4,5 saat süren vizesiz bir uçuşla kendimi Atlas Okyanusu kıyısında, Casablanca’da buldum.
Merhaba Morocco.
Merhaba mavinin bin bir tonu.
DANS EDEN ŞEHİR MARAKEŞ
İlk rotamız Casablanca’dan yaklaşık 2 saat mesafedeki Marakeş oldu. En fazla dikkatimi çeken şey ise siyahi insanların dupduru Fransızca’sı oldu. “Neden bu kadar Fransızca konuşuluyor?” diye sordum.

Cevap tokat gibi:
Sömürge. “Allah hiçbir millete zulüm, baskı ve sömürge göstermesin” dedim, kendi ülkemiz için de dua ettim.
Ama garip bir çelişki: Geçmişin yükü hâlâ dururken, hayatın ritmi asla eksilmemiş. Esnaf satış yaparken türküler söylüyor.
Şehir resmen dans ediyor.
Ben Hatice Türkan, seyahat arkadaşları. Emine Tuncer, Zerrin Delen ve süper rehberimiz Nabila. Dörtlü kadro sokakların tozunu yuttuk. Jamaa El Fna Meydanı’nda çarşı pazar gezdik. Yöresel kıyafet Cellebaları denedik.

Beğendiklerimizi üstümüze geçirdik. Batman’da giymek için sabırsızlanıyorum. Giydiğimde “bu da neymiş” demeyin sakın, moda anlayışınıza küçük bir Marakeş molası verin.
Burada pazarlık sadece ekonomik değil, kültürel bir etkinlik. 700 dirhem dedikleri ürünü 200 dirheme aldığımız oldu.
Atlı faytonlar, sokakların renkli figürleri. Görüntü şahane, pozlar tamam. Ama hijyen derseniz... Batman’da temizlik çıtası Everest olmuş meğerse.

Ertesi gün meydanda sokak lezzetlerine gömüldük. Jamaa El Fna adeta bir açık hava gösterisi: Yılan dansçıları, dövmeciler, şovmenler, kırmızı şapkalı geleneksel müzisyenler… Aromalar havada uçuşuyor. Haşlanmış yumurta, tencerede kaynayan kuskus, ızgaraya konulan çöp şişler…

Birer tane Aker Fassi aldık:
Nar kabuğu ve haşhaş çiçeğinden yapılmış doğal ruj. Suyu ekle, karıştır. Hem allık hem ruj. Resmen “bitkisel makyajın kralı”

Ve evet, deve kellesi de denedim. Önce sordum:
Temiz mi?
“Her sabah denetim ve kontroller yapılıyor” dedi, rehberimiz Nabila. Ee benden günah gitti.

Tabağı çektim önüme, ekmeği bandıra bandıra yedim. Beklediğimden çok daha lezzetliydi. Kulağa itici gelebilir ama damakta efsane.
Türk olduğumuzu duyan her esnaf “Aramam, sormam bir dahaaa…” diyerek başlıyor şarkıya. Bir de ağızlardan düşmeyen Türkçe bir cümle: “Hasan Şaş, yavaş yavaş”

Sonraki durağımız Dar El Bacha Sarayı. O kapılar yok mu o kapılar… Sanat eseri değil, sanatın kendisi. Fotoğraf sevdalıları için tam bir görsel ziyafet.
İçerideki Bacha Coffee ise başka bir boyut. 1910’dan beri kahve kokan bu mekânda 200’den fazla kahve çeşidi var. Ama dikkat:
1 saat sıra bekledik. Sonunda dedik ki:
“Bu bir kahve için fazla” Ve çıktık. Ama aklım halen orada.

Ertesi gün ver elini Musée Yves Saint Laurent.
Yakından bildiğimiz YSL markasının Marakeş’teki izleri...
Bahçesinde dev bambular, sukkulentler, kaktüsler...
Maviler, yeşiller, sarı ve turuncular sanki halay çekiyor.
Adeta bir ressamın fırça darbeleriyle kurulmuş bir evren.
Giriş biletini önceden alın, yoksa kapıdan bakmakla yetinebilirsiniz.
Fas gezimin zirvesi:
Chez Ali Gösterisi.
Saat 19.00'da kapıdayız. Yodel sesleriyle karşılandık.

Bizim Kürtlerdeki zılgıtın Afrika versiyonu diyebiliriz. Koca alan:
Mağara tipi çadırlar, heykeller, geleneksel danslar.
Harira çorbası,
Dev tepside et tandır,
Bol sebzeli ve tavuklu kuskus,
Meyve tepsisi,
Yeşil nane ile demlenen Fas çayı. Damaklar bayram etti.

Sonra ışıklar karardı, meydanda sessizlik… Ne oluyor, dedik.
Büyük bir gürültü ile atlılar geldi. Silah sesleri, danslar, tahtta gelen gelin…
Uzun dakikalarca süren havai fişek şöleni.
Adeta bir Fas masalı sahneye taşınmış.
Sonradan anladım.
Cez Ali, geleneksel Fas düğünlerinin tiyatral gösterisiymiş.
Ertesi sabah yönümüzü Casablanca’ya döndük.
2 saatlik yolculukla tekrar Atlas Okyanusu kıyısındayız.

Koşar adımlarla II. Hasan Camii’ye vardık. 210 metrelik minaresiyle gökyüzünü deliyor. Denizin üzerine kurulu gibi. Sadece mimari değil, bir duruş:
“Buradayım” diyor.
Dünyanın en büyük camilerinden biri.
Gez gez bitmiyor.
Tarihi fırına gittik.
Pâtisserie Bennis’te geleneksel Fas tatlıları denedik.
Bademliler enfesti. Casablanca, Marakeş’e göre daha kurumsal, daha derli toplu. “Gel burada yaşa” diyor sanki.

Ve ben, Atlas Okyanusu’na bir kez daha döndüm. Derinlik dedikleri şey bu işte. Hey okyanus…
Sen, şairlerin ilham perisi olabilirsin.
Boğa burcu olarak tabi ki yemeklere özel ilgim vardı. Kahvaltıda et benefid, enerji tabağı ve gözleme çeşitlerini tadımladım.
Fas’ta zeytinyağı değil argan yağı başrolde. Her köşede argan çekirdeği döven kadınlar var.
Hem üretici hem sanatçı gibiler.
Casablanca Trova’daki deniz ürünleri tabağı ise hâlâ aklımda.
Ama orada en çok neyi özledim biliyor musunuz? Hüseyin ve Dilovan’ın elinden sade bir Türk kahvesi içmeyi. Fas’ta 200 çeşit dünya kahvesi var ama Türk kahvesi yok.
Giderken yanınıza mutlaka 2-3 paket Mehmet Efendi Türk Kahvesi alın, bana dua edeceksiniz.